KUŞ GRİBİ (AVIAN INFLUENZA)

Dünyada ilk kez 1878 yılında İtalya’da tavuklarda tanımlanmıştır. Yüksek düzeyde mutasyonlara ve değişimlere eğilimli bir virüs olup, 15 hemaglütinin (H) alt tipi ve 9 nöraminidaz (N) alt tipi mevcuttur. Kanatlı hayvanlarda görülen bütün yüksek patojeniteli epidemilerin , influenza A virüsünün H5 ve H7 serotiplerinden kaynaklandığı bildirilmektedir.
 

 Hastalığın rezervuarı göçmen su kuşları, özellikle de yaban ördekleridir ve enfeksiyona dirençlidirler. Enfekte olan kuşlar virüsleri, salya, burun akıntısı ve dışkılarıyla etrafa yayarlar. Bunlarla temas eden duyarlı kanatlı hayvanların(hindi, tavuk v.b.) hastalığa yakalanması sonucu da büyük salgınlar ortaya çıkar. 
Hastalığın kanatlı hayvanlardaki belirtileri hayvan türüne ve virüsün hastalık tipine göre değişir , genellikle belirtilerin ortaya çıkmasından iki gün sonra hayvanlar ölmektedir.

Kanatlı hayvanlarda görülen bulgular :

Ciddi depresyon, azalan aktivite, yem yemede azalma,
Bir araya toplanma, tüylerde bozukluk, başta ve yüzde ödem, tüysüz deride siyanoz,
Solunum sistemi belirtileri : Öksürük, aksırık, burun akıntısı, solunum seslerinin belirginleşmesi, aşırı göz yaşarması,
Sinirsel belirtiler,
Yumurta veriminde azalma ve
İshaldir.
Avian influenza virüsünün normalde kuşlar ve domuzlar dışındaki türlerde ve insanlarda hastalık yapmadığı bildirilmekle birlikte , 1997 yılında Hong Kong’da kümes hayvanlarında meydana gelen ve virüsün H5N1 serotipinin sebep olduğu salgında 18 kişide şiddetli solunum yolu hastalığının belirlendiği, etkenin de kümes hayvalarında salgına yol açan avian influenza A serotipiyle aynı olduğu ilk defa bildirilmiştir.

Hastalık insanlara, enfekte hayvanlara veya enfekte hayvanların dışkı, burun salgıları vb. materyalleri ile kontamine olmuş yüzeylere temas sonucu ya da kontamine materyallerden havaya karışan virüslerin solunması ile bulaşabilmektedir.

İnsandan insana bulaşmanın olmadığı virüsün, kesin olarak kanıtlanmamakla birlikte, yapısındaki bir takım değişiklikler (mutasyon) ile insandan insana bulaşma niteliğine sahip olabileceği belirtilmektedir. Bundan dolayı ülkeler çalışmalarını, bütün dünyayı etkileyebileceğini tahmin ettikleri bir H5N1 salgınına odaklamışlarıdır.

İnsanlardaki influenza A H5N1 serotipinin sebep olduğu enfeksiyonlarda ishal, ateş, boğaz ağrısı, oksürük, solunum güçlüğü ve viral pnömoni gibi solunum sistemine ait belirtiler görülmektedir.

KUŞ GRİBİ (AVIAN INFLUENZA) LINKLERI

 

Anemi (Kansızlık – Anemia)

Tanım:
Kandaki hemoglobin veya hemotokritin düşmesi sonucu oluşan yaygın bir kan hastalığıdır.
Hemoglobin – Kanın akciğerlerden dokulara oksijeni taşıyan bölümüdür.
Hemotokrit – Belli bir hacimde bulunan kırmızı kan hücrelerinin oranının ölçüsüdür.
Anemi sıklıkla tek başına hastalık olmaktan daha çok başka bir hastalığın bulgusudur. Anemi sıklıkla hızlı kan kaybı, kırmızı kan hücrelerinin üretiminde düşüklük, artmış kırmızı kan hücreleri yıkımı nedenleriyle oluşur.
Bulgular:
Deride ,dudaklarda, avuç içlerinde, göz kapaklarının iç yüzeylerinde solukluk
Yorgunluk
Baş dönmesi
Sık nefes alımı
Hızlı kalp atımı
Mide barsak sisteminde huzursuzluk
Menstürasyon düzensizlikleri en sık görülen bulgularıdır.
Sebepleri :
Enfeksiyonlar
Ağır hastalıklar
Ağır tıbbi tedaviler
Zayıf beslenme
Kan kaybı gibi bir çok sebepten oluşabilirler.
Çeşitleri :
Birçok anemi çeşidi vardır. Bunların oluşum sebepleri ve tedavileri bir birinden farklıdır. En sık karşılaştığımız anemi çeşitleri;
Demir eksikliği anemisi
Megaloblastik anemi
Folik asit eksikliği anemisi
Sickle cell anemi
Coley anemisi (Thalassemia)
Tanı :
Anemi tanısı sıklıkla rutin kan testleri sırasında ortaya çıkar sonuçlarla konur. Bu tespit sonrasında tam fizik muayene ve anamnez alınır ve ek kan testleri uygulanır.
Tedavi:
Anemiye özel tedavi doktorunuz tarafından geçmiş tıbbi öykünüz, hastalığın derecesi, ilaçlara karşı duyarlılığınız değerlendirilerek verilir.
Sebep olan hastalığın ortadan kaldırılması
Vitamin ve mineral desteği
Diyet değişiklikleri
İlaç kullanımı
Kan nakli
Kemik iliği naklini içeren tedavilerden bir veya daha fazlası uygulanabilir.

Akne – Sivilce – Acne Vulgaris

Akne saç foliküllerinin ve yağ bezlerinin kronik bir hastalığıdır. Akne ciltteki gözenekleri tıkayarak silvilcelere, kistlere, iltihaplı apselere ve zaman zamanda skarlara neden olur.
Akne çok yaygındır. Akne çoğunlukla ergenlik çağında başlar. Ergenlik çağında androjenler olarak adlandırılan erkeklik hormonları hem erkeklerde hem de kızlarda artarak yağ bezlerini daha da aktif hale getirir ve buna bağlı olarak yağ üretimini artırırlar.
Akne nasıl gelişir?
Yağ bezleri kıl foliküllerinden derinin yüzeyine doğru taşınan yağı oluştururlar. Bununla birlikte kurumuş yağ, ölü deri hücreleri ve bakteriler kıl foliküllerini kaplayarak yağ bezlerinden salgılanan yağı durdurabilirler. Foliküller tıkandığında deri bakterileri (Propionibacterium acnes, veya P. Acnes olarak adlandırılırlar) foliküllerin içerisinde gelişerek şişlik, kızarıklık ve ağrıya neden olurlar. Aknenin gelişimi şu şekilde olmaktadır:
Kıl foliküllerinin tam tıkanması beyaz uçlara neden olur ( gözeneklerde yarı sert, beyaz renkli tıkaç)
İltihaplanma ve tahriş apselerin oluşmasına neden olur.
En sonunda , tıkanmış foliküller deriye yüzeyine içerdikleri yağı, deri hücrelerini ve bakterileri boşaltırlar. Bu seferde deri tahriş olur ve sivilceler veya lezyonlar gelişmeye başlar. Temel akne lezyonları komedo veya komedon olarak adlandırılır.
Aknenin farklı tipleri nelerdir ?
akne vulgaris; aknenin en sık rastlanan tipi, genellikle ergenlikle birlikte başlar.
kimyasal akne; belirli kimyasallara ve yağlara maruz kalmayla oluşur.
chlor akne; chlorine hidrokarbon kimyasallara maruz kalmayla oluşur.
tropikal akne; sıcak ve nemli ortamlarda oluşur.
Akneye ne sebep olur?
Ergenlik çağında artan hormon seviyeleri akneye sebep olur. Buna ek olarak, akne bazen ailesel olarak oluşur.
Akne oluşumunu sağlayan diğer nedenler:
Kadınlarda adet dönemlerinde oluşan hormon seviyesi değişiklikleri
Bazı ilaçlar (kortikosteroidler, lityum ve barbituratlar)
Saçlı derinin yağı, mineral veya yemeklik yağlar,
Kask, sırt çantası veya dar giysilerin bakısı sonucunda
Çevresel etkenler nedeniyle (yüksek nem oranı, kirlilik)
Akneler deri lezyonlarının kurcalanması ve kuvvetli yapılan deri temizliği nedeniyle artış gösterebilirler.
Aknenin semptomları nelerdir ?
Akne vücudun herhangi bir bölgesinde oluşabilir. Bununla birlikte akne sıklıkla yağ bezlerinin yüksek oranda bulunduğu bölgelerde oluşmaktadır:
yüz
göğüs
sırt
omuzlar
buyun
Aşağıdakiler aknenin en sık görülen bulguları olmakla birlikte her kişide meydana gelen bulgular farklılık gösterebilmektedir.
siyah uçlar
beyaz uçlar
pü ile dolu lezyonlar, bunlar ağrılı olabilir
nodüller ( katı, yükselmiş şişlikler)
Aknenin bulguları diğer cildiye hastalıklarınınkilerle benzerlik gösterebilmektedir. Tam olarak tanı koyabilmek için bir doktorun muayenesine başvurmak gereklidir.
Aknenin tedavisi:
Akne tedavisinin amacı iz kalmasını engellemek ve semptomları ortadan kaldırmaktır. Doktorunuz tarafından belirlenecek olan tedavi yöntemi:
aknenin ciddiyeti
tıbbi geçmişiniz
ilaçlara ve tedavi yöntemlerine karşı hassasiyetiniz
sizin görüşünüz göz önüne alınarak düzenlenir.
Tedavi akneyi geçirebilecek ilaçları da içerebilir. Aknenin seviyesine göre yüzeysel ilaçlar (direkt olarak cilt yüzeyine uygulanan) veya sistemik ilaçlar (ağız yoluyla alınan ilaçlar) doktorunuz tarafından reçete edilir.Bazı durumlarda hem yüzeysel hem de sistemik ilaçlar bir arada uygulanabilmektedir.
Akne tedavisinde kullanılan yüzeysel ilaçlar:
Yüzeysel ilaçlar krem, jel, losyon veya cilt için başka solüsyon yapısında olabilirler. Örnek verirsek:
Benzoyl Peroxide bakterileri (P.acnes) öldürüp yağ üretimini azaltırlar.
Antibiyotikler bakterilerin (P.acnes) üremesini durdurur veya yavaşlatırlar ve enflamasyonu azaltırlar (kızarıklık, ısı, ağrı)
Tretinoin yeni akne lezyonlarının oluşumunu durdururlar
Adapalene comedon oluşumunu azaltırlar
Azalaic acid bakterilerin (P.acnes) üremesini durdurur veya yavaşlatırlar ve enflamasyonu azaltırlar (kızarıklık, ısı, ağrı)
Akne tedavisinde kullanılan sistemik ilaçlar:
Sistemik ilaçlar orta ve ileri seviyedeki akneler için reçete edilirler. Akne tedavisinde ağızdan kullanılan antibiyotikler şunları içerir:
doxycycline
erythromycin
tetracycline
Ciddi, kistik veya enflame olmuş akne tedavisi:
Isotretinoin, Ciddi, kistik veya enflame olmuş akne tedavisinde reçete edilen ağızdan kullanılan bir ilaçtır. Isotretinoin yüzdeki yağ oluşumunu sağlayan yağ bezlerinin sayısını azaltır, derinin hücrelerinin dökülmesini azaltır ve kıl köklerine etkili olarak akne lezyonlarının ortaya çıkmasını engeller. Isotretinoin hastalarının yüzde doksanında ake lezyonlarını ortadan kaldırır.
Bununla birlikte bu ilacı kullanmanın bazı yan etkileri bulunmaktadır. Doktorunuzla ilacı kullanıp kullanmama konusunda ayrıntılı olarak görüşmeniz gerekmektedir.

Barsak Parazitleri

Temizliğe dikkat edilmeyen, çiğ sebze ve meyvelerin yıkanmadan yendiği evlerde hem yetişkinlerde, hem de çocuklarda görülebilen asalaklar, cinslerine göre çeşitli hastalıklara sebep olurlar.

Oksiyürler
İplik inceliğinde, sarımtırak beyaz renkte, boyları iki milimetre ile bir santimetre arasında değişen ve dışkı ile atılabilen bağırsak parazitleridir. Hastalık, oksiyür yumurtalarının ağız yoluyla alınması ile bulaşır. Yumurtalar dişi oksiyürler tarafından makat çevresine bırakılır. Makatta kaşıntı olmaya başlar. Çocuk kaşındığı zaman tırnak aralarına giren yumurtalar bir şey yerken ağız yoluyla tekrar bağırsaklara ulaşır. Kız çocuklarında üreme organına kaçan yumurtalar ve oksiyürler akıntılara sebep olurlar.

Tedavi:
*Oksiyürlerle mücadele ilaçlarla yapılır. *Doktor, bütün aile üyelerine aynı tedaviyi uygular.

Korunma:
*Çocukların tırnaklarının kısa kesilmesi *Kaşınmamaları için uyarılmalı *Tuvaletten çıktıktan sonra ve oyundan geldikten sonra eller mutlaka sabunla yıkanmalı *İç çamaşırları yıkanırken kaynatılmalıdır.

Askarisler
Oksiyürlerden daha tehlikeli parazitlerdir. Boyları 15 ila 40 santim arasında olduğu için, bunlara halk dilinde “bağırsak solucanları” adı verilir. Dişi solucanların yumurtaları dışkı ile atıldığından bu hastalık insan gübresi ile sulanan sebzelere bulaşır. Çiğ olarak, hele yıkanmadan, yenen sebzelerle birlikte ince bağırsağa ulaşan yumurtalar, burada açılarak larva(yavru) haline gelirler. Larvalar bağırsak zarını delerek kana karışırlar. Kan dolaşımı ile akciğerlere kadar gelir; iltihaplara sebep olurlar. Askarisler, safra kesesine kadar ulaştıkları takdirde sarılık ortaya çıkar.

DİKKAT: Askarisler yumurtlamak için tekrar barsaklara dönerler. Bazen yumrular halinde birleşerek barsak tıkanmalarına yol açarlar.
Tedavi:
Askarislerin tedavisi de oksiyürlerde olduğu gibi ilaçla yapılır ve tedavi bütün aile üyelerine uygulanır.

Korunma:
*Sebzeler mümkün mertebe çiğ olarak yenmemeli; yeneceği zaman bol su ile yıkanmalıdır. *Bunda da temizliğe son derece dikkat edilmeli; çocuklara temizlik alışkanlığı kazandırılmalıdır.

Tenyalar:
Tenyalar, askarislerden daha uzun olup boyları 4 ila 10 metre arasında değişmektedir. Başları topluiğne büyüklüğünde, gövdeleri yassı halkaların bir birine eklenmesi ile oluşmuştur. Tenyaların varlığı, bu parçaların koparak dışkıya karışması sonucu anlaşılır. Tenya yumurtaları da yine dışkı ile atılır. Yumurtalar büyükbaş hayvanların vücudunda konaklar veya larva haline dönüşürler. Dolayısıyla, insana da bu hayvanların etiyle bulaşır. İyi pişmemiş yahut çiğ olarak yenen etlerle insan vücuduna girer; barsaklarda yerleşirler. Tenyalar salgıladıkları zehirli maddelerle organizmayı etkiler, çeşitli rahatsızlıklara sebep olurlar.

Belirtileri:
*Dışkıda tenya parçalarına rastlanması *Baş dönmesi, karın ağrısı, kusma, ishal ve devamlı açlık duygusu
Tedavi:
*Tenyaları düşüren özel ilaç kullanılarak tedavi edilir.

Çengelli Kurtlar
Beyaz ya da sarımtırak renkte olan çengelli kurt, 8 milimetre ila 1,5 metre arası boydadır. Yumurtaları pis sularda gelişir. dolayısıyla çocuklara pis sulardan geçer. Onikiparmak barsağında yerleşir ve çoğalırlar. Kan emerek beslendiklerinden bir müddet sonra kansızlık ve sindirim sistemi bozukluklarına sebep olurlar.

Tedavi:
Doktor kontrolünde ilaçla yapılır. Yukarıda geçen temizlik kuralları şüphesiz burada da geçerlidir.

Kedi-Köpek Parazitleri
Kedi, köpek, tavşan gibi evcil hayvanların barsaklarında gelişen bazı solucan tiplerinin dişileri, yumurtalarını bu hayvanların dışkısına bırakırlar. Dışkı ile dışarı atılan yumurtalar etrafa yayılırken; aynı zamanda hayvanların tüyleri arasına da girerler. Çocuk onları severken tırnak aralarına geçer; oradan da yemek yerken ağız yoluyla barsaklara ulaşırlar.

İnce barsaklara açılan yumurtalar, kurtçuk(larva) halinde kalıp gelişmezler. Barsak çeperlerini delip kana karışırlar. Kan yoluyla karaciğer, akciğer, beyin zarı ve göz gibi hayati önem taşıyan organlara yayılırlar.

DİKKAT:Tedavi ile vaktinde zararsız hale getirilmeyen parazit larvaları, yerleştikleri dokularda kalıp kireçleşirler. Kireçlenmeleri halinde ameliyattan başka çare yoktur. erken müdahalelerde ilaç tedavisi yeterlidir.

Korunma:
Parazit taşıma ihtimali olan ev hayvanları ilaçlanmalı, temizliklerine dikkat edilmeli ve vaktinde aşıları yaptırılmalıdır.

Tansiyon ölçümü

Tansiyon ölçümü , sfigmomanometre (tansiyon aleti) ile yapılır. Doğru ölçüm için, kola geçirilen manşonun kol çevresine uygun büyüklükte olması gerekir. Tansiyonu ölçülecek kişi rahat olmalı,en az 5 dakika dinlenmiş olmalıdır. Tansiyon aleti kişinin kalbi ile aynı hizada olmalıdır. Hasta oturur pozisyonda olmalıdır. Genel muayenede yatar pozisyonda ve ayakta da tansiyon ölçülebilir.

Manşon, hastanın sağ koluna, dirseğin 2-3 cm üzerine sıkı bir şekilde takılır. Steteskop, brakial arter’in üzerine (dirsek iç büklümüne) yerleştirilir. Steteskobun ucu manşonun altına sıkıştırılmamalıdır. Tansiyon aleti nabız kaybolduktan sonra 30-40 mmHg daha şişirilir. 200′e kadar şişirmek çoğunlukla yeterlidir. Gerekirse (ses hala duyuluyorsa) daha da fazla şişirilebilir. Tansiyon aletinin havası yavaş yavaş bırakılır. Sesler duyulmaya başlanır. Duyulan seslere “Karotkoff sesleri” denir. Sırasıyla 5 Karotkoff sesi vardır.

İlk duyulan ses güçsüz bir sestir (1. Karotkoff sesi) , esas olarak bundan sonra güçlü olarak duyulan ses önemlidir (2. Karotkoff sesi). Bu sesin duyulduğu ilk yer sistolik (büyük) tansiyona karşılık gelir. Giderek azalan tonlarda sesler duyulur. (3 ve 4. Karotkoff sesleri). Son olarak sesin duyulduğu yer diastolik (küçük) tansiyona karşılık gelir (5. Karotkoff sesi).

Tansiyon, mmHg (milimetre civa) olarak sistolik / diastolik kan basıncı şeklinde ifade edilir; 120/80 mmHg gibi. Normal değeri yaşa, cinsiyete, sağlık durumuna göre değişiklik gösterir.