Kan, kaynağı insan olan, benzersiz, hayat kurtarıcı, biyolojik bir maddedir. Ortalama bir kişinin kilogram başına yaklaşık 70 mililitre ( 70 ml / kg ) veya 70 kilogramlık bir kişinin yaklaşık 5 litre kanı vardır. Kan hacminin yaklaşık % 50 – 60 ‘ı sıvı, geri kalan bölümü ise hücrelerden oluşur. Plazma adı verilen sıvı kısmın yaklaşık % 90’ ı sudur. Geri kalan % 10’ u iyonlar, glukoz, aminoasitler ve diğer metabolitler , hormonlar ve çeşitli proteinlerden oluşur. Serum, plazmanın pıhtılaşma faktörleri ve fibrinojenin uzaklaştırılmasından sonra geriye kalan kısmıdır. Kan hücreleri eritrositler ( kırmızı kan hücreleri ), lökositler ( beyaz kan hücreleri ) ve trombositler ( kan pulcukları ) olarak ayrılır.
Grip Nedir?
Grip Nedir?
Grip influenza virüslerinin neden olduğu, dönem dönem büyük çapta salgınlarla seyreden, çocukluk çağındaki olguların hastaneye yatışlarını gerektiren, komplikasyonlara zemin hazırlayan, yaşlılar ve süreğen hastalığı olanlarda ölümlere neden olabilen solunum yollarının bulaşıcı, önemli bir enfeksiyon hastalığıdır. Ani başlayan ve yüksek ateşle (>38 0C ) seyreden GRİP’te olguların büyük bölümü hastalığı ayakta geçiremezler, yatağa düşerler. Continue reading
Üst Solunum Yolu Enfeksiyonları
Üst Solunum Yolu Ne Demektir?
Üst solunum yolu deyince burun, sinüsler, yutak (farinks) ve gırtlak (larinks) anlaşılır. Bu bölgelerin iltihaplarına da üst solunum yolu infeksiyonu (genel olarak ÜSYE şeklinde kısaltılır) denir. Üst solunum yolu; kulak ve alt solunum yolları ile bağlantılıdır.
Üst Solunum Yollarında Ne Gibi İltihaplar Olur?
Aslında teorik olarak nezle, grip, farenjit, sinüzit, larenjit, gibil tihapların hepsi üst solunum yolu enfeksiyonu kapsamına girer. Gribal enfeksiyon veya rinofarenjit gibi isimler de aynı anlamda kullanılır. Ancak uygulamada sinüzit veya bazı spesifik iltihaplar bu kavramın dışında tutulur. ÜSYE’ye daha çok virüsler neden olsa da hemen her zaman bakteriler de üzerine eklenir. ÜSYE denilince genel olarak nezle veya grip anlaşılır. Farenjit bu durumlarla beraber sıklıkla vardır. Continue reading
KIZAMIK
Tanım :
Kızamık, yüzyıllardan beri en sık rastlanılan çocukluk çağı döküntülü hastalığıdır. Sağlık koşulları iyi olan toplumlarda kızamığın neden olduğu kötü sonuçlar ve buna bağlı ölüm oranı azalmış durumdadır. Kızamıkta ölüm oranı ortalama %3’tür. Ancak 1 yaş altında %15, malnutrisyonlu çocukta %20, uzamış ishalle birlikte görüldüğünde ise %25’e kadar çıkabilmektedir. Son yıllarda, kızamık aşısının yaygın olarak uygulanabildiği toplumlarda hastalık sıklığı da çok azalmıştır.

ŞARBON HASTALIĞI
“Çoban çıbanı, karakabarcık, malignat pustule, malignant charbuncle, charbon, hematic anthrax, bacterial anthrax, splenic fever, woolsorters’ disease, ragpicker’s disease”
Şarbon, ot yiyen hayvanlardan insanlara bulaşan bakteriyel zoonotik bir enfeksiyon hastalığıdır.
Şarbon hastalığı, insanlarda ve hayvanlarda bilinen en eski hastalıklardan biri olmasına karşın, dünyada geri kalmış ve gelişmekte olan bazı ülkelerde hala görülen, zaman zaman hayvanlarda salgın yapan bir hastalıktır. Amerika Birleşik Devletleri’nde, 11 Eylül 2001 tarihinde yaşanan biyoterör eylemleriyle şarbon bütün ülkelerde yeniden dikkatleri çeken bir hastalık olmuştur. Continue reading
Boyun Ağrısında Öneriler
1-Boyun ve kol ağrılarında tedavinin en önemli basamaklarından bir egzersizdir. Doktorunuzun size önerdiği egzersizleri düzenli yapınız. Egzersiz öncesi ve sonrası ısınma ve soğuma dönemlerine dikkat ediniz.
2-Sigara, hem genel sağlık problemlerine nende olduğundan, hem de öksürüğe neden olarak ağrı yakınmalarınızı artıracağından sizi fazlasıyla rahatsız edecektir. Sigara kullanmayınız. Sigar içilen ortamlardan uzak durunuz.
3-Fazla kilo, özellikle yük binen eklemlerde, eklemlerin ve eklem çevresinin yapısını bozarak kıkırdak hasarına neden olur, duruşu bozar. Boyun ve kol ağrılı hastalar fazla kilo aldıklarında yakınmaları daha da artar. Fazla kilolarınızdan düzenli bir tedavi ile kurtulunuz. Continue reading
Osteoartirit – eklem kireçlenmesi
Osteoartirit
Osteoartirit Nasıl Bir Hastalıktır?
Osteoartirit (eklem kireçlenmesi) en sık görülen eklem hastalığıdır. Eklem kıkırdağının yapısının bozulmasına, aşınmasına, incelmesine ve hatta kaybına neden olur. Ayrıca eklem kıkırdağının altındaki kemik dokusunda da değişiklikler sonucu kemikte büyümeler ve eklem kenarında çıkıntılar gelişir. Sonuçta osteoartirit eklemlerin normal yapısını bozarak, hareketlerde kısıtlanmaya ve ağrıya neden olan bir hastalıktır. Continue reading
En keyifli antioksidan kakao
Her haliyle onlarca fayda sağladı, tadı damağımızda kaldı. Ebegümecigillerin bu harika çekirdeği kakao keyif ve mutluluğun ilacı oldu.
Su ve baharatla karıştırıldı, dinsel ayinlerde kullanıldı. Yağı üretildi bronzlaştırdı. Süte katıldı, tozu ve yağı karıştırılınca dünya harikası çikolata ortaya çıktı. Her haliyle onlarca fayda sağladı, tadı damağımızda kaldı. Ebegümecigillerin bu harika çekirdeği kakao keyif ve mutluluğun ilacı oldu.
Başta Güney Amerika olmak üzere Batı Afrika, Batı Hint adaları ve tropiklerde yetişen ve doğal yetiştirme alanı And Dağları’nın etekleri olan kakao, düzenli yağmur alan randımanlı topraklarda yetişiyor. Kocaman bir zeytin çekirdeği şeklinde olan bu kahverengi bitkinin her birinin içinde 20-25 çekirdekçik bulunuyor. Dünyada 70 bin kilo metrekare üzeri bir ekim alanına sahip olan kakao tohumları hemen ya da bir süre sonra mayalandırılıyor ve ardından kurutulup, acı lezzeti kaybolunca kavruluyor, un haline getirilip yağı alınıyor ve yeniden öğütülerek toz hali elde ediliyor. Üretiminin yüzde 40’ı Fildişi sahillerin de gerçekleşiyor. Onu başta Gana olmak üzere, Endonezya ve küçük miktarlarda üretim yapmakla birlikte Brezilya, Nijerya ve Kamerun takip ediyor .Orta Amerika’ya Mayalar tarafından getirildiği düşünülen kakao, mutfaktakiler için şüphesiz eşi benzeri bulunmaz bir malzeme. Sayısız tatlı, pasta, kurabiye yapımında kullanılan kakao, benim için en çok sütle karıştığında şaha kalkıyor. Kış günleri hem lezzet, hem de sağlık için sıcacık kakao içmeyi ihmal etmeyin. Bilim adamlarının Kızıl derili “Cuna” kabilesi üzerinde yaptıkları araştırmalara göre, haftada 40 fincan kakao içen kabile bireyleri, kakaonun içinde bulunan etken madde ‘epicatechin’ sayesinde Panama’da yaşayan diğer halklardan daha uzun yaşamakta ve ileriki yaşlar da Alzheimer hastalığına da yakalanmamaktalar. Kabilenin çoğunluğunun doğumdan ölüme kadar içtiği tek şey kakao.
Ancak kakaoyuda kararında tüketmekte fayda var. İçin de bulunan etken maddelerden dolayı fazla tüketildiğin de çarpıntı ve baş ağrısına neden olurken, sinirlerin yorulmasına ve sinir zafiyetine sebep olabiliyor.Yağı ağır olduğu için karaciğeri yoruyor.
Faydalarıyla kakao
Kalp, felç, kanser ve diyabet riskini azaltıyor. Çekirdeğinde bulunan “flavanol” maddesi beyne fazla oksijen gitmesini sağlıyor ve ileri yaşlardaki bellek sorunlarını azaltıyor. İdrar söktürücü etkisi olduğu gibi hazmı kolaylaştırıyor. Bağırsak ve idrar yolu spazmlarını çözümlüyor. Göğüs ucunda oluşan çatlak ve yaraların azalmasında etkilidir. Uyarıcı etkisiyle yorgunluğu giderir ve vücuda dinçlik verir. Yağı vücuda sürüldüğünde güneşin zararlı etkilerini azaltır, cilt koruyucu olarak görev yapar. Kakao, kırmızı şaraba oranla iki, yeşil çaya oranla üç kat daha fazla antioksidan madde içeriyor. Çikolatanın kalori sorunu yaratmasından ötürü yoğun çikolata tüketimi yerine kakaoyu tercih edin.
Denge bozukluğu yapan hastalıklar
Denge, hareket sistemimizin uyum halinde çalışmasıdır. Bu uyum, sağlıklı bir insanda vücut gerek istirahatta, gerekse hareket halinde iken geçerlidir. Gözlerden, iç kulaktaki denge organından, tüm kaslarımızdan, eklemlerden iç organlardan kalkan uyarılar denge merkezine gider. Denge merkezi bunları algılar, işler ve hazırlar. Tabii bunlar çok kısa sürede olmaktadır. En sonunda göz kaslarına, kol, bacak ve diğer vücut kaslarına emirler gider. Kaslar da o anda hangi pozisyonda olması gerektiğine karar vererek kimisi kasılır, kimisi gevşer. Bu şekilde vücudumuzun her durumda dengede kalması sağlanır. Denge bozukluğuna yol açan hastalıklar bazen çok şiddetli baş dönmesine neden olurken, bazen de sadece bir dengesizlik şeklinde karşımıza çıkarlar. Baş dönmesinde etrafımızdaki tüm eşyalar şiddetle dönerken, aynı zamanda bulantı kusma da olur. Bu şekilde tanımlanan tablodan daha çok iç kulakla ilgili hastalıklar sorumludur. Dikkatler o tarafa yöneltilir. Sanki bir hastalık ismi imiş gibi algılanan vertigo tanımı da tamamen buna uyar. Yani gerçek baş dönmesinin yabancı dildeki karşılığı vertigodur. Vertigo bir hastalık ismi olmayıp, çeşitli hastalıklarda ortaya çıkan baş dönmesinin karşılığıdır. Dengesizlik diye tanımlanan klinik tablo ise, hastalar tarafından yer ayakların altından kayıyormuş, yaylı yatak üzerinde ya da hareket halindeki trende yürüyormuş gibi, arkadan itiliyor ya da çekiliyormuş gibi, başta boşluk hissi gibi çeşitli şekillerde anlatılmaya çalışılır. Bu durum gerçek baş dönmesinden farklıdır. O zaman nedeni bulmak için, iç kulakla birlikte tüm sistemleri içeren daha kapsamlı bir araştırma gerekir.
EN SIK RASTLANAN BAŞ DÖNMESİ VE DENGE BOZUKLUĞU NEDENLERİ
1- Baş Pozisyonuyla Ortaya Çıkan Vertigo, Baş Dönmesi
Baş hareketleriyle ortaya çıkan halk arasında da iç kulak kristallerinin yerinden kopması olarak tanınmaya başlayan ve tıbbi adı “Bening Paroksismal Pozisyonel Vertigo” olan hastalık.
Yataktan kalkma, yatakta bir yandan diğerine dönme, alışverişte üst raflara bakma, ayakkabı bağlamak için eğilme ve arkaya dönme sırasında yapılan baş hareketleri baş dönmesini tetikler.
Baş dönmesinin süresi 15–30 saniye kadardır. Gün içinde defalarca olabilir.
Bulantı olabilir, kusma görülmez.
İşitme sorunları da yoktur.
İç kulakta, yani denge organı içindeki yarım daire kanallarında kristallerin yerinden oynamasına bağlı ortaya çıkan baş dönmesi sebebidir.
Baş dönmesi için verilen ilaçlarla düzelmez.
Belli baş manevraları ile tanı konularak kolaylıkla tedavi edilebilir.
Tekrarlayabilen bir hastalıktır. Bu durumda da aynı tedavi uygulanır.
Daha çok genç ve orta yaş grubunda görülmektedir.
2- Memiere Hastalığı da Krizler Şeklinde Baş Dönmesi Yapıyor
Bu hastalıkta ilk krizler hastayı çok tedirgin edip korkutur. Baş dönmelerinin süresi birkaç dakika ile 24 saat arasında değişir, genellikle 2–3 saatlik bir kriz yaşanır. Her yaşta görülüyorsa da daha çok orta yaşta ortaya çıkar. Kadınlarda biraz daha fazla görülmektedir.
Başlıca belirtileri:
Ataklar halinde baş dönmesi
İşitme sorunları (başlangıçta dalgalı sonra sabitleşen işitme kaybı)
Kulakta çınlama
Kulakta basınç hissi
Bu hastalığın tam nedeni belli değil, alerjik, anatomik, metabolik, bağışıklığa bağlı, enfeksiyöz faktörler ileri sürülse de, gerçek nedeni bilinmiyor. İç kulakta endolenf denilen sıvının fazlalığı ve basınç artışına bağlı olarak görülüyor.
Hastaya tuzsuz diyet önerilir. Şarküteri ürünleri, tuzlu peynir ve salamura türü tuzdan zengin gıdaların alınması azaltılır.
Aşırı kafein tüketilmesi kısıtlanır. Çay içilebilir, fakat aşırı kahve ve kolalı içecekler sakıncalı olabilir. Bu nedenle azaltılmalıdır.
Sigara kesinlikle yasaktır.
Alkolün azaltılması gerekir, özellikle şarap ve bira atakları arttırmaktadır.
Katı yağlı yiyecekler, unlu gıdalar, kızartmaları pek önerilmez.
Tıbbi tedavi olarak çeşitli ilaçlar kullanılır.
Bir süre sonra yarar görmeyen hastalarda orta kulağa yönelik enjeksiyonlar uygulanabilir.
Söz konusu diyet ve ilaç tedavilerine yanıt alınamayan hastalara cerrahi tedavi uygulanabilir.
Farklı cerrahi yöntemler vardır. Bunlar içinde en iyi sonuç veren “vestibüler nörektomi” ameliyatı ile denge siniri kesilmektedir. Son çare olarak yapılan bu ameliyatta, beyin sapından iç kulağa giden sinir kesilmektedir. Özel eğitim gerektiren bir ameliyattır.
Meniere ve migren hastalığının bir arada olduğu tablo da sık görülür. Baş ağrısı ve baş dönmesi birliktedir. Bu grupta yer alan hastalar ilaç tedavisinden yarar görürler. Stresli, mükemmeliyetçi kişilerde, mali ve yönetimle ilgili işlerle uğraşan ve her şeyi kendine dert edenlerde daha sık rastlanmaktadır. Migrene yönelik tedavi verilince baş dönmesine de etki eder. Antidepresanlar ve migren ilaçları birlikte kullanılarak tedavide başarılı sonuçlar alınmaktadır.
3- “Vestibüler Nörit”Te İşitme Sorunu Yok, Baş Dönmesi Var
İşitme sorunu olmayan bu hastalarda baş dönmesi daha uzun sürer. Birkaç güne kadar uzar. İki haftaya kadar uzar ama her geçen gün hafifleyen bir viral hastalık tablosudur. İlaç tedavisi ile baş dönmesi krizleri hafifletilir, ikinci aya kadar tamamen iyileşirler.
4- “Labirentit” Kronik Orta Kulak İltihabı, İlaç Ya Da Menenjite Bağlı Oluyor
Labirentit olarak adlandırdığımız iç kulağın iltihapları, kronik orta kulak iltihabına bağlı olarak gelişebildiği gibi, menenjite ve ilaçlara bağlı da gelişebilir. İşitme ve denge kaybı yönünden çok ciddi bir hastalık tablosudur. Bu grup içinde daha hafif seyreden tablo ilaçlara bağlı labirentitlerdir. Bu ilaçlar ototoksik etkilerinden dolayı işitme ve denge bozukluğuna neden olabilir.
Bunlar hangi ilaçlardır?
Aminoglikozit türü antibiyotikler: Bunlar idrar yolu enfeksiyonlarında ve cerrahi enfeksiyonlarda ve tüberküloz tedavisinde kullanılır. Denge ve işitmeyi bozduğundan, artık hekimler bu ilaçların yerini tutacak diğer antibiyotikleri tercih etmektedirler.
Aspirin
Kinin gibi ilaçlar en başta yer alan kulağa zarar verebilecek ilaçlardır.
5-Santral Kökenli Baş Dönmeleri:
Klinik seyri daha masumdur, ama çok daha ciddi sonuçlara yol açabilir. Beyin ve beyincik kanamaları ve enfarktüsleri, kafa içindeki çeşitli tümörler, anevrizmalar, MS hastalığı (Multipl Skleroz), denge bozukluğuna yol açar. Bu hastalıklarda baş dönmesinden ziyade denge bozukluğu görülür. Daha yavaş seyirli ve daha silik bir tablodur, o yüzden gözden de kaçabilirler. Diğer nörolojik belirtilerin de irdelenmesi çok önemlidir. Görme bozuklukları, çift görme, konuşma bozukluğu, sarsak yürüyüş (ayakları açarak ördek gibi yürür). Yüzde, elde, kolda felç ve motor kusurlar vardır, duysal kusurlar ve his kayıpları görülür. Tüm bunlar denge bozukluğu ve baş dönmesiyle bir arada olduğunda ciddi bir tablonun olduğuna işaret ederler.
6- İleri Yaşlarda Görülen Baş Dönmeleri:
İleri yaşlarda görülen bir başka baş dönmesi nedeni, “Vertebrobaziler Yetmezlik” tir.
Baş pozisyonunun değişmesiyle beyin kan akımında azalma, ardından denge bozukluğu ortaya çıkar. Baş dönmesi, görme bozuklukları, işitme bozuklukları da olabilir. Tek başına baş dönmesi de olabilir. Bu hastaların çoğunda aterosklerotik damar hastalığı vardır. Ek olarak kemik erimesiyle birlikte omurların boyu da kısalarak kafa içine kan taşıyan damarlar iyice bükülür ve yeterli miktarda kanı iletemez. Boyun kökenli nedenler de olabilir. Spondiloz hastalığı ya da osteofitler (boyunda kireçlenme) nedeniyle bu yetmezlik ortaya çıkabilir.
7- Baş Dönmesi Yeni Adet Gören Genç Kızlarda Da Rastlanır:
“Baziler Migren” diye tanımlanan bu hastalığa, ergenlik çağında yeni adet görmeye başlamış genç kızlarda rastlanır. Şiddetli baş ağrısı ve baş dönmesi vardır. Kriz sırasında damarda spazm olur ve dengeden sorumlu bölgelere yeteri kadar kan gidemez ve o sırada kriz yaşanır. Yaşla beraber düzelebilen bir durumdur. Bu hastalar doğal olarak kriz esnasında çok fazla paniğe kapılırlar. Fakat neden açıklanınca bu sorun da ortadan kalkar.
8- Psikolojik Kökenli Olanlar Da Var:
Baş dönmesi insanın sosyal yaşamını alt üst edebilir. Ruhsal sorunlara da yol açabilir. Bunun tersi durumda söz konusu olup, ruhsal kökenli denge sorunları da ortaya çıkabilir. Bu tür psikojenik denge bozuklukları daha çok çeşitli sorunları olan genç kadınlarda görülmektedir. Baş dönmesi tanımlamaları çok tutarlı değildir, ifadeleri çok karmaşıktır. Mutlaka psikiyatr desteği alınmalıdır. Çok net baş dönmesi krizi yaşamazlar, daha çok dengesizlik tanımlarlar.
9- Senkop Atakları:
Her ne kadar hastalar baş dönmesi olarak ifade ederlerse de gerçek bir baş dönmesi değildir. Beynin kısa süreli kansız kalması, azalmasıyla ortaya çıkan, birkaç saniyelik bilinç kaybı ya da bayılma tablosudur. Düşük tansiyonda, nabzın yavaş atmasında, kalp kapakçık hastalıklarıyla yeterli kan pompalanamaması durumlarında ve kalp krizinin erken döneminde görülebilen tablodur. Gerçek baş dönmeleriyle ilgisi yoktur. Bu nedenle tedavileri de farklıdır. Antihipertansif ilaçlar, trisiklik antidepresanlar, antianjinal ilaçlar da bu tip denge sorunlarına yol açabilirler.
Allerjik Astım
Astım mast hücreleri, eozinofiller ve T lenfositler başta olmak üzere değişik hücrelerin rol oynadığı, hava yollarının kronik enflamatuar bir hastalığıdır. Kronik enflamasyon hastada difüz hava yolu obstrüksiyonuna ve hava yolu duyarlılığının artmasına (bronş hiperre-aktivitesi) yol açar.
Astım duyarlı kişilerde hava yollarındaki bu enflamasyon nöbetler şeklinde gelen öksürük, nefes darlığı, hışıltılı solunum (wheezing), göğüste sıkışma hissine neden olmaktadır ve yakınmalar özellikle gece ve sabaha doğru ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan semptomlar difüz hava yolu obstrüksiyonuna bağlıdır. Hava yolu obstrüksiyonu değişik derecelerde olup, genellikle evesibldir yani spontan olarak veya tedavi ile düzelebilir (KOAH’tan ayırıcı özelliğidir). Temel patolojik olaylar özetle şöyledir.
• Geri dönüşümlü hava yolu obstrüksiyonu
• Kronik hava yolu enflamasyonu
• Hava yolu duyarlılığında artış (bronşiyal hiperreaktivite)
Allerjik ve non-allerlik olmak üzere iki tip astım vardır.
Ekstrensek (alerjik) astım: IgE bağımlı mekanizmalarla oluşur ve genellikle dış faktörlere bağlıdır. Ekstrensek astım genellikle atopisi olanlarda görülür. Fakat atopi olmadan da gelişebilir (mesleksel astım). Çocukluk astımının %80-90′ı ekstrensek astım iken, erişkinlerde bu oran %25-50′dir. Deri testleri pozitif, serum IgE ve eozinofil düzeyleri yüksektir.
İntrensek (non-alerjik) astım: IgE’ye bağlı olmayan mekanizmalarla gelişir. Hava yolu enflamasyonuna neden olan faktörler henüz bilinmemekle birlikte izosiyanat gibi ekstrensek faktörler, enfeksiyon ve psiko-sosyal stres gibi intrensek faktörler, aspirin ve diğer nonsteroid enflamatuar ajanlar interensek astıma neden olur. Genellikle 30 yaş üstünde görülür. Cilt testleri negatiftir, non-spesifik bronş provakasyon testi pozitif bulunur.

