Kan, kaynağı insan olan, benzersiz, hayat kurtarıcı, biyolojik bir maddedir. Ortalama bir kişinin kilogram başına yaklaşık 70 mililitre ( 70 ml / kg ) veya 70 kilogramlık bir kişinin yaklaşık 5 litre kanı vardır. Kan hacminin yaklaşık % 50 – 60 ‘ı sıvı, geri kalan bölümü ise hücrelerden oluşur. Plazma adı verilen sıvı kısmın yaklaşık % 90’ ı sudur. Geri kalan % 10’ u iyonlar, glukoz, aminoasitler ve diğer metabolitler , hormonlar ve çeşitli proteinlerden oluşur. Serum, plazmanın pıhtılaşma faktörleri ve fibrinojenin uzaklaştırılmasından sonra geriye kalan kısmıdır. Kan hücreleri eritrositler ( kırmızı kan hücreleri ), lökositler ( beyaz kan hücreleri ) ve trombositler ( kan pulcukları ) olarak ayrılır.
Category Archives: Genel Sağlık
Boyun Ağrısında Öneriler
1-Boyun ve kol ağrılarında tedavinin en önemli basamaklarından bir egzersizdir. Doktorunuzun size önerdiği egzersizleri düzenli yapınız. Egzersiz öncesi ve sonrası ısınma ve soğuma dönemlerine dikkat ediniz.
2-Sigara, hem genel sağlık problemlerine nende olduğundan, hem de öksürüğe neden olarak ağrı yakınmalarınızı artıracağından sizi fazlasıyla rahatsız edecektir. Sigara kullanmayınız. Sigar içilen ortamlardan uzak durunuz.
3-Fazla kilo, özellikle yük binen eklemlerde, eklemlerin ve eklem çevresinin yapısını bozarak kıkırdak hasarına neden olur, duruşu bozar. Boyun ve kol ağrılı hastalar fazla kilo aldıklarında yakınmaları daha da artar. Fazla kilolarınızdan düzenli bir tedavi ile kurtulunuz. Continue reading
Denge bozukluğu yapan hastalıklar
Denge, hareket sistemimizin uyum halinde çalışmasıdır. Bu uyum, sağlıklı bir insanda vücut gerek istirahatta, gerekse hareket halinde iken geçerlidir. Gözlerden, iç kulaktaki denge organından, tüm kaslarımızdan, eklemlerden iç organlardan kalkan uyarılar denge merkezine gider. Denge merkezi bunları algılar, işler ve hazırlar. Tabii bunlar çok kısa sürede olmaktadır. En sonunda göz kaslarına, kol, bacak ve diğer vücut kaslarına emirler gider. Kaslar da o anda hangi pozisyonda olması gerektiğine karar vererek kimisi kasılır, kimisi gevşer. Bu şekilde vücudumuzun her durumda dengede kalması sağlanır. Denge bozukluğuna yol açan hastalıklar bazen çok şiddetli baş dönmesine neden olurken, bazen de sadece bir dengesizlik şeklinde karşımıza çıkarlar. Baş dönmesinde etrafımızdaki tüm eşyalar şiddetle dönerken, aynı zamanda bulantı kusma da olur. Bu şekilde tanımlanan tablodan daha çok iç kulakla ilgili hastalıklar sorumludur. Dikkatler o tarafa yöneltilir. Sanki bir hastalık ismi imiş gibi algılanan vertigo tanımı da tamamen buna uyar. Yani gerçek baş dönmesinin yabancı dildeki karşılığı vertigodur. Vertigo bir hastalık ismi olmayıp, çeşitli hastalıklarda ortaya çıkan baş dönmesinin karşılığıdır. Dengesizlik diye tanımlanan klinik tablo ise, hastalar tarafından yer ayakların altından kayıyormuş, yaylı yatak üzerinde ya da hareket halindeki trende yürüyormuş gibi, arkadan itiliyor ya da çekiliyormuş gibi, başta boşluk hissi gibi çeşitli şekillerde anlatılmaya çalışılır. Bu durum gerçek baş dönmesinden farklıdır. O zaman nedeni bulmak için, iç kulakla birlikte tüm sistemleri içeren daha kapsamlı bir araştırma gerekir.
EN SIK RASTLANAN BAŞ DÖNMESİ VE DENGE BOZUKLUĞU NEDENLERİ
1- Baş Pozisyonuyla Ortaya Çıkan Vertigo, Baş Dönmesi
Baş hareketleriyle ortaya çıkan halk arasında da iç kulak kristallerinin yerinden kopması olarak tanınmaya başlayan ve tıbbi adı “Bening Paroksismal Pozisyonel Vertigo” olan hastalık.
Yataktan kalkma, yatakta bir yandan diğerine dönme, alışverişte üst raflara bakma, ayakkabı bağlamak için eğilme ve arkaya dönme sırasında yapılan baş hareketleri baş dönmesini tetikler.
Baş dönmesinin süresi 15–30 saniye kadardır. Gün içinde defalarca olabilir.
Bulantı olabilir, kusma görülmez.
İşitme sorunları da yoktur.
İç kulakta, yani denge organı içindeki yarım daire kanallarında kristallerin yerinden oynamasına bağlı ortaya çıkan baş dönmesi sebebidir.
Baş dönmesi için verilen ilaçlarla düzelmez.
Belli baş manevraları ile tanı konularak kolaylıkla tedavi edilebilir.
Tekrarlayabilen bir hastalıktır. Bu durumda da aynı tedavi uygulanır.
Daha çok genç ve orta yaş grubunda görülmektedir.
2- Memiere Hastalığı da Krizler Şeklinde Baş Dönmesi Yapıyor
Bu hastalıkta ilk krizler hastayı çok tedirgin edip korkutur. Baş dönmelerinin süresi birkaç dakika ile 24 saat arasında değişir, genellikle 2–3 saatlik bir kriz yaşanır. Her yaşta görülüyorsa da daha çok orta yaşta ortaya çıkar. Kadınlarda biraz daha fazla görülmektedir.
Başlıca belirtileri:
Ataklar halinde baş dönmesi
İşitme sorunları (başlangıçta dalgalı sonra sabitleşen işitme kaybı)
Kulakta çınlama
Kulakta basınç hissi
Bu hastalığın tam nedeni belli değil, alerjik, anatomik, metabolik, bağışıklığa bağlı, enfeksiyöz faktörler ileri sürülse de, gerçek nedeni bilinmiyor. İç kulakta endolenf denilen sıvının fazlalığı ve basınç artışına bağlı olarak görülüyor.
Hastaya tuzsuz diyet önerilir. Şarküteri ürünleri, tuzlu peynir ve salamura türü tuzdan zengin gıdaların alınması azaltılır.
Aşırı kafein tüketilmesi kısıtlanır. Çay içilebilir, fakat aşırı kahve ve kolalı içecekler sakıncalı olabilir. Bu nedenle azaltılmalıdır.
Sigara kesinlikle yasaktır.
Alkolün azaltılması gerekir, özellikle şarap ve bira atakları arttırmaktadır.
Katı yağlı yiyecekler, unlu gıdalar, kızartmaları pek önerilmez.
Tıbbi tedavi olarak çeşitli ilaçlar kullanılır.
Bir süre sonra yarar görmeyen hastalarda orta kulağa yönelik enjeksiyonlar uygulanabilir.
Söz konusu diyet ve ilaç tedavilerine yanıt alınamayan hastalara cerrahi tedavi uygulanabilir.
Farklı cerrahi yöntemler vardır. Bunlar içinde en iyi sonuç veren “vestibüler nörektomi” ameliyatı ile denge siniri kesilmektedir. Son çare olarak yapılan bu ameliyatta, beyin sapından iç kulağa giden sinir kesilmektedir. Özel eğitim gerektiren bir ameliyattır.
Meniere ve migren hastalığının bir arada olduğu tablo da sık görülür. Baş ağrısı ve baş dönmesi birliktedir. Bu grupta yer alan hastalar ilaç tedavisinden yarar görürler. Stresli, mükemmeliyetçi kişilerde, mali ve yönetimle ilgili işlerle uğraşan ve her şeyi kendine dert edenlerde daha sık rastlanmaktadır. Migrene yönelik tedavi verilince baş dönmesine de etki eder. Antidepresanlar ve migren ilaçları birlikte kullanılarak tedavide başarılı sonuçlar alınmaktadır.
3- “Vestibüler Nörit”Te İşitme Sorunu Yok, Baş Dönmesi Var
İşitme sorunu olmayan bu hastalarda baş dönmesi daha uzun sürer. Birkaç güne kadar uzar. İki haftaya kadar uzar ama her geçen gün hafifleyen bir viral hastalık tablosudur. İlaç tedavisi ile baş dönmesi krizleri hafifletilir, ikinci aya kadar tamamen iyileşirler.
4- “Labirentit” Kronik Orta Kulak İltihabı, İlaç Ya Da Menenjite Bağlı Oluyor
Labirentit olarak adlandırdığımız iç kulağın iltihapları, kronik orta kulak iltihabına bağlı olarak gelişebildiği gibi, menenjite ve ilaçlara bağlı da gelişebilir. İşitme ve denge kaybı yönünden çok ciddi bir hastalık tablosudur. Bu grup içinde daha hafif seyreden tablo ilaçlara bağlı labirentitlerdir. Bu ilaçlar ototoksik etkilerinden dolayı işitme ve denge bozukluğuna neden olabilir.
Bunlar hangi ilaçlardır?
Aminoglikozit türü antibiyotikler: Bunlar idrar yolu enfeksiyonlarında ve cerrahi enfeksiyonlarda ve tüberküloz tedavisinde kullanılır. Denge ve işitmeyi bozduğundan, artık hekimler bu ilaçların yerini tutacak diğer antibiyotikleri tercih etmektedirler.
Aspirin
Kinin gibi ilaçlar en başta yer alan kulağa zarar verebilecek ilaçlardır.
5-Santral Kökenli Baş Dönmeleri:
Klinik seyri daha masumdur, ama çok daha ciddi sonuçlara yol açabilir. Beyin ve beyincik kanamaları ve enfarktüsleri, kafa içindeki çeşitli tümörler, anevrizmalar, MS hastalığı (Multipl Skleroz), denge bozukluğuna yol açar. Bu hastalıklarda baş dönmesinden ziyade denge bozukluğu görülür. Daha yavaş seyirli ve daha silik bir tablodur, o yüzden gözden de kaçabilirler. Diğer nörolojik belirtilerin de irdelenmesi çok önemlidir. Görme bozuklukları, çift görme, konuşma bozukluğu, sarsak yürüyüş (ayakları açarak ördek gibi yürür). Yüzde, elde, kolda felç ve motor kusurlar vardır, duysal kusurlar ve his kayıpları görülür. Tüm bunlar denge bozukluğu ve baş dönmesiyle bir arada olduğunda ciddi bir tablonun olduğuna işaret ederler.
6- İleri Yaşlarda Görülen Baş Dönmeleri:
İleri yaşlarda görülen bir başka baş dönmesi nedeni, “Vertebrobaziler Yetmezlik” tir.
Baş pozisyonunun değişmesiyle beyin kan akımında azalma, ardından denge bozukluğu ortaya çıkar. Baş dönmesi, görme bozuklukları, işitme bozuklukları da olabilir. Tek başına baş dönmesi de olabilir. Bu hastaların çoğunda aterosklerotik damar hastalığı vardır. Ek olarak kemik erimesiyle birlikte omurların boyu da kısalarak kafa içine kan taşıyan damarlar iyice bükülür ve yeterli miktarda kanı iletemez. Boyun kökenli nedenler de olabilir. Spondiloz hastalığı ya da osteofitler (boyunda kireçlenme) nedeniyle bu yetmezlik ortaya çıkabilir.
7- Baş Dönmesi Yeni Adet Gören Genç Kızlarda Da Rastlanır:
“Baziler Migren” diye tanımlanan bu hastalığa, ergenlik çağında yeni adet görmeye başlamış genç kızlarda rastlanır. Şiddetli baş ağrısı ve baş dönmesi vardır. Kriz sırasında damarda spazm olur ve dengeden sorumlu bölgelere yeteri kadar kan gidemez ve o sırada kriz yaşanır. Yaşla beraber düzelebilen bir durumdur. Bu hastalar doğal olarak kriz esnasında çok fazla paniğe kapılırlar. Fakat neden açıklanınca bu sorun da ortadan kalkar.
8- Psikolojik Kökenli Olanlar Da Var:
Baş dönmesi insanın sosyal yaşamını alt üst edebilir. Ruhsal sorunlara da yol açabilir. Bunun tersi durumda söz konusu olup, ruhsal kökenli denge sorunları da ortaya çıkabilir. Bu tür psikojenik denge bozuklukları daha çok çeşitli sorunları olan genç kadınlarda görülmektedir. Baş dönmesi tanımlamaları çok tutarlı değildir, ifadeleri çok karmaşıktır. Mutlaka psikiyatr desteği alınmalıdır. Çok net baş dönmesi krizi yaşamazlar, daha çok dengesizlik tanımlarlar.
9- Senkop Atakları:
Her ne kadar hastalar baş dönmesi olarak ifade ederlerse de gerçek bir baş dönmesi değildir. Beynin kısa süreli kansız kalması, azalmasıyla ortaya çıkan, birkaç saniyelik bilinç kaybı ya da bayılma tablosudur. Düşük tansiyonda, nabzın yavaş atmasında, kalp kapakçık hastalıklarıyla yeterli kan pompalanamaması durumlarında ve kalp krizinin erken döneminde görülebilen tablodur. Gerçek baş dönmeleriyle ilgisi yoktur. Bu nedenle tedavileri de farklıdır. Antihipertansif ilaçlar, trisiklik antidepresanlar, antianjinal ilaçlar da bu tip denge sorunlarına yol açabilirler.
Domuz Gribi Sıkça Sorulan Sorular
Domuz gribi nedir?
Domuz gribi, birçok domuz influenza A virüsleri arasından birinin neden olduğu, domuzlarda görülen, yüksek düzeyde bulaşıcı özelliği bulunan bir solunum yolu hastalığıdır. Morbiditesi yüksek, mortalitesi ise düşüktür (%1-4). Virüsler domuzlar arasında; aerosoller, doğrudan ve dolaylı temas ve asemptomatik taşıyıcı domuzlar yoluyla yayılır. Domuzlar arasında salgınlar bütün yıl boyunca görülmekle birlikte, ılımlı bölgelerde sonbahar ve kış aylarında insidans artmaktadır. Birçok ülke domuz topluluklarını domuz gribine karşı aşılamaktadır.
Domuz gribi alt grupları daha çok H1N1′dır, ancak domuzlar arasında diğer alt tipler de dolaşmaktadır (H1N2, H3N1, H3N2). Domuzlar; avian influenza insan mevsimsel influenza ve domuz influeanza virüsleri ile enfekte olabilirler. H3N2 domuz virüsünün domuzlara insanlar tarafından taşındığı düşünülmektedir. Bazen domuzlar bir defada birden fazla virüs ile enfekte olabilirler bu da bu virüsler arasında birden fazla gen karışmasına neden olabilir. Böylelikle birçok kaynaktan gen içeren bir influeanza virüsü oluşmuş olur: virus “değişmiş” olur. Domuz virüs gribi normalde türe spesifik ve sadece domuzları enfekte ettikleri halde bazen türler arası bariyeri geçerek insanlarda da hastalığa neden olabilirler.
Domuz gribinin insan sağlığına etkileri nelerdir?
İnsanlar arasında domuz gribi enfeksiyonu sporadik ve salgınlar halinde nadiren bildirilmiştir.
Klinik semptomlar mevsimsel influeanzaya benzerdir. Ancak asemptomatik infeksiyon ile ölümle sonuçlanan ciddi pnömoni arasında değişen spektruma sahip olabilir.
Domuz gribinin tipik kliniği mevsimsel influeanzaya ve diğer akut üst solunum yolları enfeksiyonuna benzediğinde bu vakaların çoğu mevsimsel influeanza sürveyansı sırasında şans eseri tespit edilmiştir. Hafif veya asemptomatik vakalar tanımlanmamış olabileceğinden hastalığın insanlar arasındaki gerçek durumu bilinmemektedir.
İnsan vakaları nerelerde görülmüştür ?
2007′de Uluslara arası Sağlık tüzüğü (2005)’nün uygulanmaya başladığından beri Dünya Sağlık Örgütü Amerika ve İspanya’da domuz gribi vakalarını bildirmektedir.
İnsan nasıl enfekte olur ?
İnsanlar domuz gribini genellikle enfekte olmuş domuzlardan almaktadır, ancak bazı insan vakalarında domuzlarla temas öyküsü ya da domuzların olduğu bir çevre mevcut değildir. İnsandan insana bulaş bazı durumlarda oluşmuştur, fakat yakın temas ve kapalı gruplarda ki insanlarla sınırlıdır.
Domuz eti ve domuz ürünlerini yemek güvenli midir?
Evet. Domuz gribinin, usulüne uygun hazırlanan domuz eti veya diğer domuz ürünlerinin yenmesiyle bulaştığı gösterilememiştir. Domuz influenza virüsu, 70 º C (160 º F) derece ısıtılınca ölmektedir, domuz ve diğer et ürünlerinin hazırlanmasındaki genel rehberlerle uyumlu olarak .
Domuzlarda ki salgından hangi ülkeler etkilenmiştir ?
Domuz gribinin uluslar arası hayvan otoritelerine (OIE, www.oie.int) bildirimi zorunlu değildir, bu yüzden hayvanlarda uluslara arası dağılımı iyi bilinmemektedir. Hastalığın amerika’da endemik olduğu kabul edilmektedir. Domuzlarda salgının ayrıca Kuzey Amerika, Güney Amerike, Avrupa (İngilitere, İsveç ve İtalya dahil), Afrika (Kenya) ve Asya’nın doğusunda Çin ve Japonya dahil görüldüğü bilinmektedir.
Pandemi riski var mıdır ?
İnsanların büyük kısmının, özellikle domuzlarla düzenli bir teması olmayanların, domuz gribi virüslerine karşı bu virüs enfeksiyonunu engelleyecek şekilde immünitesi olmaması olasıdır. Eğer bir domuz virüsü etkili bir insandan insana geçiş özelliği kazanırsa bu durum bir pandemiye neden olabilir. Böyle bir durumda ortaya çıkacak pandeminin etkilerini öngörmek güçtür. Bu etki virüsün virülansına, insanlardaki mevcut immüniteye, mevsimsel influenza infeksiyonu ile edinilmiş antikorların olulturacağı çapraz korumaya ve konakçı faktörlerine bağlıdır.
Domuz gribinden korunmak için insan aşısı var mıdır?
Mevcut, insanda hastalığa neden olan domuz gribi virüsünden koruyabilen bir aşı yoktur. Mevcut mevsimsel influenza aşısının herhangibir koruma sağlayıp sağlamayacağına dair bir bilgi bulunmamaktadır. İnfluenza virüsleri çok hızlı şekilde değişmektedir. Aşılanan insanlara en yüksek immüniteyi sağlamak adına, halihazırda dolaşımda bulunan virüs tipine karşı olan bir aşı geliştirilmesi son derece önemlidir. Bu nedenle DSÖ’nün, en uygun aşı adayı virüslerini tespit edebilmek için mümkün olduğunca fazla virüse erişmeye gereksinimi vardır.
Tedavi için hangi ilaçlar mevcuttur ?
Bazı ülkelerde, mevsimsel influenza için hastalıktan etkili olarak koruyan ve tedavi eden antiviral ilaçlar mevcuttur. Bu ilaçlar iki sınıf altında incelenebilir:
- Amantadinler (amantadin ve rimantadin),
- İnfluenza nörominidaz inhibitörleri (oseltamivir ve zanamivir).
Geçmişte bildirilmiş olan domuz influenzası vakaları, herhangi bir tıbbi bakım ve antiviral ilaç kullanımına gerek kalmadan tamamen iyileşmiştir.
Bazı influenza virüsleri antiviral ilaçlara direnç geliştirmekte olup bu da kemoprofilaksi ve tedavinin etkililiğini kısıtlamaktadır. Amerika Birleşik Devletlerinde, domuz influenzalı yeni insan vakalarından izole edilen virüsler oseltamivir and zanamivire dirençli ancak amantadin ve rimantadine dirençlidir.
Mevcut bilgiler, domuz influenza virüsü enfeksiyonunun tedavisinde ve enfeksiyondan korunmada antiviral kullanımı önermek konusunda yeterli değildir. Hastalara verilecek profilaksi ve tedavinin yarar ve zararlarının2 klinik ve epidemiyolojik olarak değerlendirilmesi konusunda kararı klinisyenler vermelidir. Amerika Birleşik Devletleri ve Meksika’da halen sürmekte olan salgında, virüsün hassasiyet profili de dikkate alındığında; ulusal ve yerel yetkililer tarafından hastalığın tedavisi ve hastalıktan korunma konusunda oseltamivir ya da zanamivir kullanımı önerilmektedir.
Tansiyon ölçümü
Tansiyon ölçümü , sfigmomanometre (tansiyon aleti) ile yapılır. Doğru ölçüm için, kola geçirilen manşonun kol çevresine uygun büyüklükte olması gerekir. Tansiyonu ölçülecek kişi rahat olmalı,en az 5 dakika dinlenmiş olmalıdır. Tansiyon aleti kişinin kalbi ile aynı hizada olmalıdır. Hasta oturur pozisyonda olmalıdır. Genel muayenede yatar pozisyonda ve ayakta da tansiyon ölçülebilir.
Manşon, hastanın sağ koluna, dirseğin 2-3 cm üzerine sıkı bir şekilde takılır. Steteskop, brakial arter’in üzerine (dirsek iç büklümüne) yerleştirilir. Steteskobun ucu manşonun altına sıkıştırılmamalıdır. Tansiyon aleti nabız kaybolduktan sonra 30-40 mmHg daha şişirilir. 200′e kadar şişirmek çoğunlukla yeterlidir. Gerekirse (ses hala duyuluyorsa) daha da fazla şişirilebilir. Tansiyon aletinin havası yavaş yavaş bırakılır. Sesler duyulmaya başlanır. Duyulan seslere “Karotkoff sesleri” denir. Sırasıyla 5 Karotkoff sesi vardır.
İlk duyulan ses güçsüz bir sestir (1. Karotkoff sesi) , esas olarak bundan sonra güçlü olarak duyulan ses önemlidir (2. Karotkoff sesi). Bu sesin duyulduğu ilk yer sistolik (büyük) tansiyona karşılık gelir. Giderek azalan tonlarda sesler duyulur. (3 ve 4. Karotkoff sesleri). Son olarak sesin duyulduğu yer diastolik (küçük) tansiyona karşılık gelir (5. Karotkoff sesi).
Tansiyon, mmHg (milimetre civa) olarak sistolik / diastolik kan basıncı şeklinde ifade edilir; 120/80 mmHg gibi. Normal değeri yaşa, cinsiyete, sağlık durumuna göre değişiklik gösterir.
