<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>HALK HEKİMİ</title>
	<atom:link href="http://www.halkhekimi.com/v1/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.halkhekimi.com/v1</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 08 May 2012 08:18:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Su Çiçeği</title>
		<link>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/su-cicegi/</link>
		<comments>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/su-cicegi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 May 2012 08:18:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıcı hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[döküntülü hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[su çiçeği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halkhekimi.com/v1/?p=129</guid>
		<description><![CDATA[Su çiçeğinin etkeni nedir? Su çiçeğine Varisella zoster adı verilen bir virüs neden olmaktadır. Su çiçeği nasıl yayılır? Su çiçeği kişiden kişiye direkt temas veya öksürme veya hapşırma ile havaya dağılan virüsün solunum yoluyla alınması ile bulaşır. Su çiçeği çok bulaşıcıdır. Su çiçeği geçiren kişilerin döküntüleri veya zona döküntüleri ile direkt temas yoluyla da bulaşır. &#8230; </p><p><a class="more-link block-button" href="http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/su-cicegi/">Devamını oku &#187;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1></h1>
<p><strong>Su çiçeğinin etkeni nedir?</strong><br />
Su çiçeğine Varisella zoster adı verilen bir virüs neden olmaktadır.</p>
<p><strong>Su çiçeği nasıl yayılır?</strong><br />
Su çiçeği kişiden kişiye direkt temas veya öksürme veya hapşırma ile havaya dağılan virüsün solunum yoluyla alınması ile bulaşır. Su çiçeği çok bulaşıcıdır. Su çiçeği geçiren kişilerin döküntüleri veya zona döküntüleri ile direkt temas yoluyla da bulaşır.<span id="more-129"></span></p>
<p><strong>Su çiçeği virüsünü aldıktan sonra hastalığın belirtileri ne kadar süre sonra ortaya çıkar?</strong><br />
Su çiçeğinin kuluçka dönemi 10-21 gündür (genellikle ortalama 14-16 gündür).</p>
<p><strong>Su çiçeğinin belirtileri nelerdir?</strong><br />
Su çiçeğinin en sık görülen belirtileri döküntü, ateş, öksürük, baş ağrısı ve iştahsızlıktır. Döküntü başlangıçta kafa derisi ve vücutta başlar ve yüze, kollara ve bacaklara yayılır. Döküntü genellikle 200-500 döküntü arasındadır ve kaşıntılıdır. Hastalık yaklaşık 5-10 gün sürer.</p>
<p><strong>Su çiçeği ne kadar ciddi bir hastalıktır?</strong><br />
Su çiçeği vakalarının çoğu hafiftir ancak bu hastalığa bağlı ölüm oluşabilir. Su çiçeği aşısı geliştirilmeden önce Amerika’da her yıl yaklaşık 100 kişi hayatını kaybetmekteydi. Bu kişilerin çoğu daha önce herhangi bir hastalığı olmayan kişilerdi. Su çiçeği aynı zamanda her yıl yaklaşık 11.000 hastaneye yatışa da neden olmaktadır. Su çiçeğini hafif geçiren çocuklar bile huzursuzdur ve en azından bir hafta veya daha uzun bir süre okula veya kreşe gidemezler.</p>
<p><strong>Su çiçeğinin muhtemel komplikasyonları nelerdir?</strong><br />
Su çiçeğine bağlı olarak en sık görülen komplikasyon cilt veya kemikler, akciğerler, eklemler ve kan gibi diğer bölgelerde görülen ikincil enfeksiyonlardır (su çiçeği virüsü dışında bir etken, genellikle bir bakteri ile gelişen enfeksiyon). Su çiçeği virüsü zatürre veya beyin enfeksiyonuna neden olabilmektedir. Bu komplikasyonlar nadir ancak ciddidir. Komplikasyonlar küçük bebekler, erişkinler ve bağışıklık sistemi yetersizliği olan kişilerde 110 daha sıktır.</p>
<p><strong>Su çiçeği geçiren bir kişi ne kadar süreyle hastalığı bulaştırabilir?</strong><br />
Su çiçeği geçiren kişiler döküntüler başlamadan bir-iki gün öncesinden başlayarak, tüm döküntüler kuruyup kabuklanıncaya kadar hastalığı bulaştırabilirler (genellikle 6-8 gün).</p>
<p><strong>Su çiçeğinin tedavisi var mıdır?</strong><br />
Daha önce herhangi bir hastalığı olmayan ve su çiçeği geçiren çocukların büyük kısmı yatak istirahati, sıvı takviyesi ve ateş kontrolü ile tedavi edilirler. Su çiçeği geçiren çocuklara kesinlikle aspirin verilmemelidir (Reye sendromu riski nedeniyle)! Çocuğunuza ateş düşürücü olarak hangi ilacın kullanılması gerektiği doktora sorulmalıdır. Ciddi su çiçeği vakalarında hastanın yaşı, sağlık durumu, hastalığın ciddiyeti ve tedavinin zamanlamasına bağlı olarak antiviral ilaçlar kullanılabilir.</p>
<p><strong>Su çiçeği birden fazla kez geçirilebilir mi?</strong><br />
Su çiçeği geçiren insanların çoğu hastalığa karşı bağışıklık kazanır. Bununla birlikte ikinci kez su çiçeği geçirilebilir. Ancak bu çok sık görülen bir tablo değildir.</p>
<p><strong>Su çiçeği virüsü ile karşılaşıldığı düşünülüyorsa, ne yapılmalıdır?</strong><br />
Eğer çocuk daha önce su çiçeği geçirdiyse veya aşılandıysa herhangi bir şey yapmaya gerek yoktur. Ancak çocuk hastalığı geçirmediyse ve aşısızsa virüsle karşılaşmadan sonra en kısa sürede su çiçeği aşısı ile aşılanması önerilmektedir (Su çiçeği virüsü ile karşılaşma sonrasındaki ilk 3 gün, ya da en fazla 5 gün içinde). Eğer virüsle karşılaşma sonrası belirtilen süreler içinde su çiçeği aşısı uygulanırsa hastalığı önleyebilir ya da hafif geçirilmesini sağlayabilirsiniz. Çocuk virüsü o anda almamış bile olsa daha sonraki karşılaşmalarındaçocuğu koruyacaktır.</p>
<p><strong>Su çiçeği ile zonanın ilişkisi nedir?</strong><br />
Hem su çiçeği hem de zona aynı virüs ile meydana getirilen hastalıklardır. Bir kişi su çiçeği geçirdikten ve iyileştikten sonra su çiçeği virüsü vücutta uykuda kalır. Su çiçeği geçiren kişilerin yaklaşık %10-20’sinde daha sonra zona (herpes zoster) olarak yeniden ortaya çıkar. Zonanın belirtileri belli bir bölgede ağrılı ve kaşıntılı döküntüler ve o bölgede duyu kaybı şeklindedir. Zona vakalarının büyük kısmı 50 yaşın üzerindeki kişilerde görülür ve zona gelişme riski artan yaşla birlikte artar.</p>
<p><strong>Su çiçeği aşısı ne zamandan beri kullanılmaktadır?</strong><br />
Su çiçeği aşısı Japonya ve Kore’de 1988, Amerika’da 1995 yılından bu yana kullanılmaktadır.</p>
<p><strong>Su çiçeği aşısı nasıl bir aşıdır?</strong><br />
Su çiçeği aşısı canlı zayıflatılmış virüs aşısıdır. Yani canlı, hastalığa neden olan virüsün laboratuvarda değiştirilmiş veya zayıflatılmış ve vücutta çoğalıp bağışıklık sağlayabilecek ancak hastalığa neden olmayacak hale getirilmiş şeklidir.</p>
<p><strong>Su çiçeği aşısı nasıl uygulanmalıdır?</strong><br />
Su çiçeği aşısı subkutan (cilt altına) enjeksiyon şeklinde uygulanmalıdır.</p>
<p><strong>Kimler su çiçeği aşısı olmalıdır?</strong><br />
Su çiçeği aşısı aşağıdaki gruplara önerilmektedir:</p>
<ul>
<li>12-18 ay arası tüm bebeklere,</li>
<li>Daha önce su çiçeği geçirmemiş ve aşılanmamış daha büyük çocuklara (13 yaşına kadar tek doz, 13 yaşın üzerinde 4-8 hafta ara ile iki doz),</li>
<li>Daha önce su çiçeği geçirmemiş ve su çiçeği bulaşma riski yüksek adolesan (ergen dönemdeki çocuklar) ve erişkinler (örneğin, öğretmenler, kreş çalışanları, küçük çocukları olan ebeveynler, üniversite öğrencileri gibi).</li>
<li>Sağlık çalışanları ve bağışıklık sisteminde yetersizlik olan kişilerle temas eden kişiler gibi su çiçeğinin komplikasyonları açısından risk altında olan kişilerle çalışanlar veya onlarla birlikte yaşayanlar.</li>
</ul>
<p><strong>Erişkinler aşılanmadan önce daha önce su çiçeği geçirip geçirmediklerini anlamak için test yaptırmalı mıdır?</strong><br />
Erişkinler çocukluk çağında büyük ihtimalle su çiçeği geçirmiş oldukları için yaklaşık %90 oranında su çiçeğine karşı bağışıktırlar. Eğer daha önce su çiçeği geçirdiğinizi biliyorsanız tekrar test yaptırmanıza gerek yoktur. Ancak daha önce su çiçeği geçirip geçirmediğinizi bilmiyorsanız kan testi ile bağışıklığınız olup olmadığını öğrenebilirsiniz.</p>
<p><strong>Su çiçeği aşısı ne kadar güvenilir bir aşıdır?</strong><br />
fiu ana kadar pek çok ülkede milyonlarca doz su çiçeği aşısı güvenle uygulanmıştır ve aşının güvenilirliğini gösteren pek çok çalışma bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Su çiçeği aşısına bağlı hangi yan etkiler görülebilmektedir?</strong><br />
Su çiçeği aşısına bağlı muhtemel yan etkiler genellikle hafiftir ve aşı yerinde kızarıklık,<br />
sertlik ve ağrı gibi lokal yan etkilerdir. Lokal yan etkiler aşılanan çocukların %20’sinde<br />
görülebilmektedir. Aşılanan kişilerin küçük bir grubunda ise genellikle aşı uygulanan<br />
bölgenin etrafında olmak üzere hafif döküntü görülebilmektedir.</p>
<p><strong>Su çiçeği aşısı ne kadar etkindir?</strong><br />
Su çiçeği aşısı çok etkin bir aşıdır. 12 ay-12 yaş arası çocukların %95’inden fazlası tek doz su çiçeği aşısı sonrası bağışıklık cevabı oluştururlar. Daha büyük çocuklar ve erişkinler ilk doz su çiçeği aşısı sonrasında %78-82 oranında bağışıklık cevabı oluştururlar ve ikinci doz sonrasında bu oran %99’a yükselir. Aşılanan bazı çocuklar su çiçeği geçirebilirse de bu az sayıda döküntü, düşük derecede ateş ve daha hızlı iyileşme periyodu ile seyreden genellikle çok hafif bir hastalık şeklinde olur.</p>
<p><strong>Su çiçeği virüsü ile karşılaştıktan sonra aşılanmak hastalıktan korur mu?</strong><br />
Evet. Eğer su çiçeği virüsü ile karşılaşma sonrasındaki ilk 5 gün içinde su çiçeği aşısı yapılırsa, orta ve ağır su çiçeği hastalığına karşı % 100 korunma sağlanacaktır. Kimler su çiçeği aşısı olmamalıdır?<br />
Bağışıklık sistemi zayıf olan ve hayatı tehdit edecek kadar ciddi jelatin veya neomisin alerjisine sahip çocuklar su çiçeği aşısı olmamalıdır.<br />
Su çiçeği aşısı canlı zayıflatılmış bir aşı olduğu ve bebeğin gelişimi üzerine etkisi olup olmadığı bilinmediği için hamile kadınlar su çiçeği aşısı olmamalıdır. Bununla birlikte doğurgan yaştaki hamile olmayan ve su çiçeği geçirmemiş kadınlar, hamilelikte su çiçeği geçirme riskini önlemek amacıyla hamile kalmadan önce su çiçeği aşısı olmalıdır. Su çiçeği aşısı olan kadınlar en az 4 hafta süreyle hamile kalmamalıdır.</p>
<p><strong>Su çiçeği aşısı su çiçeğine neden olur mu?</strong><br />
Su çiçeği aşısı canlı, zayıflatılmış virüs içerdiği için aşılananların %1’inde az sayıda döküntü (5-6 adet) ile hastalığı hafif bir şekilde taklit edebilir. Genellikle ateş olmaz. Bu kişiler daha ciddi olan doğal su çiçeği virüsü ile meydana getirilen hastalıktan korunurlar.</p>
<p><strong>Su çiçeği aşısı zonaya neden olur mu?</strong><br />
Doğal su çiçeği virüsüne bağlı zona geçirme ihtimali aşı virüsü ile olandan 4-5 kat daha fazladır. fiu ana kadar su çiçeği aşısına bağlı olarak bildirilen zona sayısı 50’den azdır. Bu vakaların da tamamı hafif ve komplikasyonsuz vakalardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/su-cicegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuk Felci (Polio)</title>
		<link>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/cocuk-felci-polio/</link>
		<comments>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/cocuk-felci-polio/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 May 2012 08:10:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halkhekimi.com/v1/?p=127</guid>
		<description><![CDATA[Çocuk felcine (Polio) hangi mikroorganizma neden olur? Çocuk felcine poliovirüs Tip 1, 2, 3 neden olur. Çocuk felci nasıl yayılır? Çocuk felci genellikle hasta kişilerin dışkısı ile yaydığı polio virüsünün bulaştığı yiyecek ve içecekler yoluyla bulaşmaktadır. İyi yıkanmamış eller bulaşta rol oynamaktadır. Çocuk felci virüsünü aldıktan ne kadar süre sonra belirtiler görülür? Çocuk felcinin kuluçka &#8230; </p><p><a class="more-link block-button" href="http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/cocuk-felci-polio/">Devamını oku &#187;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1></h1>
<p><strong>Çocuk felcine (Polio) hangi mikroorganizma neden olur?</strong><br />
Çocuk felcine poliovirüs Tip 1, 2, 3 neden olur.</p>
<p><strong>Çocuk felci nasıl yayılır?</strong><br />
Çocuk felci genellikle hasta kişilerin dışkısı ile yaydığı polio virüsünün bulaştığı yiyecek ve içecekler yoluyla bulaşmaktadır. İyi yıkanmamış eller bulaşta rol oynamaktadır.</p>
<p><strong>Çocuk felci virüsünü aldıktan ne kadar süre sonra belirtiler görülür?</strong><br />
Çocuk felcinin kuluçka dönemi ortalama 6-20 gündür (3 günden 35 güne kadar değişen aralıkta olabilir).<span id="more-127"></span></p>
<p><strong>Çocuk felcinin belirtileri nelerdir?</strong><br />
İlginç bir şekilde çocuk felci virüsünü alan ve hastalanan kişilerin %95’inde belirti görülmez. Çocuk felci virüsünü alan diğer %4-8’lik gruptaki kişilerde boğaz ağrısı, ateş, bulantı, kusma gibi pek çok hastalıkta görülebilecek, hafif, çok spesifik olmayan belirtiler görülür. Yaklaşık %1-2’lik grupta ise paralitik olmayan (felç görülmeyen) aseptik menenjit gelişir ve ense, sırt ve bacak kaslarında kısa süreli sertlik meydana gelir. Tüm çocuk felci enfeksiyonlarının (polio virüsünün bulaştığı grubun) %2’sinden azında bacaklarda, kollarda veya her ikisinde birden kalıcı zayışık ve felcin ortaya çıktığı klasik“gevşek felç” tablosu görülür.</p>
<p><strong>Çocuk felci ne kadar ciddi bir hastalıktır?</strong><br />
Çocuk felci vakalarının çok büyük bir kısmı hafif olmasına rağmen %2 vakada gelişen felç ve kalıcı sakatlık bu hastalığın korkulan bir hastalık olmasına yol açmaktadır. Felç gelişen çocuk felci vakalarının çocuk yaşta ise %2-5’i, erişkinlerin ise %15-30’u hayatını kaybetmektedir.</p>
<p><strong>Çocuk felci virüsünü alan çocuk ne kadar süreyle virüsü bulaştırır?</strong><br />
Çocuk felci virüsü ile enfekte olan hastalar, hastalık başlamadan 7-10 gün öncesinden itibaren virüsü yaymaya başlarlar. Daha sonra ise 3-6 hafta süreyle virüsü yaymaya 93 devam ederler.</p>
<p><strong>Çocuk felcinin tedavisi var mıdır?</strong><br />
Çocuk felcinin tedavisi yoktur. Çocuk felci ile enfekte olan kişilere yatak istirahati ve sıvı takviyesi gibi destekleyici tedavi verilir. Hasta kişilerin dışkısı ile virüsün yayılımını engellemek için standart önlemler alınmalıdır.</p>
<p><strong>Çocuk felci hastalığı dünyada ne kadar yaygındır?</strong><br />
Dünya Sağlık Örgütü 1988’de dünya üzerinden çocuk felcini yok etme kararı almıştır. 2000 yılında hastalığı dünya üzerinden yok etme hedefine ulaşılamamakla birlikte çok büyük bir ilerleme kaydedildi. 1988’de tüm dünyada 350.000 çocuk felci vakası bildirilirken, 2001 yılında sadece 10 ülkeden 480 vaka bildirilmiştir. 2006 yılında ise Nijerya, Hindistan, Afganistan ve Pakistan olmak üzere 4 ülkede polio endemik olarak görülmektedir. Ancak polio görülmeyen bazı ülkelere de yayılmıştır.</p>
<h1>ÇOCUK FELCİ AŞISI (POLIO)</h1>
<p><strong>Çocuk felci aşısı ilk olarak ne zaman kullanılmaya başlanmıştır?</strong><br />
İlk kullanılmaya başlanan çocuk felci aşısı, Jonas Salk tarafından geliştirilen ve 1955 yılında<br />
ruhsat alan inaktive (ölü) çocuk felci aşısıdır (IPV). 1961’de, Dr. Albert Sabin tarafından canlı atenüe (zayıflatılmış) çocuk felci aşısı (OPV) geliştirilmiştir. Bu aşı enjeksiyon yerine ağızdan kullanılan bir aşıdır. 1963’te ağızdan kullanılan canlı zayıflatılmış çocuk felci aşısı her üç tip çocuk felci virüsünü de içermek<br />
üzere geliştirilmiş ve ruhsat almıştır. 1988 yılında gücü genişletilmiş IPV formülasyonu kullanıma girmiştir.</p>
<p><strong>Bu aşı nasıl uygulanmaktadır?</strong><br />
OPV ağızdan damla şeklinde uygulanmaktadır. IPV ise bacaktan veya koldan enjeksiyon şeklinde uygulanmaktadır.</p>
<p><strong>Çocuk felci aşısı önerisi neden OPV’den IPV’ye değişmektedir?</strong><br />
Polio’dan arındırılmış ülkelerde artık vahşi polio virüsüne bağlı vaka görülmemekte ancak OPV aşısının içerisinde bulunan aşı virüsüne bağlı az sayıda polio vakası görülmektedir.</p>
<p>IPV’ye dönüş, OPV nedeniyle ortaya çıkan az sayıda vaka görülme ihtimalini (2.4 milyon dozda bir) ortadan kaldırırken aşılanan kişileri çocuk felcinden korur. OPV polio virüsünün diğer insanlara bulaşının önlenmesinde daha iyidir ancak kuzey yarımkürede ve Avrupa bölgesinde (ülkemiz de dahil) vahşi polio virüsü dolaşmamaktadır ve bu nedenle bu ülkelerde bu avantaja çok ihtiyaç olmamaktadır. Bununla birlikte vahşi polio virüsünün hastalığa neden olmaya devam ettiği ülkelerde OPV kullanılmaya devam edilmektedir.</p>
<p>Yine aynı şekilde diğer ülkelerden polio yayılma riski taşıyan ülkeler bu vakaların yayılımını engellemek için OPV kullanmaya devam edebilirler.</p>
<p><strong>Kimler çocuk felci aşısı olmalıdır?</strong><br />
Tüm bebekler aşılanmasına engel bir hastalığı yoksa çocuk felci aşısı olmalıdır. Primer seri aşılama bir veya iki ay ara ile üç doz 2., 3., 4. veya 2., 4., 6. aylarda ve 16-18 ay arasında dördüncü doz olmak üzere toplam dört dozdan oluşur. Tekrar doz 4-6 yaş arasında (okul öncesinde) uygulanır (eğer üçüncü doz çocuk felci aşısı 4 yaş veya daha geç bir dönemde uygulanacak kadar aşılama şeması gecikmediyse).</p>
<p><strong>OPV ve IPV aşıları birbirini takip eden şekilde uygulanabilir mi?</strong><br />
Evet. OPV ve IPV aşıları birbirini takip eden şekilde uygulanabilirler. Aşı serisine IPV ile başlamak (özellikle ilk 2 dozda IPV uygulanarak) tercih edilmelidir.</p>
<p><strong>Çocuk felci Türkiye’de görülüyor mu?</strong><br />
Ülkemizde son çocuk felci vakası 1998 yılında Ağrı’da görülmüştür. Ülkemiz 2002 yılı Haziran ayında Avrupa bölgesi ile birlikte çocuk felcinden arındırılmış ülkeler arasına girmiştir.</p>
<p><strong>Ülkemizde çocuk felci görülmediğine göre neden çocuğuma hala çocuk felci aşısı yaptırmam gerekiyor?</strong><br />
Çocuk felci dünya üzerinde hala bazı ülkelerde görülüyor ve hatta salgınlara neden olabiliyor. Çocuk felci virüsü bu ülkelerden rahatlıkla bulaşabilme riski taşıyor. Çocuk felci aşısı kullanımı ancak polio virüsü tüm dünyadan tamamen yok edildikten sonra durdurulabilir. fiu anda dünya henüz çocuk felci aşısının durdurulabileceği bir aşamada bulunmamaktadır.</p>
<p><strong>Erişkinler çocuk felcine karşı aşılanmalı mıdır?</strong><br />
18 yaş ve üzerindeki kişilerin, çocuk felci virüsü ile karşılaşma riski daha az olduğu veçoğunlukla çocuk felcine karşı bağışıklık kazanmış oldukları için, rutin olarak çocuk felci aşısı yaptırmaları gerekmemektedir. Ancak bazı erişkinler çocuk felci virüsünün bulaşması açısından risk altındadır (örneğin, çocuk felcinin sık görüldüğü ülkelere seyahat edenler, laboratuvarda çocuk felci virüsü ile çalışanlar ve çocuk felci virüsü ile karşılaşma ihtimali yüksek olan sağlık çalışanları gibi). Eğer çocuk felci virüsünün bulaşması açısından risk altında olan bir erişkin daha önce hiç çocuk felci aşısı olmadıysa toplam üç doz çocuk felci aşısı yaptırmalıdır. İlk iki doz çocuk felci aşısı bir ya da iki ay ara ile uygulanmalıdır. Üçüncü doz ise ikinci dozdan 6-12 ay sonra yapılmalıdır. Eğer daha kısa süre içinde hızlı bir korunma sağlanması gerekiyorsa üç doz aşı her biri birer ay aralıklarla olmak üzere uygulanabilir.<br />
Eğer risk altındaki erişkin daha önce sadece bir veya iki doz çocuk felci aşısı olduysa (OPV veya IPV), son dozun ne kadar süre önce yapıldığına bakılmaksızın, kalan aşı dozları tamamlanmalıdır.</p>
<p>Eğer risk altındaki erişkinin çocuk felci aşıları daha önce tam olarak uygulandıysa (üç veya daha fazla dozda OPV veya IPV) korunmayı güçlendirmek için tek doz tekrar çocuk felci aşısı yapılabilir.</p>
<p><strong>Çocuk felci aşısı ne kadar güvenilirdir?</strong><br />
IPV aşısı çok güvenilir bir aşıdır; şu ana kadar hiç ciddi yan etki bildirilmemiştir. OPV ise özellikle ilk dozlarda olmak üzere 720.000 dozda 1 çocukta aşıya bağlı felce neden olabilmektedir. OPV aşısı toplumsal bağışıklığın sağlanmasında önemli bir rol oynadığı için kullanılması gerekmektedir. Aşıya bağlı riski önlemek için özellikle ilk iki dozda IPV daha sonraki dozlarda OPV kullanılması önerilmektedir.</p>
<p><strong>Çocuk felci aşısı ne kadar etkindir?</strong><br />
Hem OPV hem de IPV çocuk felcinden korunmada etkindir, ancak önerilen tüm doz aşılarının uygulanması koşuluyla. Üç doz aşı sonrasında IPV ile aşılananların %99’u bağışıklık cevabı geliştirmektedir ancak OPV’nin her üç çocuk felci virüsüne karşı aynı koruma düzeyini sağlaması için daha fazla doza ihtiyaç vardır.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her 3 tip polio virüsüne karşı bağışıklık kazanılabilmesi için gereken OPV dozu 11-13 dozdur.</p>
<p><strong>İnaktive çocuk felci aşısı (IPV), çocuk felcine neden olabilir mi?</strong><br />
İnaktive çocuk felci aşısı öldürülmüş çocuk felci virüslerini içerdiği için felce yol açmaz.</p>
<p><strong>Oral çocuk felci aşısı (OPV), çocuk felcine neden olabilir mi?</strong><br />
Olasılığı düşük olmakla birlikte evet. Çünkü OPV canlı zayıflatılmış çocuk felci virüslerini içermektedir.</p>
<p><strong>Kimler OPV veya IPV aşısı olmamalıdır?</strong><br />
Bağışıklık sistemi yetmezliği olan kişiler OPV aşısı olmamalıdır. Bu kişiler IPV ile aşılanmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/cocuk-felci-polio/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hib (Haemophilus Influenza Tip B)</title>
		<link>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/hib-haemophilus-influenza-tip-b/</link>
		<comments>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/hib-haemophilus-influenza-tip-b/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Mar 2012 11:26:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıcı hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Haemophilus Influenza]]></category>
		<category><![CDATA[hib aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[solunum yolları hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halkhekimi.com/v1/?p=123</guid>
		<description><![CDATA[Hib hastalığının etkeni nedir? Hib hastalığı Haemophilus influenzae adındaki bir bakteri ile meydana gelir. Bu bakterinin“a” harfinden “f” harfine kadar sınıflandırılan 6 farklı tipi vardır. Bu tiplerin içinden tip b, bu bakterinin sebep olduğu ciddi hastalıkların %95’inin etkenidir ve Hib aşısı da tip b’ye karşı korumaktadır. Hib hastalığı nasıl bulaşır? Hib hastalığı kişiden kişiye direkt &#8230; </p><p><a class="more-link block-button" href="http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/hib-haemophilus-influenza-tip-b/">Devamını oku &#187;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Hib hastalığının etkeni nedir?</strong></h1>
<p>Hib hastalığı Haemophilus influenzae adındaki bir bakteri ile meydana gelir. Bu bakterinin“a” harfinden “f” harfine kadar sınıflandırılan 6 farklı tipi vardır. Bu tiplerin içinden tip b, bu bakterinin sebep olduğu ciddi hastalıkların %95’inin etkenidir ve Hib aşısı da tip b’ye karşı korumaktadır.</p>
<p><strong>Hib hastalığı nasıl bulaşır?</strong><br />
Hib hastalığı kişiden kişiye direkt temas veya solunum yoluyla yayılır. Hib bakterisi burun<br />
ve boğazda hastalık yapmadan barınır (taşıyıcı olarak) ancak zaman zaman akciğere veya<br />
kana ulaşarak ciddi hastalığa neden olur.<span id="more-123"></span></p>
<p><strong>Hib bakterisi bulaştıktan ne kadar süre sonra hastalığın belirtileri görülür?</strong><br />
Hib hastalığının kuluçka dönemi bilinmemektedir ancak birkaç gün kadar kısa olabilmektedir.</p>
<p><strong>Hib hastalığının belirtileri nelerdir?</strong><br />
Ciddi Hib hastalığı geçiren kişilerde belirtiler Hib bakterisinin hastalık yaptığı bölgeye göre değişmektedir (aşağıdaki soruya bakınız).</p>
<p><strong>Hib hastalığı ne kadar ciddidir?</strong><br />
Hib hastalığı çok ciddi olabilir. Ciddi Hib hastalığının en sık görülen tipi beyni saran zarın iltihabı yani menenjittir. Ciddi Hib hastalığı vakalarının yarısından fazlasını menenjitler oluşturmaktadır (vakaların %50-65’i). Hib menenjitinin belirtileri ateş, şuur bulanıklığı ve ense sertliğidir. Menenjite bağlı ölüm oranı 100 çocukta 2-5 arasındadır (%2-5). Ek olarak menenjit geçiren çocukların %15-30’unda körlük, sağırlık ve zeka geriliği gibi kalıcı nörolojik hasarlar gelişmektedir.</p>
<p>Hib hastalıklarının diğer %17’sini epiglottit oluşturur. Epiglottit boğazda solunum yolunu tıkayıp solunumu engelleyebilecek ve hayati tehlike yaratacak derecede şişliğe neden olan bir enfeksiyondur.</p>
<p>Diğer ciddi Hib enfeksiyonları; eklem enfeksiyonu (%8), cilt enfeksiyonu (%6), zatürre (%15) ve kemik enfeksiyonudur (%2).</p>
<p><strong>Hib hastalığının tedavisi var mıdır?</strong><br />
Hib hastalığı 10-14 gün süreyle antibiyotiklerle tedavi edilmektedir. Vakaların büyük kısmının hastaneye yatması gerekmektedir. Antibiyotik tedavisine rağmen Hib menenjiti geçiren çocukların yaklaşık %5’i hastalık nedeniyle hayatını kaybetmektedir.</p>
<p><strong>Hib hastalığı birden fazla kez geçirilebilir mi?</strong><br />
Evet. Hib hastalığını geçiren çocuk yeterli düzeyde koruyucu antikor geliştiremeyebilir. Ciddi Hib hastalığı geçiren ve iyileşen 24 aylıktan küçük çocuklar hastalığa karşı bağışık ve korunuyor olarak kabul edilmemeli ve en kısa zamanda Hib aşısı olmalıdır.</p>
<h1>HIB AŞISI</h1>
<p><strong>Hib aşısı ne tür bir aşıdır?</strong><br />
Hib konjuge aşısı, inaktive (ölü) bir aşıdır ve Hib bakterisinin polisakkarid kapsülünün bir proteine kimyasal olarak bağlanması ile oluşturulmaktadır.</p>
<p><strong>Hib aşısı nasıl uygulanmaktadır?</strong><br />
Hib aşısı kas içine enjeksiyon şeklinde uygulanmaktadır.</p>
<p><strong>Piyasada bulunan tüm Hib aşıları birbirinin yerine kullanılabilir mi?</strong><br />
Tüm konjuge Hib aşıları gerekli olan durumlarda (ilk uygulanan aşı bulunamıyor veya adı bilinmiyorsa) birbirinin yerine uygulanabilir.</p>
<p><strong>Kimler Hib aşısı olmamalıdır?</strong><br />
Tüm bebekler (eğer aşılanmamalarını gerektirecek özel bir rahatsızlıkları yoksa) rutin aşılama şemasının bir parçası olarak Hib aşısı olmalıdır. Hib hastalığı 5 yaşından büyük çocuklarda nadir olarak görüldüğü için Hib aşısının 5 yaşından büyük çocuklara rutin olarak uygulanması önerilmemektedir.</p>
<p><strong>Hib aşısının 5 yaş veya daha büyük olan kişilere uygulanması öneriliyor mu?</strong><br />
Ciddi Hib hastalığı için risk taşıyan grupta bulunan büyük çocuklar ve erişkinler Hib aşısı ile aşılanabilirler. Dalağı olmayan veya işlev görmeyen kişiler (örneğin, orak hücreli anemisi olan veya dalağı alınmış olan kişiler), bağışıklık sistemi yetmezliği olanlar, HIV enfeksiyonu ve kanser kemoterapisi nedeniyle bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler, Hib hastalığı için risk taşıyan grupta olan kişilerdir. Hib hastalığı için yüksek risk grubunda olan kişiler daha önce hiç Hib aşısı olmamışlarsa en az bir doz Hib aşısı ile aşılanmalıdırlar.</p>
<p><strong>Çocukluk çağındaki Hib aşılaması için kaç doz Hib aşısı uygulanması gerekmektedir?</strong><br />
Hib aşısının uygulanma yaşına göre üç veya dört doz olarak uygulanması gerekmektedir. Hib aşılarına bebek ikinci ayını tamamladığında başlanmalı ve bir veya iki ay araylaüç doz olarak ilk seri uygulanmalı 2., 3., 4. veya 2., 4., 6. aylarda ve 12-15. ayda tekrar (güçlendirme) dozu uygulanmalıdır.</p>
<p>Hib aşısı 6 haftalıktan küçük çocuklara uygulanmamalıdır.</p>
<p><strong>18 aylık bebeğime hiç Hib aşısı yaptırmadım. Hala üç ya da dört doz Hib aşısı olmasına<br />
gerek var mı?</strong><br />
Bir yaşından büyük çocuklara (1-5 yaş arasındaki) Hib aşısı tek doz olarak uygulanmalıdır.</p>
<p><strong>Hib aşısı yaptırdığım zaman çocuğum bir daha hiç menenjite yakalanmayacak diye düşünebilir miyim?</strong><br />
Hayır. Çünkü menenjite sadece Hib bakterisi değil başka bakteri ve virüsler de neden olmaktadır. Hib aşısı sadece Hib bakterisinin neden olduğu menenjitten koruyacaktır.</p>
<p><strong>Hib aşısı ne kadar güvenilir bir aşıdır?</strong><br />
Hib konjuge aşısını takiben yan etki görülme ihtimali nadirdir. En sık görülen yan etkiler aşı yerinde kızarıklık, şişlik ve sıcaklık artışı gibi lokal yan etkilerdir. Aşılanan 20 çocuktan birisinde 38.5ºC’ye kadar ateş görülebilir.</p>
<p><strong>Hib aşısı ne kadar etkin bir aşıdır?</strong><br />
Ciddi Hib hastalığına karşı koruyucu bağışıklık geliştirmede tüm Hib aşıları başarılıdır. İki veya üç doz Hib aşısı sonrası, aşılanan çocukların %95’inden fazlası korunmaktadır.</p>
<p><strong>Kimler Hib aşısı olmamalıdır?</strong><br />
Hib aşısına karşı daha önce ciddi derecede alerjik reaksiyon gösteren kişilere uygulanmamalıdır. 6 haftalıktan küçük çocuklara uygulanmamalıdır. Orta veya ciddi derecede hastalığı olan kişilerin hastalıkları düzelene kadar aşılamayı ertelemeleri önerilmektedir.</p>
<p><strong>Hib aşısı Hib hastalığına neden olur mu?</strong><br />
Hayır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/hib-haemophilus-influenza-tip-b/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tetanoz</title>
		<link>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/tetanoz/</link>
		<comments>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/tetanoz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Mar 2012 11:21:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Clostridium tetani]]></category>
		<category><![CDATA[dbt]]></category>
		<category><![CDATA[sporlu bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[tatanoz]]></category>
		<category><![CDATA[tetanoz aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[tetanoz serumu]]></category>
		<category><![CDATA[toksin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halkhekimi.com/v1/?p=117</guid>
		<description><![CDATA[Tetanozun etkeni nedir? Tetanoza bir bakteri olan Clostridium tetani’nin toksini (zehiri) neden olmaktadır. Bu bakteri oksijen varlığında yaşayamaz. Bakterinin bir özelliği de öldürmesi çok zor olan bir form oluşturmasıdır (spor). Bakterinin oluşturduğu sporlar ısıya ve kimyasal ajanlara çok dayanıklıdır ve öldürmesi çok zordur. Tetanoz nasıl yayılır? C. tetani sporları toprakta ve hayvanların barsakları ve dışkılarında &#8230; </p><p><a class="more-link block-button" href="http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/tetanoz/">Devamını oku &#187;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Tetanozun etkeni nedir?</strong></h1>
<p>Tetanoza bir bakteri olan Clostridium tetani’nin toksini (zehiri) neden olmaktadır. Bu bakteri oksijen varlığında yaşayamaz. Bakterinin bir özelliği de öldürmesi çok zor olan bir form oluşturmasıdır (spor). Bakterinin oluşturduğu sporlar ısıya ve kimyasal ajanlara çok dayanıklıdır ve öldürmesi çok zordur.</p>
<p><strong>Tetanoz nasıl yayılır?</strong><br />
C. tetani sporları toprakta ve hayvanların barsakları ve dışkılarında bulunur. Tetanoz bakterisi insan vücuduna genellikle delici yaralanmalar yoluyla girer. Çünkü bakterinin yaşaması ve çoğalması için oksijensiz ortama ihtiyacı vardır. Tetanoz insandan insana bulaşmaz.<span id="more-117"></span></p>
<p><strong>Tetanoz bakterisi vücuda girdikten ne kadar süre sonra belirtiler ortaya çıkar?</strong><br />
Tetanozun kuluçka dönemi 3-21 gün arasında değişir, ortalama süre 8 gündür. Yaralanma bölgesinin, merkezi sinir sistemine uzaklığı ile orantılı olarak kuluçka dönemi değişir. Yara beyine ne kadar yakınsa kuluçka dönemi o kadar kısadır ve ölüm oranı o kadar yüksektir.</p>
<p><strong>Tetanozun belirtileri nelerdir?</strong><br />
Tetanozun belirtileri, tetanoz bakterisinin toksininin (zehirinin) merkezi sinir sistemi üzerindeki etkisi ile ortaya çıkar. Tetanozun en sık görülen şeklinde ilk belirti çene kitlenmesidir. Daha sonra ense sertliği, yutma güçlüğü ve karın kaslarında sertleşme, kasılma görülür. Diğer bulgular ateş, terleme, kan basıncı artışı ve kalp hızında artıştır. Sıklıkla kas kasılmaları ve spazmlar oluşur ve dakikalarca devam eder, haftalarca sürer. Eğer kişi iyileşirse bu aylar alabilir.</p>
<p><strong>Tetanoz ne kadar ciddidir?</strong><br />
Tetanoz yüksek ölüm oranına sahip bir hastalıktır. Vakaların yaklaşık %30’u hayatını kaybeder. Tetanozun başarılı bir tedavisi yoktur, tedaviye rağmen vaka ölüm oranı<br />
değişmemektedir.</p>
<p><strong>Tetanozun muhtemel komplikasyonları (istenmeyen sonuçları) nelerdir?</strong><br />
Ses tellerinin spazmı (laringospazm) solunumu zorlaştırabilir. Kas kasılmaları sırasında omurlarda ve uzun kemiklerde kırılmalar olabilir. Ayrıca hipertansiyon (tansiyonun yükselmesi), anormal kalp ritmi ve hastanede uzun süreli yatmak zorunda kalınması nedeniyle ortaya çıkan başka bakteri veya virüslerle oluşan ikincil enfeksiyonlar da tetanoz nedeniyle ortaya çıkan istenmeyen sonuçlardır. Tabii ki yüksek oranda ölüme sebebiyet vermesi de diğer önemli istenmeyen sonuçtur.</p>
<p><strong>Tetanoz bakterisi ne tarz yaralarla vücuda girer?</strong><br />
Tetanoz bakterisi toprakta yaşar. Bu nedenle en tehlikeli yaralanmalar hayvan dışkısı ve gübre ile kirli yaralanmalardır. Genelde derin delici yaralanmalardan endişelenmemize rağmen gerçekte pek çok yaralanmada tetanoz bakterisi vücuda girer. Son yıllarda en çok görülen vakalar büyük yaralar yerine küçük yaralar nedeniyle oluşmuştur. Bunun bir nedeni büyük yaralara tetanoz riski ile uygun bir şekilde müdahale ediliyor, küçük yaraların pek önemsenmiyor olması olabilir.</p>
<p>Tetanoz ameliyatlar, yanıklar, yaralanmalar, sıyrıklar, çarpma tarzında yaralanmalar, kulak enfeksiyonları, diş enfeksiyonları, hayvan ısırıkları, düşükler, hamilelik, piercing ve dövme sonrasında ortaya çıkabilir. Tetanoz aynı zamanda kıymık batmasından sonra da oluşabilir.</p>
<p><strong>Tetanoz riski taşıyan bir yaralanma durumunda ne yapılmalıdır?</strong><br />
Tetanoz bulaşma riski taşıyan her türlü yaraya en kısa zamanda müdahale edilmelidir. Uygulanacak tedavi yaralanan kişinin tetanoz aşılarının tam olup olmadığına ve yaranın durumuna göre belirlenir. Tüm yaralanmalarda öncelikle yara temizlenmelidir. Yaralanma durumunda zaman geçirmeden bir sağlık merkezine başvurulmalı ve gerekli görülürse tedavi ve aşılama durumuna göre aşı uygulanmalıdır. Tetanoz bakterisi ile kirlenme ihtimali bulunan yaralanmalarda eğer yaralanan kişi tetanoz aşılarının yapılıp yapılmadığını ya da tam olarak yapıldığını hatırlamıyorsa, en kısa zaman içinde tetanoz aşısı ve tetanoz immünglobulini olmalıdır.<br />
Üç doz tetanoz aşısı olmuş ve son 10 yıl içinde rapel doz (güçlendirme dozu) yaptırmış olan bir kişi korunuyordur. Bununla birlikte yeterli derecede korunmada sağlamak için, yaralanma son aşıdan beş yıl veya daha fazla bir süre sonra olmuşsa ve yara küçük 85 Tetanoz ve/veya temiz değilse dahi bir tekrar doz aşı yapılabilir.</p>
<p><strong>Tetanozun tedavisi var mıdır?</strong><br />
Tetanozun bulguları ortaya çıktıktan sonra tetanozun tedavisi yoktur. Sadece destekleyici tedavi ve mümkünse ortaya çıkan istenmeyen sonuçların (komplikasyonların) tedavisi yapılır. En iyi tedavi aşılama yoluyla korunmadır.</p>
<p><strong>Neonatal tetanoz nedir?</strong><br />
Neonatal tetanoz, yeni doğan bebeklerde görülen tetanozdur ve sıklıkla doğum sırasında göbek kordonunun temiz olmayan koşullarda kesilmesi nedeniyle ortaya çıkar. Bu bebeklerin genellikle annelerinin tetanoz aşıları tamam değildir ve bu nedenle bebeklerine koruyucu antikorları verememişlerdir.</p>
<p>Neonatal tetanoz gelişmekte olan ülkelerde hala sık görülmektedir ve her yıl tüm dünyada 270.000’den fazla ölüme neden olmaktadır.</p>
<p><strong>Tetanoz birden fazla kez geçirilebilir mi?</strong><br />
Evet! Tetanoz geçirmek ömür boyu kalıcı bağışıklık sağlamaz çünkü çok az miktarda toksin bile hastalığa neden olabilmektedir. Tetanoz geçiren kişiler iyileşir iyileşmez aşılama serisine başlamalıdırlar.</p>
<h1>TETANOZ AŞISI</h1>
<p><strong>Tetanoz toksoidi ne tür bir aşıdır?</strong><br />
Tetanoz aşısı toksoid adı verilen inaktive (ölü) toksindir (zehir). Tetanoz bakterisi besi yerinde çoğaltılır, saflaştırılır ve inaktive edilir. Tetanoz aşısı canlı aşı olmadığı için oluşturduğu bağışıklık zamanla azalır. Bu nedenle tekrar doz uygulanması gerekir.</p>
<p><strong>Tetanoz aşısı olmanın tek yolu difteri, tetanoz, boğmaca şeklinde veya difteri, tetanoz aşısı şeklinde aşılanmak mıdır?</strong><br />
Hayır. Difteri, tetanoz, boğmaca aşıları ile kombine tetanoz aşısının yanında tek tetanoz toksoid aşısı da bulunmaktadır. Ancak erişkin yaşta hem difteri, hem de tetanoza karşı korunabilmek için erişkin tip difteri, tetanoz (Td) aşısı yaptırmak tercih edilebilir. Yine yedi yaşından küçük çocuklarda difteri, tetanoz, boğmaca üçlü aşısı ile beraber veya difteri, tetanoz aşısı şeklinde ya da tek tetanoz aşısı şeklinde uygulanabilir.</p>
<p><strong>Bu aşı nasıl uygulanır?</strong><br />
Difteri, tetanoz, boğmaca aşısı (DTaP), difteri, tetanoz aşısı ( DT, Td) ve tek tetanoz aşısı (TT) kas içine uygulanır.</p>
<p><strong>Kimler tetanoz aşısı olmalıdır?</strong><br />
Tüm bebekler rutin aşılama şemasına göre difteri, tetanoz, boğmaca aşısı olmalıdır. Erişkinlere her 10 yılda bir difteri, tetanoz aşısı uygulanmalıdır. Daha önce üç doz tetanoz, difteri aşısı olup olmadığından emin olmayan kişiler, üç dozluk seriyi uygun aralıklarla tamamlamalıdır. Tetanoz rapelleri tüm dünyada artık Tetanoz Difteri (Td) ya da Boğmaca aşısı da eklenerek (Tdap/Tdap-IPV) şeklinde yapılmaktadır. Amerikan Bağışıklama Danışma Komitesi erişkinlerde 10 yılda bir yapılan Td dozlarından birisinin yerine boğmaca içerikli Tdap aşısı yapılmasını önermektedir. Amerikan Bağışıklama Danışma Komitesi adolesan dönemde ise 11-13 yaş&#8217;ta rutin Td yerine Tdap aşılaması yapılmasını önermektedir.</p>
<p><strong>Kaç doz difteri, tetanoz, boğmaca aşısı uygulanmalıdır?</strong><br />
Bebekler için rutin aşı şeması 2., 4., 6. aylarda veya 2., 3. ve 4. aylarda üç doz ve 15-18. aylar arasında dördüncü doz olmak üzere toplam dört doz olarak uygulanır. Beşinci dozun yani tekrar dozun (rapel) normal koşullarda 4-6 yaş arasında uygulanması önerilmektedir.</p>
<p><strong>Erişkin tip Td aşısı ne zaman uygulanmalıdır?</strong><br />
Bağışıklama konusunda uzman otoriteler ilk tekrar doz Td aşısının 11-12 yaş arasında uygulanmasını önermektedir. Bu vizit, okula başlayacak çocukların uygulanması önerilen tüm aşılarının uygulanmış olduğunu kontrol etmek için yapılmaktadır. Adolesan vizit sırasında çocuk eğer son DTaP dozundan sonra en azından beş yıl geçmiş ise Td aşısının ilk tekrar dozunu almalıdır (çocukların çoğu aşı şemalarını 4-6 yaş civarında tamamlarlar). Erişkinler her on yılda bir difteri ve tetanoz tekrar dozlarını yaptırmalıdırlar. Eğer derin ve delik tarzında veya kirli yaralanma olursa ve son dozdan sonra beş yıldan daha uzun bir süre geçtiyse ek bir doz tetanoz aşısı uygulanmalıdır. Tüm aşılamaların kayıtlarının tam olarak tutulması fazla doz aşıların uygulanmasını önleyecektir. Tetanoza karşı yeterli düzeyde korunuyor olmanın hayati önem taşımasına rağmen, önerilenden daha fazla doz tetanoz aşısı olmak, aşı yapılan kolda ağrılı şişlik oluşması gibi aşıya bağlı lokal reaksiyonların (aşının uygulandığı yerde görülen reaksiyonların) artmasına neden olmaktadır. Tetanoz rapelleri tüm dünyada artık Tetanoz Difteri (Td) ya da Boğmaca aşısı da eklenerek (Tdap/Tdap-IPV) şeklinde yapılmaktadır. Primer serileri tamamlanmış kişilerde tetanoz hatırlatma dozu olarak Tdap/Tdap-IPV uygulandığında, tetanoza karşı yeterli düzeyde bağışıklık oluşturur. İmmün yanıt açısından Tdap/Tdap-IPV ile Td arasında hiçbir fark yoktur. Tdap/Tdap-IPV ile aşılanan kişiler % 100 tetanoz antitoksini geliştirmişlerdir. Tetanoza karşı gelişen bu antitoksin seviyeleri 5 yıl süre ile % 100 korunmuştur. Tdap/Tdap-IPV 10 yılda bir uygulanan TT ya da Td aşısı dozlarından birinin yerine de kullanılabilmektedir. Amerika Brileşik Devlerinde eğer son Td dozundan 10 yıldan uzun<br />
bir süre geçmiş ise gebelikte 2.-3. trimesterda Td yerine uygulanabilmektedir.</p>
<p><strong>Tetanoz aşısı ne kadar güvenlidir?</strong><br />
Çocukların büyük kısmı kombine difteri, tetanoz, aselüler boğmaca (DTaB) aşısına karşı ciddi reaksiyon göstermezler. En sık görülen reaksiyonlar özellikle aşının beşinci dozunda olmak üzere, aşının uygulandığı yerde görülen kızarıklık, şişlik ve ağrıdır. Diğer görülmesi muhtemel reaksiyonlar ateş, iştahsızlık, yorgunluk ve kusmadır. Difteri, tetanoz, tüm hücre boğmaca (DTB) yerine daha saflaştırılmış olan difteri, tetanoz, aselüler boğmaca (DTaB) aşısının kullanılması bu reaksiyonların görülme ihtimalini azaltmaktadır. Erişkinler için azaltılmış dozda difteri içeren difteri, tetanoz (Td) aşısının uygulanması sırasında aşı yerinde kızarıklık, şişlik gibi lokalize reaksiyonlar sıktır ancak genellikle herhangi bir tedavi gerektirmeden kendiliğinden düzelmektedir.</p>
<p><strong>Tetanoz aşısına bağlı hangi yan etkiler bildirilmektedir?</strong><br />
Difteri, tetanoz aselüler boğmaca aşısına (DTaB) bağlı üç saat veya daha fazla ağlama ve yüksek ateş gibi orta ve ciddi reaksiyonlar nadirdir. Bu yan etkilerin çoğunun aşının içerisindeki boğmacaya bağlı olduğuna inanılmaktadır. Difteri, tetanoz aselüler boğmaca aşısına (DTaB) aşısına bağlı bu tarz bir reaksiyon geçiren çocuklara boğmaca içermeyen difteri, tetanoz (DT) aşısı uygulanmalıdır. Nöbet geçirme gibi ciddi reaksiyonlar çok daha nadirdir ve bu reaksiyonların aşıya bağlı olduğunu söylemek güçtür.<br />
Yukarıda belirtildiği gibi önerilen dozdan fazla sayıda difteri, tetanoz aşısı yapılan erişkinlerde aşı yapılan kolda ağrılı şişlik oluşması gibi lokal reaksiyonların görülme ihtimali artmaktadır. Bu reaksiyonların nedeni kanda oluşmuş olan yüksek miktardaki tetanoz antikorudur.</p>
<p><strong>Difteri, tetanoz toksoid aşısı (Td) ne kadar etkindir?</strong><br />
Td aşısı çocukken veya erişkin yaşta primer aşı serisi tam olarak tamamlanmışsa ve her 10 yılda bir tekrar doz uygulanıyorsa %100 etkindir.</p>
<p><strong>Kimler tetanoz toksoid aşısını yaptırmamalıdır?</strong><br />
Tetanoz toksoid aşısının herhangi bir dozunda ciddi alerjik reaksiyon gelişen kişilere tekrar tetanoz aşısı uygulanmamalıdır. Orta veya ciddi hastalığı olan kişiler iyileşene kadar aşılarını ertelemelidirler. Difteri,<br />
tetanoz, tüm hücre boğmaca veya difteri, tetanoz, aselüler boğmaca aşılarına bağlı yan etkilerin çoğu aşının içerisindeki boğmaca içeriğine bağlıdır. Bu aşılar ile ilgili daha detaylı bilgi için “boğmaca” sayfasına bakınız.</p>
<p><strong>Aşı tetanoza sebep olabilir mi?</strong><br />
Hayır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/tetanoz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Boğmaca</title>
		<link>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/bogmaca/</link>
		<comments>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/bogmaca/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Mar 2012 11:18:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[boğmaca]]></category>
		<category><![CDATA[Bordetella pertusis]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıcı hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[dbt aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[solunum yolları hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halkhekimi.com/v1/?p=113</guid>
		<description><![CDATA[Boğmacaya ne sebep olur? Boğmaca Bordatella pertussis adında bir bakteri tarafından meydana getirilen bir hastalıktır. Boğmaca nasıl yayılır? Boğmaca hava yoluyla yayılır ve çok bulaşıcı bir hastalıktır. Boğmaca mikrobunu aldıktan sonra belirtiler ne zaman ortaya çıkar? Boğmaca’nın kuluçka dönemi sıklıkla 5-10 gün arasında değişir. Belirtilerin ortaya çıkması için maksimum süre 21 gündür. Boğmacanın belirtileri nelerdir? &#8230; </p><p><a class="more-link block-button" href="http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/bogmaca/">Devamını oku &#187;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Boğmacaya ne sebep olur?</strong><br />
Boğmaca Bordatella pertussis adında bir bakteri tarafından meydana getirilen bir hastalıktır.</p>
<p><strong>Boğmaca nasıl yayılır?</strong><br />
Boğmaca hava yoluyla yayılır ve çok bulaşıcı bir hastalıktır.</p>
<p><strong>Boğmaca mikrobunu aldıktan sonra belirtiler ne zaman ortaya çıkar?</strong><br />
Boğmaca’nın kuluçka dönemi sıklıkla 5-10 gün arasında değişir. Belirtilerin ortaya çıkması için maksimum süre 21 gündür.<span id="more-113"></span></p>
<p><strong>Boğmacanın belirtileri nelerdir?</strong><br />
Boğmaca hastalığı üç döneme ayrılır:<br />
Kataral dönem: Bu dönem 1-2 hafta sürer. Burun akıntısı, hapşırma, düşük dereceli ateş<br />
ve hafif öksürük (soğuk algınlığı belirtilerine benzer belirtiler).<br />
Paroksismal dönem: Genellikle 1-6 hafta sürer ancak 10 haftaya kadar devam edebilir.<br />
Karakteristik bulguları patlar tarzda, yoğun ve hızlı öksürük nöbetleridir. Nöbetlerin<br />
sonunda hastalar oksijensiz kaldıkları için tipik tiz bir ses çıkmasına neden olan derin bir<br />
nefes alırlar. Bebekler ve küçük çocuklar çok hasta ve sıkıntılı gözükürler ve nöbetler<br />
sırasında morarabilir veya kusabilirler.<br />
İyileşme dönemi: Aylarca sürebilir. Öksürük genellikle 2-3 haftada kaybolmasına rağmen hastalar bir solunum yolu enfeksiyonu geçirirlerse nöbetler tekrarlayabilir.<br />
Boğmaca adolesan ve erişkinlerde genellikle daha hafiftir ve diğer solunum yolu enfeksiyonlarında görülen öksürüğe benzer dirençli öksürük vardır. Bununla birlikte bu bireyler hastalığı aşılanmamış veya eksik aşılanmış diğer insanlara bulaştırabilirler.</p>
<p><strong>Boğmaca ne kadar ciddi bir hastalıktır?</strong><br />
Boğmaca özellikle küçük bebekler için çok ciddi bir hastalık olabilir. 1997-2000 yılları<br />
arasında boğmaca geçiren her beş çocuktan birisi hastaneye yatıyordu ve bu oran 6 aylıktan küçük tüm çocukların yarısından fazlası (%63) demekti. Yine aynı dönemde boğmacaya bağlı 62 bebek ölümü gerçekleşmişti ve ölümlerin çok büyük kısmı (%90) çok küçük bebekler arasındaydı. Boğmacaya bağlı oluşlan solunum güçlüğü hem hasta hem de ailesi için oldukça sıkıntılı ve korku verici bir tablo oluşturur.</p>
<p><strong>Boğmacaya bağlı oluşması muhtemel olan komplikasyonlar nelerdir?</strong><br />
Küçük yaştaki çocuklar, daha büyük yaştaki çocuklara ve erişkinlere kıyasla daha fazla istenmeyen sonuçlara maruz kalmaktadır. Boğmacaya bağlı en sık görülen ve en sık ölüme neden olan komplikasyon, hastalığın seyri sırasında görülen ikinci bir enfeksiyon gelişmesidir. Her 20 boğmaca hastasından birisinde zatürre gelişir.<br />
Küçük bebekler, muhtemelen beyine oksijen temininin azalmasına bağlı olarak ortayaçıkan, nöbet ve beyin enfeksiyonuna (ensefalit) daha fazla yakalanma riski taşırlar. 1997-2000 yılları arasında görülen tüm boğmaca vakalarının 1000’de 8’i ve 6 aylıktan küçük boğmaca geçiren çocukların 1000’de 14’ü nöbet geçirmiştir.<br />
Boğmaca sonrasında daha az sıklıkla görülen komplikasyonlar kulak enfeksiyonu, iştahsızlık ve sıvı kaybıdır.</p>
<p><strong>Boğmacanın tedavisi var mıdır?</strong><br />
Antibiyotikler boğmaca tedavisine yardımcı olmaktadır. Hastalığın tedavisi hekime danışılmalıdır. Kullanılan antibiyotik aynı zamanda aynı evde yaşayan kişilere ve hasta ile yakın temasta olan kişilere de, aşılı olup olmadıklarına bakılmaksızın, hastalığın bulaşması ihtimalini azaltmak amacıyla uygulanmalıdır.<br />
Boğmaca geçiren kişi ile temasta bulunan 7 yaşın altındaki çocuklar eğer hala difteri, tetanoz, boğmaca aşı serilerini tamamlamadıysa, hemen tamamlaması önerilir. Eğer difteri, tetanoz, boğmaca aşıları tamam ise, ancak son doz aşıdan sonra 3 yıl veya daha uzun bir süre geçtiyse, bir tekrar doz (güçlendirme dozu-rapel doz) difteri, tetanoz, boğmaca aşısı uygulanması önerilir.<br />
Boğmaca hastalarının ayrıca yatak istirahati, sıvı desteği ve ateşi varsa ateşinin kontrol altına alınması önerilir.</p>
<p><strong>Boğmaca geçiren kişi ne kadar süreyle hastalığı bulaştırır?</strong><br />
Boğmaca geçiren kişiler kataral dönemde ve öksürük başladıktan sonraki ilk iki hafta içinde (yaklaşık 21 gün süreyle) en yoğun şekilde hastalığı bulaştırırlar.</p>
<p><strong>Boğmaca bir kereden fazla geçirilebilir mi?</strong><br />
Boğmaca geçirmiş bir kişinin yeniden boğmaca geçirmesi sık görülmeyen bir durumdur ama oluşabilir. Yeniden geçirilen boğmaca, tipik boğmaca tablosu yerine, sürekli devam eden dirençli bir öksürük tablosu şeklinde kendini gösterir.<br />
Boğmaca geçirdiği laboratuvar testleri ile kesin olarak kanıtlanan bir çocuğun difteri, tetanoz, boğmaca aşıları tamamlanmamışsa, tamamlaması gerekmeyebilir ancak boğmaca hastalığının tanısı sadece oluşturduğu klinik tabloya dayanarak kondu ise aşılarını tamamlamasında fayda vardır.</p>
<p><strong>BOĞMACA AŞISI</strong><br />
<strong>Boğmaca aşısı ne tip bir aşıdır?</strong><br />
Boğmaca aşısı “inaktive” (ölü) bir aşıdır. İnaktive aşılar canlı değildir ve aşının içerisinde verilen mikroorganizma vücutta çoğalmaz. Bu nedenle inaktive aşıların yeterli düzeyde koruma sağlayabilmesi için birden fazla dozda uygulanması ve belli aralıklarla tekrar dozlarının uygulanması gerekmektedir.<br />
Yan etkisi azaltılmış difteri, tetanoz, boğmaca aşılarının (aselüler boğmaca aşıları) içerisinde bulunan boğmaca etkeninin antijenik yapıları, bakterinin uygun besi yerlerinde çoğaltıldıktan sonra komponentlerine ayrılması, inaktive edilmesi ve saşaştırılması yoluyla elde edilir.</p>
<p><strong>Boğmaca aşısı nasıl uygulanır?</strong><br />
Difteri, tetanoz, boğmaca aşısı (DTB veya aselüler DTB) kas içine uygulanır.</p>
<p><strong>Kimler boğmaca aşısı olmalıdır?</strong><br />
Tüm küçük bebekler, eğer aşılanmalarını engelleyen herhangi bir tıbbi durumları yok ise, rutin aşılama şemaları dahilinde difteri, tetanoz, boğmaca aşısı olmalıdır.</p>
<p><strong>Aselüler boğmaca aşısı nedir?</strong><br />
Difteri, tetanoz, boğmaca aşısının (DTB) içerisinde bulunan boğmaca içeriği bu aşıya karşı görülen reaksiyonların büyük kısmından sorumludur. Aşı sonrasında, aşı yerinde kızarıklık, şişlik ve ağrı ve yüksek ateş, huzursuzluk ve ağlama gibi yan etkilere neden olabilmektedir.<br />
Aselüler boğmaca içeren difteri, tetanoz, aselüler boğmaca (DTaB) aşılarında ise aşının içerisinde boğmaca mikroorganizmasının tamamı değil bazı antijenik yapıları kullanılmaktadır ve yan etkiye neden olan bölümleri büyük oranda uzaklaştırılmıştır. Bu nedenle difteri, tetanoz ve aselüler boğmaca aşıları, boğmaca mikrobunun tamamının kullanıldığı DTB aşılarına kıyasla yarı yarıya daha az yan etkiye neden olmaktadır.</p>
<p><strong>Boğmaca aşısı kaç doz olarak yapılmalıdır?</strong><br />
Boğmaca aşısının genel uygulama şeması, küçük çocuklara 2., 4., 6. aylarda (veya 2. 3., 4. aylarda) üç doz ve 18. ayda tekrar doz olmak üzere toplam dört dozluk bir seri şeklindedir. Beşinci doz aşının (güçlendirme dozu, rapel doz), dördüncü doz difteri, tetanoz, boğmaca aşısının geç kalmadığı (4 yaşın üzerinde uygulanmadığı) durumlarda, 4-6 yaşlar arasında uygulanması önerilmektedir.</p>
<p><strong>Yan etkileri azaltmak için aşının yarım doz olarak uygulanması işe yarar mı?</strong><br />
Yarım doz difteri, tetanoz, boğmaca aşısı hiçbir koşulda önerilmemektedir. Yarım doz uygulanan aşı yeterli derecede bağışıklık düzeyi sağlaması açısından bir soru işaretine sebep olurken bu doz eksik kabul edileceği için çocuğun yeniden tam dozlarla aşılanması gerekebilecektir. Yan etkilerin azaltıldığı asellüler aşıların kullanılması en doğru yaklaşımdır.</p>
<p><strong>Çocukluğunda boğmaca aşılarını tam olarak yaptırmış bir erişkin belirli aralıklarla tekrar doz boğmaca aşısı yaptırmalı mıdır?</strong><br />
DTaB ya da DTB aşısı 7 yaşın üzerinde önerilmediği için bu aşıların adolesan ve erişkinlerde kullanımı yoktur. Ancak bu aşılarla çocukluk çağındaki aşılanma oranları yükseldikçe, aşı ve doğal hastalığın oluşturduğu bağışıklık zamanla da azaldığı için boğmaca hastalığı adolesan ve erişkin döneme kaymakta, buna karşın boğmacaya bağlı ölümlerin % 90&#8242;ı 4 aydan küçük bebeklerde yıllar içerisinde artan oranlarda görülmektedir. Boğmacaya karşı çocukluk çağında yapılan aşılamalar zamanla koruyuculuk etkisini kaybettiği için boğmaca vakaları artık adolesan ve erişkinlerde daha sık görülmeye<br />
başlanmıştır. Ülkemizde Sağlık Bakanlığının yaptığı bir araştırmaya göre erişkin vakaların tüm vakalara olan oranının 2005 yılından sonra 2,5 kat arttığı saptanmıştır. Hastalığın bebeklere bulaşması % 75 oranında bebeğin çevresindeki anne-baba-kardeş veya diğer kişilerden olmaktadır. DTaB ya da DTB aşısının ilk 3 dozu tamamlandıktan sonra boğmacaya karşı tam koruyuculuk<br />
başlar. Bu nedenle, bebekler yaşamlarının ilk aylarında boğmacaya karşı korumasız kalabilmektedir. İlk aylarında bebeğin boğmacaya yakalanmaması için anne, baba, kardeş ve bebeklerle teması olan diğer kişilerin (örn. bakıcı, sağlık personeli vb.) boğmacaya karşı bağışıklıklarının tam olması gerekir.<br />
2001 yılından itibaren kullanıma sunulmuş olan azaltılmış difteri, azaltılmış aselüler<br />
boğmaca, tetanoz ve/veya inaktive polio içerikli adsorbe aşılar (Tdap/Tdap-IPV) 3 yaştan itibaren üst yaş sınırı olmaksızın hatırlatma dozu olarak adolesan ve erişkinlerde önerilmektedir.</p>
<p>Adolesanlarda 1 doz ve erişkin dönemde de 10 yılda bir yapılan Td dozlarından birisinin yerine boğmaca içerikli bu yeni jenerasyon Tdap/ Tdap-IPV aşılarıönerilmektedir. Ayrıca Küresel Boğmaca Girişimi (GPI) tarafından 2001 yılından itibaren ve Birleşik Devletler&#8217;de Amerikan Bağışıklama Danışma Komitesi tarafından 2004 yılından itibaren, postpartum dönemde annelere ve infantla teması olan kişilere (baba-kardeş-bakıcı-sağlık personeli dahil) boğmaca rapeli yapılması önerilmektedir. Adolesan ve erişkin dönemde uygulanacak boğmaca hatırlatma dozu hem genel olarak hafif seyrettiğini bildiğimiz ancak boğmaca komplikasyonlarının yine de görülebildiği (bazı çalışmalara göre %26 oranında) bu yaş grubu kişilerde hastalık oluşumunu<br />
engelleyecek hem de boğmacanın toplumdaki dolaşımını azaltarak 4 aydan küçük bebeklerde<br />
ölümcül sonuçlanabilen boğmacanın bebeklere bulaşını engelleyecektir.</p>
<p><strong>Boğmaca aşısı ne kadar güvenilirdir?</strong><br />
Çocukların çoğunluğu difteri, tetanoz, boğmaca aşısına karşı ciddi reaksiyon geliştirmemektedir. Aşıdan sonra en sık görülen reaksiyonlar, aşının yapıldığı yerde kızarıklık, şişlik ve ağrı gibi lokal reaksiyonlardır. Bu reaksiyonlar özellikle aşının dördüncü, beşinci dozlarından sonra görülmektedir. Diğer muhtemel reaksiyonlar hafif ateş, iştahsızlık, yorgunluk ve kusmadır. Yan etkisi azaltılmış (aselüler) difteri, tetanoz, boğmaca aşılarının kullanılması, görülen bu hafif reaksiyonların daha da az görülmesini sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Boğmaca aşısına bağlı ne gibi yan etkiler bildirilmiştir?</strong><br />
Aselüler difteri, tetanoz, boğmaca aşısına bağlı 3 saat veya daha uzun süren ağlama (yaklaşık 1000 çocukta 1 oranında) ve yüksek ateş (16.000 çocukta 1 oranında) gibi ciddi reaksiyon nadirdir. Bu yan etkilerin büyük kısmının aşının içeriğindeki boğmaca etkenine bağlı olduğuna inanılmaktadır. Bu nedenle bu yan etkilerin görüldüğü çocuklar difteri, tetanoz aşısı ile aşılanabilirler. Nöbet gibi çok ciddi reaksiyonlar çok nadir görülmekte ve aşıya bağlı olup olmadığı kesin olarak söylenememektedir.</p>
<p><strong>Difteri, tetanoz, boğmaca aşısı ne kadar etkin bir aşıdır?</strong><br />
Genelde inaktive (ölü) aşılar bağışıklama sağlamada canlı aşılar kadar etkin değildir.<br />
Aselüler difteri, tetanoz, boğmaca aşıları ile yapılan çalışmalarda, 3 veya 4 doz aşılanan çocuklar boğmacaya karşı %80-85 korunmaktadır. Elde edilen bağışıklık ise 5-10 yıl sürmektedir.</p>
<p><strong>Kimler boğmaca aşısı olmamalıdır?</strong><br />
Difteri, tetanoz, boğmaca aşısına karşı ciddi alerjik reaksiyon ortaya çıkması veya aşıdan 81 Boğmaca<br />
sonra ensefalopati gelişmişse ve ensafalopati başka herhangi bir sebebe bağlanamamışsa, aşının diğer dozu uygulanmamalıdır.<br />
Boğmaca aşısından sonra nadiren ortaya çıkan bazı reaksiyonlar, aşının takip eden dozlarının uygulanması konusunda dikkatli olmayı gerektirir. Bu reaksiyonlar 40.5ºC’nin üzerinde ateş ve şok durumu, 3 saat veya daha uzun süreyle sürekli ağlama veya aşıdan sonraki 3 gün içinde ortaya çıkan konvülziyondur (nöbet). Bu yan etkilerden birisinin varlığında bile, yaygın boğmaca salgınının varlığı gibi, hastalığın riskinin aşının riskinden çok daha fazla olduğu durumlar vardır.<br />
Muhtemel veya potansiyel nörolojik hastalığı olan bebek veya çocukların durumları tamamen değerlendirilip tedavi edilene veya kontrol altına alınana kadar difteri, tetanoz, boğmaca aşısı ertelenmelidir. Difteri, tetanoz, boğmaca aşısı nörolojik bozukluğa yol açmamasına rağmen, aşının uygulanması halihazırda var olan nörolojik tablonun ortaya çıkmasına neden olup yanlış değerlendirilebilmektedir.<br />
Orta ve ciddi derecede hastalığı olanların tamamen düzelene kadar aşılarını ertelemeleri önerilmektedir.</p>
<p><strong>Boğmaca aşısı boğmacaya neden olabilir mi?</strong><br />
Hayır.</p>
<p><strong>Erişkinlerdeki güncel Boğmaca aşısı önerileri nelerdir?</strong><br />
Aşılama oranları yükseldikçe, boğmaca hastalığı adolesan ve erişkin döneme kaymakta buna karşın boğmacaya bağlı ölümlerin % 90&#8242;ı 4 aydan küçük bebeklerde yıllar içerisinde artan oranlarda görülmektedir. Hastalığın bebeklere bulaşması % 75 oranında bebeğin çevresindeki anne-baba-kardeş veya diğer kişilerden olmaktadır.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre tüm dünyada her yıl 50 Milyon boğmaca vakası görülmektedir ve toplam 300.000 kişi boğmaca nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Boğmaca özellikle küçük bebekler için çok ciddi sonuçlanabilen ölümcül bir hastalıktır. Küçük bebekler, muhtemelen beyinlerine oksijen sağlanmasının azalmasına bağlı olarak ortaya çıkan, nöbet ve ensefalite daha fazla oranda yakalanma riski taşırlar. Her yıl ülkemizde ve dünyada boğmacaya yakalanan her 100 bebekten 4&#8242;ü hayatını kaybetmektedir. Antibiyotikler, boğmacanın öksürük gibi belirtilerini azaltmada çok etkili değildir. Hastalık geliştikten sonra boğmaca hastaları yatak istirahatine alınmalı, sıvı desteği verilmeli ve<br />
ateşi varsa kontrol altına alınmalıdır. Hastalık yaklaşık olarak 12-14 hafta sürmekte ve bu dönemde işgücü kaybı ve aşırı tedavi giderlerine neden olmaktadır. Boğmacaya karşı anne-babalar, bebeklerini veya çocuklarını aşı ile koruyabilirler. Bebeklere 2 aylıkken yapılmaya başlanan ve 4, 6 ve 18 aylık olduklarında tekrarlanan karma aşı DTaB (difteri, tetanoz, asellüler boğmaca), bebeği boğmacaya karşı korumak için uygulanır. Ancak, karma aşının ilk 3 dozu tamamlandıktan sonra boğmacaya karşı<br />
tam koruyuculuk başlar. Bu nedenle, bebekler yaşamlarının ilk aylarında boğmacaya karşı korumasız kalabilmektedir. İlk aylarında bebeğin boğmacaya yakalanmaması için anne, baba, kardeş ve bebeklerle teması olan diğer kişilerin (örn. bakıcı, sağlık personeli vb.) boğmacaya karşı bağışıklıklarının tam olması gerekir.</p>
<p>Amerikan Bağışıklama Danışma Komitesi Amerikan Bağışıklama Danışma Komitesi, 2004 yılından itibaren postpartum dönemde annelere ve infantla teması olan kişilere (sağlık personeli dahil) boğmaca rapeli yapılmasını önermektedir. Koza stratejisi olarak adlandırılan bu yaklaşım, 17 ülkeden 37 uzmanın oluşturduğu Global Pertusis Grişimi (GPI) tarafından, 1 yaş altı bebeklerle teması olan tüm kişiler için de (anne-baba-kardeşler vb gibi) önerilmektedir. Amerikan Bağışıklama Danışma Komitesi, eğer son Td dozundan 10 yıldan uzun bir süre geçmiş ise gebelikte 2.-3. trimesterda Td yerine Tdap (azaltılmış difteri ve azaltılmış asellüler boğmaca içeren kombine aşı) önermektedir. İnfantla teması olabilecek kişilere (anne-baba-kardeş-bakıcı-sağlık personeli vb) yapılacak bir doz Tdap veya Tdap-IPV, infantları bağışıklığı gelişene kadar boğmacaya karşı koruyacaktı r. Ayrıca, yaşamlarının ilk yıllarında uygulanan DTaB aşısının koruyuculuğunun devam etmesi için 4-6 yaştaki çocukların karma aşıları da Tdap-IPV olarak tekrar edilmelidir. Bu okul öncesi dönemde karma aşı ile kombine çocuk felci aşısının da tekrar edilmesi, her dört hastalığa karşı (difteri, tetanoz, boğmaca, çocuk felci) koruyuculuğun devamı açısından önemlidir.</p>
<p>4-6 yaş çocuklara yapılacak 1 doz Tdap veya Tdap-IPV hem onları hem de çevrelerindeki küçük bebekleri boğmacaya karşı koruyacaktır. Ayrıca primer karma aşıları tamamlanmış her anne-baba veya küçük bebeklerle teması olan kişiler (örn. bakıcı, sağlık personeli vb.) yaşamları boyunca en az bir kez Tdap veya Tdap-IPV aşısı olabilirler. Böylece hem kendilerini hem de bebeklerini boğmacaya karşı koruyabileceklerdir. Tdap veya Tdap- IPV aşısı 10 yılda bir uygulanan Td aşısı dozlarından birinin yerine de kullanılabilmektedir. Tetanoz hatırlatma dozu olarak uygulandığında tetanoza karşı yeterli düzeyde<br />
bağışıklık oluşturur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/bogmaca/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Difteri (Kuşpalazı)</title>
		<link>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/difteri-kuspalazi/</link>
		<comments>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/difteri-kuspalazi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Mar 2012 11:14:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıcı hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[dbt aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[difteri]]></category>
		<category><![CDATA[difteri aşısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halkhekimi.com/v1/?p=110</guid>
		<description><![CDATA[Difterinin etkeni nedir? Difteri Corynebacterium diphtheriae adı verilen bir bakteri tarafından meydana getirilir. Gerçek hastalık bakteri toksinini veya zehirini vücuda salgıladığı zaman ortaya çıkar. Difteri nasıl yayılır? Difteriye neden olan bakteri mikrobu alan kişinin ağız, boğaz ve burnunda yaşar ve diğer insanlara öksürme veya hapşırma yoluyla yani solunum yoluyla bulaşır. Nadiren ciltteki yaralardan direkt temasla &#8230; </p><p><a class="more-link block-button" href="http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/difteri-kuspalazi/">Devamını oku &#187;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Difterinin etkeni nedir?</strong><br />
Difteri Corynebacterium diphtheriae adı verilen bir bakteri tarafından meydana getirilir.<br />
Gerçek hastalık bakteri toksinini veya zehirini vücuda salgıladığı zaman ortaya çıkar.</p>
<p><strong>Difteri nasıl yayılır?</strong><br />
Difteriye neden olan bakteri mikrobu alan kişinin ağız, boğaz ve burnunda yaşar ve diğer insanlara öksürme veya hapşırma yoluyla yani solunum yoluyla bulaşır. Nadiren ciltteki yaralardan direkt temasla veya difterili kişinin yaralarından sıvının bulaştığı nesnelere dokunma yoluyla da bulaşabilir.<span id="more-110"></span></p>
<p>Difteri mikrobunu aldıktan ne kadar süre sonra hastalığın belirtileri başlar?<br />
Difterinin kuluçka süresi kısadır, 2-5 gündür. Bu süre en az 1 gün ile en fazla 10 gün arasında değşir.</p>
<p><strong>Difterinin belirtileri nelerdir?</strong><br />
Difterinin başlangıç belirtileri boğaz ağrısı, hafif ateş ve titreme ile soğuk algınlığına benzer. Hastalık genellikle boğazın arka duvarında, nefes almayı ve yutmayı güçleştiren kalın bir zar tabakasına neden olur. Boğaz dışında, burun, ses telleri (larinks), göz, vajina ve cilt gibi vücudun diğer bölgeleri de etkilenir.</p>
<p><strong>Difteri ciddi bir hastalık mıdır?</strong><br />
Difteri ciddi bir hastalıktır ve hastalığa yakalanan kişilerin %5-10’u hayatını kaybeder.<br />
Difteriye bağlı ölümlerin %20’ye yakını yani ölen her beş kişiden biri 40 yaşın üzeri veya 5 yaşın altındadır.</p>
<p><strong>Difterinin komplikasyonları nelerdir?</strong><br />
Difterinin komplikasyonlarının büyük kısmı difteri bakterisi tarafından salgılanan toksin veya zehire bağlıdır. En sık görülen komplikasyonları; anormal kalp atımlarına neden olan ve kalp ritmini ozan kalp tutulumu ve bazı kaslarda geçici felce neden olan sinir tutulumudur.<br />
Eğer felç diyaframı etkilerse (solunum için gerekli olan ana kas) hasta kişide zatürre veya solunum yetmezliği gelişebilir. Boğazda görülen difteride boğazın arka duvarında oluflan kalın zar tabakası ciddi solunum problemlerine ve hatta boğulmaya neden olabilir.</p>
<p><strong>Difterinin tedavisi var mıdır?</strong><br />
Difteri hem antibiyotiklerle hem de difteri antitoksini ile tedavi edilir. Difteri antitoksini atlarda üretilir ve ilk defa 1891’de Amerika’da kullanılmıştır. Antitoksin vücutta dokulara bağlanmış olan toksini etkisiz hale getiremez, sadece serbest, dolaşımda bulunan toksini etkisiz hale getirir ve hastalığın kötüleşmesini, ilerlemesini engeller. Antitoksin kullanılmadan önce hastanın antitoksine karşı alerjik bir hassasiyeti olup olmadığı kontrol edilmelidir.</p>
<p>Difteri geçirmekte olan bir kişi ne kadar süreyle hastalığı bulaştırabilir?<br />
Difteri, antibiyotik kullanmaya başladıktan 48 saat sonrasından itibaren bulaştırıcılığını kaybeder. Bununla birlikte bazı kişiler antibiyotik tedavisine rağmen bakteriyi taşımaya devam ederler ve hastada 3 kez peş peşe yapılan kültürlerin üçünde de negatif sonuç alınmadan tedavi kesilmemelidir.<br />
Difteri geçirmekte olan bir kişiye bakım veren kişilerde standart temas profilaksisi (önleme yönelik tedavi) önlemleri alınmalı ve bu kişilerin difteriye karşı tam olarak aşılı olduklarından emin olunmalıdır.</p>
<p><strong>Bir kereden fazla difteri geçirmek mümkün müdür?</strong><br />
Evet. Difteri geçiren kişiler, hastalıkları düzelir düzelmez mutlaka difteriye karşı aşılanmalıdır.</p>
<p><strong>DİFTERİ AŞISI</strong><br />
<strong>Ne çeşit bir aşıdır?</strong><br />
Difteri aşısı toksoid aşı olarak adlandırılan inaktive (ölü) toksin aşısıdır. Difteriye neden olan bakteri sıvı besiyerinde çoğaltılır, saflaştırılır ve toksini inaktive edilir.</p>
<p><strong>Aşı nasıl uygulanır?</strong><br />
Difteri aşısı kas içine uygulanır.</p>
<p><strong>Kimler difteri aşısı olmalıdır?</strong><br />
Tüm bebek ve çocuklar rutin aşılama şemalarına uygun olarak beş doz difteri, tetanoz, boğmaca (DTB) aşısı olmalıdır.</p>
<p><strong>Difteri, tetanoz, boğmaca aşısı (DTB) kaç doz uygulanmalıdır?</strong><br />
Bebeklere DTB aşısı 2., 4., 6. ve 18. aylarda olmak üzere dört dozluk seri şeklinde 74 Difteri uygulanır. 5. doz aşı, rapel doz (güçlendirme dozu), dördüncü doz geç yapılmadığı sürece<br />
(dört yaşından önce yapılması durumunda) 4-6 yaş arasında önerilmektedir.<br />
Difteri aşısıyla elde edilen bağışıklık düzeyi zamanla azaldığı için, on yılda bir tekrar doz erişkin tip difteri, tetanoz aşısı (Td) yapılmalıdır.</p>
<p>Difteri aşısı,<br />
• Difteri, tetanoz, boğmaca aşısı şeklinde (DTB veya DTaB) üçlü aşı;<br />
• Difteri, tetanoz, boğmaca, çocuk felci (DTB/IPV) veya difteri, boğmaca, tetanoz ve Hib menenjit aşısı (DTB/Hib) olarak dörtlü aşı;<br />
• Difteri, tetanoz, boğmaca, çocuk felci ve Hib menenjiti (DTB/IPV/Hib) olmak üzere beşli aşı şeklinde bulunmaktadır.</p>
<p>Çocuklara 2., 4. ve 6. aylarda veya 2., 3. ve 4. aylarda 3 doz ve 18. ayda tekrar doz olmak üzere toplam dört doz olarak önerilir. Bu aşının güçlendirme dozunun okul öncesi dönemde 4-6 yaşlarda uygulanması gerekmektedir.<br />
Difteri geçiren bir kişi ile aynı evde bulunan yakın temastaki kişilere yaşa bağlı olarak seçilecek olan aşı ile tek doz difteri aşısı uygulanabilir.<br />
Yedi yaşından büyüklere difteri aşısı erişkin tip difteri aşısı şeklinde uygulanmalıdır.</p>
<p><strong>DİFTERİ, TETANOZ, BOĞMACA AŞISI İLE AŞILAMA ŞEMASI</strong><br />
Doz yaş Minimum aralık<br />
1. doz 2 ay<br />
2. doz 4 ay 4 hafta<br />
3. doz 6 ay 4 hafta<br />
4. doz 15-18 ay arası 6 ay<br />
Güçlendirme 4-6 yaş</p>
<p>Çocukluğunda difteri aşısı ile aşılanmamış olan kişiler erişkin yaşta aşılanmalı mıdır?<br />
Evet. Çocukluğunda tetanoz ve difteri aşısı olup olmadığı bilinmeyen erişkinler veya yedi yaşından büyük çocuklar 3 doz olarak primer seri difteri-tetanoz aşılarını olmalıdırlar.<br />
İlk iki dozun arasında 4-8 hafta kalmalıdır ve 3. doz ise ikinci dozdan 6-12 ay sonra uygulanmalıdır. Erişkin tip difteri tetanoz aşısı (Td) hem difteriden hem de tetanozdan korumaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/difteri-kuspalazi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kızamıkçık</title>
		<link>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/kizamikcik/</link>
		<comments>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/kizamikcik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Mar 2012 12:35:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halkhekimi.com/v1/?p=101</guid>
		<description><![CDATA[Kızamıkçığın etkeni nedir? Kızamıkçığa bir virüs (Rubella) neden olmaktadır. Kızamıkçık nasıl yayılır? Kızamıkçık kişiden kişiye hava (solunum) yoluyla yayılır ve orta derecede bulaşıcıdır. Kızamıkçık virüsü ile karşılaştıktan ne kadar süre sonra hastalığın belirtileri ortaya çıkar? Kızamıkçığın kuluçka dönemi 12-23 gün arasında değişir. Hastalığın belirtileri genellikle hafiftir ve %30-50 oranında yoktur veya çok belirsizdir. Kızamıkçığın belirtileri &#8230; </p><p><a class="more-link block-button" href="http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/kizamikcik/">Devamını oku &#187;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Kızamıkçığın etkeni nedir?</strong></h1>
<p>Kızamıkçığa bir virüs (Rubella) neden olmaktadır.</p>
<p><strong>Kızamıkçık nasıl yayılır?<br />
</strong>Kızamıkçık kişiden kişiye hava (solunum) yoluyla yayılır ve orta derecede bulaşıcıdır.</p>
<p><strong>Kızamıkçık virüsü ile karşılaştıktan ne kadar süre sonra hastalığın belirtileri ortaya çıkar?</strong><br />
Kızamıkçığın kuluçka dönemi 12-23 gün arasında değişir. Hastalığın belirtileri genellikle hafiftir ve %30-50 oranında yoktur veya çok belirsizdir.<span id="more-101"></span></p>
<p><strong>Kızamıkçığın belirtileri nelerdir?</strong><br />
Kızamıkçık geçiren çocuklarda ilk belirti genellikle yüzde başlayıp aşağıya vücuda yayılan döküntüdür. Büyük çocuklar ve erişkinlerde döküntü öncesinde genellikle ilk belirti olarak düşük düzeyde ateş, boyundaki veya kulak arkasındaki lenf bezlerinde şişme (swollen glands) ve üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları görülür. Erişkin kadınlarda bir aya kadar parmaklarda, dirseklerde ve dizlerde ağrı ve sertlik gelişebilir. İnsanların yarısına yakınında kızamıkçık virüsü hiçbir bulgu vermez.</p>
<p><strong>Kızamıkçık ne kadar ciddidir?</strong><br />
Kızamıkçık çocuklarda genellikle hafif bir hastalıktır. Kızamıkçık erişkinlerde daha fazla komplikasyona yol açar. Kızamıkçık ile ilgili esas endişe hamile kadınlarda kızamıkçık enfeksiyonunun etkileridir. Hamileliğin ilk üç ayı içinde geçirilen kızamıkçık bebeğin ölümüne, erken doğumuna ve pek çok ciddi doğumsal sakatlığa neden olur.</p>
<p><strong>Kızamıkçığın komplikasyonları nelerdir?</strong><br />
Genellikle erişkinlerde olmak üzere 5.000 vakada bir ensefalit (beyin enfeksiyonu) oluşabilmektedir. Trombosit sayısında düşüş ve kanama gibi nadiren geçici kan problemleri oluşabilir. Kızamıkçık geçiren kadınların eklemlerinde sıklıkla ağrı ve/veya şişlik<br />
görülebilmektedir ancak bu belirtiler de geçicidir.<br />
Kızamıkçığa bağlı en ciddi komplikasyon doğumsal kızamıkçık sendromudur. Bu sendrom, anne karnında gelişmekte olan bebek üzerinde kızamıkçık virüsünün yarattığı etki ile meydana gelmektedir. Hamileliğin ilk üç ayı içerisinde kızamıkçık virüsü ile enfekte olan bebeklerin %95’i sağırlık, göz defektleri, kalp defektleri, zeka geriliği gibi doğumsal bir sakatlıkla doğmaktadır. Hamileliğin erken dönemi (ilk 12 hafta içinde) enfeksiyonun en tehlikeli olduğu dönemdir. Kızamıkçık enfeksiyonuna bağlı sakatlık görülme ihtimali enfeksiyon hamileliğin geç dönemlerinde geçirilirse azalmaktadır (20 haftalık hamilelikten<br />
sonra).</p>
<p><strong>Kızamıkçığın tedavisi var mıdır?</strong><br />
Kızamıkçığın tedavisi yoktur. Sadece yatak istirahati, sıvı takviyesi ve ateş düşürme gibi destekleyici tedavi uygulanır.</p>
<p><strong>Kızamıkçık geçiren bir kişi ne kadar süreyle hastalığı bulaştırabilir?</strong><br />
Kızamıkçık döküntüler başladıktan sonra en bulaşıcıdır ancak kızamıkçık virüsü döküntüler başlamadan 7 gün öncesinden 5-7 gün sonrasına kadar bulaştırılabilir.</p>
<p><strong>Çocuğumun kızamıkçık virüsü ile karşılaştığını düşünüyorum. Ne yapmalıyım?</strong><br />
Eğer çocuğunuz kızamıkçık aşısı olmadı ve kızamıkçığa karşı bağışık değilse, virüs ile karşılaştıktan sonra enfekte olduysa aşılanması hastalığın gelişmesini önlemeyecektir. Ancak çocuğunuz virüs ile karşılaştıktan sonra enfekte olmadıysa kızamıkçık aşısı ile aşılanması onu ileride gelişebilecek infeksiyondan koruyacaktır.</p>
<p><strong>Kızamıkçık bir kereden fazla geçirilebilir mi?</strong><br />
Kızamıkçığın ikinci kez geçirilmesinin çok nadir bir olasılık olduğuna inanılmaktadır.</p>
<h1>KIZAMIKÇIK AŞISI</h1>
<p><strong>Kızamıkçık aşısı nasıl bir aşıdır?</strong><br />
Kızamıkçık aşısı canlı zayıflatılmış virüs aşısıdır. Kızamıkçık aşısı KKK (kızamık, kızamıkçık, kabakulak) üçlü aşısı şeklinde bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Kızamıkçık aşısı nasıl uygulanmalıdır?</strong><br />
KKK aşısı subkutan (cilt altına) enjeksiyon şeklinde uygulanmaktadır (kol veya bacaktaki yağlı doku).</p>
<p><strong>Kimler kızamıkçık aşısı olmalıdır?</strong><br />
Kızamıkçık aşısı kızamıkçık geçirmemiş ve aşılanmamış tüm çocuklar, adolesanlar (ergen) ve erişkinlere önerilmektedir. Doğurgan yaştaki tüm kadınların hamile kalmadan önce kızamıkçığa karşı bağışıklanmış olduklarından emin olmak özellikle önemlidir.</p>
<p><strong>İlk kızamıkçık aşısı ne zaman yapılmalıdır?</strong><br />
İlk doz KKK aşısı bebeklere 12. aylarını tamamladıklarında veya daha sonra uygulanabilir. İlk doz için önerilen aralık 12-15. aylar arasıdır. 12. aydan önce uygulanan doz geçerli kabul edilmemelidir ve tekrarlanmalıdır.</p>
<p><strong>İkinci doz KKK aşısı ne zaman uygulanmalıdır?</strong><br />
İkinci doz KKK aşısının çocuklara genellikle kreş veya okula başlamadan önceki dönemde, 4-6 yaşlar arasında uygulanması önerilmektedir. Ancak ilk dozdan sonra en az dört hafta geçmiş olması koşuluyla herhangi bir dönemde uygulanabilmektedir.</p>
<p><strong>Kızamıkçık aşısı ne kadar güvenilirdir?</strong><br />
Kızamıkçık aşısı çok güvenilir bir aşıdır. KKK aşısından sonra görülen yan etkilerin büyük çoğunluğu hafiftir (ateş, döküntü) ve aşının içerisindeki kızamıkçık içeriğine bağlıdır.</p>
<p><strong>Kızamıkçık aşısına bağlı olarak hangi yan etkiler bildirilmektedir?</strong><br />
Ateş en sık görülen reaksiyondur ve aşılananların %5-15’inde görülmektedir. Aşılanan kişilerin %5’inde hafif döküntü görülebilmektedir. KKK aşısı ile aşılanan erişkin kadınların eklemlerinde ağrı, şişlik ve kızarıklık gibi geçici belirtiler görülebilmektedir.</p>
<p>Alerjik reaksiyonlar gibi daha ciddi reaksiyonlar nadirdir.</p>
<p><strong>Kızamıkçık aşısı ne kadar etkindir?</strong><br />
İlk doz KKK aşısından sonra aşılanan kişilerin yaklaşık %95’i kızamıkçığa karşı bağışıklık geliştirmektedir. İkinci doz KKK aşısının uygulanmasının nedeni ilk doz KKK aşısından sonra bağışıklık cevabı gelişmeyen %5’lik kesimin de bağışıklık cevabı geliştirmesini sağlamaktır.</p>
<p><strong>Kimler kızamıkçık aşısı olmamalıdır?</strong><br />
İlk doz KKK aşısından sonra ciddi alerjik reaksiyon (ürtiker, ağız ve boğazda şişme, nefes alma güçlüğü) gelişen kişiler ikinci doz KKK aşısını olmamalıdır.</p>
<p>KKK aşısı canlı zayıflatılmış virüsler içerdiği için hamile kadınlar KKK aşısı olmamalıdır. Doğurgan yaştaki kadınlar KKK aşısı olduktan sonra en az dört hafta süreyle hamile kalmamalıdır. Ciddi derecede bağışıklık sistemi yetersizliği olan kişiler KKK aşısı olmamalıdır. Bu kişiler doğumsal bağışıklık sistemi yetersizliği olanlar, AIDS, lösemi, lenfoma,yaygın malignite (kanser) veya yüksek doz steroid ve bağışıklık sistemini zayıflatan tedavi alanlardır.</p>
<p>Belirtisiz HIV enfeksiyonu olan kişilerin kızamıkçık aşısı olmaları dikkate alınmalıdır.</p>
<p><strong>Hamile olduğumu bilmeden kızamıkçık aşısı ile aşılandıysam ne olur?</strong><br />
Kızamıkçık aşısının canlı zayıflatılmış virüs içermesi ve hamilelikte kullanılması sırasında teorik olarak hastalığa neden olma ve bebeği etkileme riski göz önünde bulundurularak hamile kadınların kızamıkçık aşısı olmamaları önerilmektedir. Şu ana kadar hamilelikleri sırasında yanlışlıkla bu aşıyı olan çok sayıda kadının doğumları sırasında bebekleri ile ilgili araştırma yapılmıştır. 1971 yılından 1989 yılına kadar olan dönemde hamilelikleri sırasında kızamıkçık aşısı olan 321 anneden doğan 324 bebekte doğumsal kızamıkçık sendromuna ait herhangi bir bulgu bulunamamıştır. Kızamıkçık aşısına bağlı olarak anne karnındaki bebeğin etkilenmesi ihtimali son derece düşük, hatta sıfır olduğu için, hamile olduğunu bilmeden kızamıkçık aşısı ile aşılanan hamilelerin hemen gebeliğini sonlandırmaktansa hamileliğin yakından izlenmesi ve kişisel değerlendirme yapılması önerilmektedir.</p>
<p><strong>Kızamıkçık aşısı kızamıkçığa neden olur mu?</strong><br />
Hayır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/kizamikcik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kan Hücreleri</title>
		<link>http://www.halkhekimi.com/v1/genel-saglik/kan-hucreleri/</link>
		<comments>http://www.halkhekimi.com/v1/genel-saglik/kan-hucreleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 16:16:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dadmin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halkhekimi.com/v1/?p=81</guid>
		<description><![CDATA[Kan, kaynağı insan olan, benzersiz, hayat kurtarıcı, biyolojik bir maddedir. Ortalama bir kişinin kilogram başına yaklaşık 70 mililitre ( 70 ml / kg ) veya 70 kilogramlık bir kişinin yaklaşık 5 litre kanı vardır. Kan hacminin yaklaşık % 50 – 60 ‘ı sıvı, geri kalan bölümü ise hücrelerden oluşur. Plazma adı verilen sıvı kısmın yaklaşık &#8230; </p><p><a class="more-link block-button" href="http://www.halkhekimi.com/v1/genel-saglik/kan-hucreleri/">Devamını oku &#187;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kan, kaynağı insan olan, benzersiz, hayat kurtarıcı, biyolojik bir maddedir. Ortalama bir kişinin kilogram başına yaklaşık 70 mililitre ( 70 ml / kg ) veya 70 kilogramlık bir kişinin yaklaşık 5 litre kanı vardır. Kan hacminin yaklaşık % 50 – 60 ‘ı sıvı, geri kalan bölümü ise hücrelerden oluşur. Plazma adı verilen sıvı kısmın yaklaşık % 90’ ı sudur. Geri kalan % 10’ u iyonlar, glukoz, aminoasitler ve diğer metabolitler , hormonlar ve çeşitli proteinlerden oluşur. Serum, plazmanın pıhtılaşma faktörleri ve fibrinojenin uzaklaştırılmasından sonra geriye kalan kısmıdır. Kan hücreleri eritrositler      ( kırmızı kan hücreleri ), lökositler ( beyaz kan hücreleri ) ve trombositler ( kan pulcukları ) olarak ayrılır.</p>
<p><a href="http://www.halkhekimi.com/v1/wp-content/uploads/2012/01/Eritrosit.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-94" title="Eritrosit" src="http://www.halkhekimi.com/v1/wp-content/uploads/2012/01/Eritrosit-300x220.jpg" alt="" width="300" height="220" /></a></p>
<p><span id="more-81"></span><br />
<strong>ERİTROSİTLER ( ALYUVARLAR )</strong><br />
Eritrositlerin temel fonksiyonu gaz değişimidir. Oksijeni akciğerden dokulara taşır ve dokulardan da karbondioksiti dışarı atılacağı akciğere geri getirirler. Eritrositler birkaç organel içerir, çekirdeksiz hücrelerdir. Sitoplazmalarının büyük bir kısmını oksijen taşınmasında rol oynayan, demir içerikli hemoglobin adı verilen molekül oluşturur. Eritrositler yaklaşık 7-8 µm çapında, bikonkav disk şeklindedir. Bikonkav disk şekli eritrositlerin kapiller ve küçük kan damarlarından geçişini kolaylaştırır.<br />
Eritrositler kanda en çok görülen hücrelerdir. Normal eritrosit sayısı yaklaşık mikrolitrede 4.5 – 6 milyondur. Eritrosit ölçümünde kullanılan parametreler : hemoglobin ( Hgb ) desilitrede gram olarak ( g/dl ) , hematokrit ( Hct ) veya eritrosit hacmi ( vücuttaki toplam kan hacmi içindeki eritrosit hacminin yüzdesi ) ve eritrosit sayısı ( milyon  / mililitre ) dır.<br />
Ortalama 120 gün ömrü olan eritrositlerin hergün yaklaşık % 1’i yenilenir. Genç eritrositler ribonükleik asit ( RNA ) içermeleri nedeniyle fark edilirler. Metilen mavisi gibi özel boyalarla retikülin adı verilen RNA agregatları görülebilir. Bu agregatları içeren genç eritrositlere retikülosit adı verilir ve kandaki retikülosit sayısı ( retikülosit değeri ) eritrosit yapımının en iyi göstergesidir.</p>
<p><strong>LÖKOSİTLER ( AKYUVARLAR )</strong><br />
Kanda çeşitli lökositler veya akyuvarlar bulunur. Normal lökosit sayısı 4000 – 10000 /µl’ dir. ( 4- 10 x 10³ / ml ). Lökositler, özgün granülleri olan granülositler ve granülleri olmayan agranülositler olmak üzere iki bölüme ayrılırlar. Granülositler; nötrofiller ( zayıf boyanan granül içerenler ), eozinofiller ( büyük kırmızı eozinofilik granüllü ), ve bazofiller ( büyük koyu mavi veya bazofilik granüllü ) olmak üzere üçe ayrılır. Agranülositler ise lenfosit ve monositlerden oluşur.<br />
Lökositler, beyaz kan hücresi olarak adlandırılmakla birlikte başlıca işlev yeri dokulardır. Bu hücreler sadece etki edecekleri dokulara ulaşmak için geçici olarak kanda bulunurlar.<br />
<strong>1.    Nötrofiller</strong><br />
Nötrofiller erişkinde en sık görülen lökositlerdir. Parçalı ( segmente ) nötrofiller ve çomak nötrofiller olmak üzere iki tipi tanımlanmıştır. Nötrofillerin birincil fonksiyonu başta bakteriler olmak üzere mikroorganizmaların fagositozudur. Nötrofiller bakteriyel enfeksiyonlara karşı primer defansı oluşturur. Bakteriler nötrofil granülleri içinde var olan veya üretilen antimikrobiyal ajanlarla öldürülür.<br />
Nötrofiller dolaşımda ortalama 10 saat kalır ve damar dışı alanda 1- 4 gün kadar yaşarlar. Dokulara geçen nötrofiller tekrar dolaşıma geri dönemezler. Çok sayıda nötrofil kan damarlarının endotelyal yüzeyi boyunca yuvarlanır ( marjinal havuz ). Bu hücre topluluğu akut stres veya enfeksiyon varlığında hızla mobilize olur.<br />
<strong>2.    Eozinofiller</strong><br />
Eozinofiller periferik kan yaymasında büyük kırmızı- turuncu ( eozinofilik ) granülleri ile dikkati çeken hücrelerdir. Eozinofillerin işlevleri arasında antijen – antikor komplekslerinin fagositozu ve parazitik enfeksiyonlara karşı savunma sayılabilir. Eozinofil sayısı normalde lökosit sayısının % 2 -4 ‘ü kadardır , ancak sayıları alerjik reaksiyonlar ve parazitik enfeksiyonlarda artar.<br />
<strong>3.    Bazofiller</strong><br />
Bazofiller, büyük lacivert-mor renkli granülleri ile diğer hücrelerden ayrılır. Periferik kanda en nadir rastlanan lökosit tipidir. Sayıları dolaşımdaki lökositlerin % 1’i kadardır. Bazofillerin granülleri içinde heparin, histamin ve benzeri maddeler bulunur. Bu hücreler Ig E immünoglobulinlerle ilişkili tipte bir hipersensitivite reaksiyonlarında görev alırlar.<br />
<strong>4.    Lenfositler</strong><br />
Lenfositler dolaşımda ikinci sıklıkta bulunan lökosit tipidir. ( Löoksitlerin % 20 – 40 ‘ı ). Lenfosit sayısı çocuklarda ve viral enfeksiyonlar esnasında yüksek bulunur. Fonksiyonlarına göre lenfositler iki ana grupta toplanırlar : B hücreler ve T hücreler<br />
<strong>B Hücreler :</strong> B hücreler, birincil olarak humoral ( antikor aracılıklı ) immün yanıtın oluşmasında rol alırlar. Kemik iliğinde gelişimlerini tamamladıktan sonra lenf düğümleri, dalak, kan ve diğer organlara dağılırlar. Bir antijenik uyarıyı takiben bu hücreler antikorların yapımından sorumlu olan plazma hücrelerine dönüşürler.<br />
<strong>T Hücreler :</strong> T hücreler öncelikle hücresel immüniteden sorumludur. Aynı zamanda tüm immün sistemin yönetimi ve denetimi görevini de yerine getirirler. B hücreler, monositler, makrofajlar ve diğer T hücreleri gibi bağışıklık sistemini oluşturan hücrelerin fonksiyonlarının uyarılması veya baskılanması da yine T hücreleri tarafından gerçekleştirilir. T hücre öncülleri kemik iliğinden köken alır ancak daha sonra timusta olgunlaşırlar. Normal şartlar altında dolaşımdaki lenfositlerin çoğunluğunu T hücreleri meydana getirir.<br />
T hücreleri iki ana gruba ayrılmıştır:<br />
<strong>Yardımcı T Hücreleri :</strong> İmmün sistemin düzeninden sorumlu başlıca hücre grubudur, yüzeylerinde taşıdıkları CD4 antijeni ile tanınırlar.<br />
<strong>Baskılayıcı / Sitotoksik T Hücreleri :</strong> Daha çok virüs ile enfekte hücrelerin parçalanması veya organ nakli sonrası rejeksiyon sürecinde rol alır. Genellikle yüzeylerinde CD8 antijeni taşırlar.<br />
Sadece tek yönlü olarak kandan dokuya geçebilen diğer lökositlerin aksine lenfositler kan, dokular ve lenf bezleri arasında dolaşım halindedir.<br />
<strong>5.    Monositler</strong><br />
Monositler normalde periferik kandaki lökositlerin % 3- 8’ini oluştururlar. Dolaşımda 8 – 14 saat kaldıktan sonra dokulara girerek doku makrofajlarına ( histiyositlere ) dönüşürler. Monositlerin iki görevi vardır :<br />
a.Fagositoz : Mikroorganizmaların özellikle mantar ve mikobakterilerin hücre içine alınarak uzaklaştırılması<br />
b. Antijenik proteinlerin işlenmesi ve sunulmaları<br />
Bu nedenle immün yanıtın oluşmasında monositler, kritik bir öneme sahiptir.</p>
<p><a href="http://www.halkhekimi.com/v1/wp-content/uploads/2012/01/trombosit.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-93" title="trombosit" src="http://www.halkhekimi.com/v1/wp-content/uploads/2012/01/trombosit-300x218.jpg" alt="" width="300" height="218" /></a></p>
<p><strong>TROMBOSİTLER ( KAN PULCUKLARI )</strong><br />
Trombositler hemostazda rol oynarlar. Damar endotelinde meydana gelen hasarlı alanlara yapışarak trombosit tıkaçları oluştururlar. Trombositler 1 – 4 milimetre çapında,çekirdeksiz, disk şeklinde yapılardır. Kemik iliğinde yer alan megakaryositlerden kopan sitoplazma parçalarıdırlar. Kanda , sayıları 150000 – 350000 / ml arsında değişir. Soluk mavi sitoplazmaları içinde kırmızı- mor renkli granüller bulunur. Bu granüller, alfa granülleri ve ‘dense ‘ ( yoğun ) cisimcikler olarak ayrılır. Bu granüllerin içinde pıhtılaşma faktörleri , adenozin difosfat ( ADP ), adenozin trifosfat ( ATP ), kalsiyum, serotonin ve katekolaminler bulunur. Bu maddelerden çoğu trombosit agregasyonunu indükler ve hemostaz mekanizmasında görev alır. Trombositlerin ömrü 10 gündür. Yaşlanan trombositler dalak tarafından dolaşımdan uzaklaştırılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halkhekimi.com/v1/genel-saglik/kan-hucreleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Grip Nedir?</title>
		<link>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/grip-nedir/</link>
		<comments>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/grip-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2012 12:14:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[influenza]]></category>
		<category><![CDATA[Nezle]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk algınlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halkhekimi.com/v1/?p=74</guid>
		<description><![CDATA[Grip Nedir? Grip influenza virüslerinin neden olduğu, dönem dönem büyük çapta salgınlarla seyreden,  çocukluk çağındaki olguların hastaneye yatışlarını gerektiren, komplikasyonlara zemin hazırlayan, yaşlılar ve süreğen hastalığı olanlarda ölümlere neden olabilen solunum yollarının bulaşıcı, önemli bir enfeksiyon hastalığıdır.  Ani başlayan ve yüksek ateşle (&#62;38 0C  ) seyreden GRİP&#8217;te olguların büyük bölümü hastalığı ayakta geçiremezler, yatağa düşerler. &#8230; </p><p><a class="more-link block-button" href="http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/grip-nedir/">Devamını oku &#187;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Grip Nedir?</strong></p>
<p>Grip influenza virüslerinin neden olduğu, dönem dönem büyük çapta salgınlarla seyreden,  çocukluk çağındaki olguların hastaneye yatışlarını gerektiren, komplikasyonlara zemin hazırlayan, yaşlılar ve süreğen hastalığı olanlarda ölümlere neden olabilen solunum yollarının bulaşıcı, önemli bir enfeksiyon hastalığıdır.  Ani başlayan ve yüksek ateşle (&gt;38 <sup>0</sup>C  ) seyreden GRİP&#8217;te olguların büyük bölümü hastalığı ayakta geçiremezler, yatağa düşerler.<span id="more-74"></span></p>
<p><strong>Gribin Etkeni Nedir?</strong></p>
<p>Grip hastalığının etkeni, sürekli yapısal değişime uğrayarak insanların bağışıklık sisteminden kaçmayı başaran influenza virüsleridir. Yıllardan beri dünya çapında milyonlarca insanın grip salgınlarında hayatını kaybetmesi, bilim adamlarını bu virüs ile ilgilenmeye itmiş bu nedenle influenza virüsleri üzerinde oldukça fazla araştırma yapılmıştır.</p>
<p>İnfluenza virüsünün A, B, ve C olmak üzere üç tipi mevcuttur. A tipi virüs hem insanlarda hem de yaban kuşları,    kümes hayvanları ve domuz gibi hayvanlarda hastalık yaparken, B tipi sadece    insanlarda hastalık yapar. C tipi ise çok hafif derecede hastalık yaptığı için salgınlara yol açmaz bu nedenle önemi çok azdır ve aşı içeriğinde bulunmaz. Grip denildiğinde söz konusu etkenler influenza A ve B tipleridir.</p>
<p>İnfluenza A virüsü yüzeyinde bulunan ve sürekli yapısal değişime uğrayan hemaglutinin ve nöraminidaz gibi antijenik moleküllerinin özelliğine göre alt tiplere ayrılır. İnsanlarda bildiğimiz mevsimsel salgınlara yol açan alt tipler H1N1 ve H3N2 alt tipleridir. B tipinin ise alt tipleri yoktur; sadece serolojik olarak farklı özellik gösteren türleri vardır.</p>
<p>İnfluenza virüsleri tıpkı  HIV (AIDS etkeni) virüslerinde olduğu gibi devamlı değişikliğe uğrarlar. Bu nedenle grip geçirmiş bir kişi kabakulak ya da kızamık’ta olduğu gibi hastalığı geçirmekle ya da tek bir kez aşı olmakla gribe karşı uzun süreli ya da ömür boyu bağışıklık kazanamaz. Bundan ötürü gripten korunmak için her sene AŞI yaptırmak gerekmektedir.</p>
<p><strong>Gribin Belirtileri Nelerdir?</strong></p>
<p>Her şeyden önce influenza virüslerinin neden olduğu gribin yol açtığı klinik tabloyu sayıları 250’yi bulan diğer solunum yolları etkenlerinin yol açtığı hastalıklardan ayırmak gerekir</p>
<p>Yanda çizimlerde gösterilen bulgulardan <strong>ani başlayan ateş</strong>, <strong>aşırı yorgunluk / kas ağrıları ve kuru öksürük</strong> gribin <strong>en tipik</strong> bulgularıdır. Çocuklarda bu bulguların yanında seyrek de olsa karın ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi belirtiler de gözlenebilir.</p>
<p>Fakat unutmamalı ki hastalığa yakalanan herkeste grip bulguları aynı şiddette seyretmeyebilir. Örneğin daha önce benzer bir influenza virüsü ile enfeksiyon geçirmiş ya da aşılanmış bir kişide bulguların ağır seyretme ihtimali düşüktür.</p>
<p><strong>Grip soğuk algınlığı değildir!</strong></p>
<table width="517" border="1" cellspacing="1" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="99"><strong>BELİRTİLER</strong></td>
<td width="201"><strong>GRİP</strong></td>
<td width="201"><strong>SOĞUK ALGINLIĞI</strong></td>
</tr>
<tr>
<td><strong>Ateş</strong></td>
<td>Yüksek Ateş (&gt;38 <sup>0</sup>C)</td>
<td>Nadir</td>
</tr>
<tr>
<td><strong>Baş Ağrısı</strong></td>
<td>Sıklıkla</td>
<td>Nadir</td>
</tr>
<tr>
<td><strong>Kas &#8211; Eklem Ağrısı</strong></td>
<td>Sıklıkla</td>
<td>Hafif</td>
</tr>
<tr>
<td><strong>Bitkinlik</strong></td>
<td>Şiddetli ve günlerce sürebilir</td>
<td>Yok</td>
</tr>
<tr>
<td><strong>Burun Akıntısı</strong></td>
<td>Hafif</td>
<td>Sıklıkla</td>
</tr>
<tr>
<td><strong>Hapşırma</strong></td>
<td>Kimi zaman</td>
<td>Sıklıkla</td>
</tr>
<tr>
<td><strong>Öksürük</strong></td>
<td>Kuru, orta şiddette</td>
<td>Hafif</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3"><strong>Diğer Özellikler</strong></td>
</tr>
<tr>
<td><strong>Yatak İstirahati</strong></td>
<td>Gerektirir</td>
<td>Gerektirmez</td>
</tr>
<tr>
<td valign="top"><strong>Komplikasyonlar</strong></td>
<td valign="top">Sinüzit, orta kulak iltihabı, bronşit, zatürre, ensefalit, ölüm</td>
<td valign="top">Sinüs konjeksiyonu, kulak ağrısı</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çok kolay ve hızla bulaşma özelliğine sahip influenza virüsleri, grip geçirmekte olan bir kişinin öksürüp hapşırması ve hatta konuşması yoluyla havaya dağılan virüsün hastanın 1-2 metre uzağındaki sağlam kişiler tarafından solunum yoluyla alınması ile bulaşır. Bunun yanında, hastaların ağız-burun akıntılarının bulaştığı eşyalara ve yüzeylere dokunduktan sonra virüsle kontamine olmuş elin ağızla ya da burunla teması ile de virüs bulaşabilmektedir.</p>
<p>Unutmamalıyız ki grip virüsü dış ortamda, örneğin kapı kollarında, toplu taşıma araçlarındaki tutacaklarda,  elektrik/asansör düğmelerinde, kreşlerde ağza sokulabilen oyuncaklar üzerinde 48 saat kadar canlı kalabilmekte ve insana bulaşırsa enfekte etmeye devam edebilmektedir.</p>
<p>Grip virüsü bulaşan bir kişide belirtiler 1-2 gün içinde görülmeye başlar. Virüsü kapmış bir yetişkin henüz hastalık belirtileri başlamadan 1 gün önceden başlayıp, hastalık belirtileri kaybolduktan 5 gün sonraya kadar virüsü etrafa bulaştırabilir. Bu süreler çocuklar da iki katı kadar daha uzundur. Yani çocuklar grip virüsünü bulaştırmada önemli rol oynarlar. Özellikle kreşlerde oyuncakların ağıza sokulmasıyla grip olan bir çocuktan diğerine virüs kolaylıkla bulaşabilmekte ve böylelikle virüsü alan çocuk da evdeki diğer bireylere virüsü bulaştırabilmektedir.</p>
<p><strong>Kimler Risk Altında?</strong></p>
<p>Herkes!</p>
<p>Ama yine de gribin olumsuzluklarını en şiddetli biçimde yaşayan bazı kişileri risk grupları içinde toplayabiliriz.</p>
<p>Bunlar:</p>
<ul>
<li>Yaşlılar</li>
<li>Kalp, akciğer, şeker ve böbrek hastalığı olanlar ile kansızlık sorunu olanlar.</li>
<li>Herhangi bir nedenden dolayı bağışıklık sistemi zayıflamış olanlar. Örneğin, kemoterapi alanlar, uzun süreli steroid tedavisi görenler, HIV/AIDS hastaları gibi.</li>
<li>Bakımevlerinde yaşayanlar</li>
<li>Devamlı aspirin kullanmak zorunda olan çocuklar ve gençler</li>
<li>Grip sezonunda gebe olan kadınlar</li>
<li>Tüm sağlık personeli</li>
</ul>
<p>Yüksek risk grubundaki kişilerin grip sezonunda hastaneye yatış oranları sağlıklı bireylere göre 2-5 kat daha yüksektir.</p>
<p><strong>Grip, yaşlılarda ve kronik hastalık taşıyan bireylerde daha ağır seyreder ve ölümlere yol açabilir.</strong></p>
<p><strong>Gripten Nasıl Korunurum?</strong></p>
<p>Gripten korunmanın en iyi yolu <strong>HER YIL</strong> aşı olmaktır.</p>
<p>Aşı ile bağışıklamanın yanısıra bazı önlemler alınarak da gribin bulaşma riski azaltılabilir.</p>
<p>Bu Önlemler:</p>
<ul>
<li><strong><em>Yakın Temastan Uzak Durmak</em></strong></li>
</ul>
<p>Grip olmuş kişilerle yakın temas kurmaktan kaçının. Eğer siz hastaysanız sağlıklı kişilerden uzak durun.</p>
<ul>
<li><strong><em>Evde Kalıp Dinlenmek</em></strong></li>
</ul>
<p>Gribi sağlıklı bireylere bulaşmasını engelleyerek toplumda yayılmasını önlemek amacıyla mümkün ise işe, okula ve alışverişe gitmeyin, evinizde dinlenin.</p>
<ul>
<li><strong><em>Öksürme ve Hapşırma Esnasında Ağzı kağıt Mendil İle Kapatmak</em></strong></li>
</ul>
<p>Öksürürken hapşırırken ağzı bir kağıt <strong>mendille</strong>kapatıp, mendili hemen çöpe atmak gribin etrafınızdaki sağlıklı bireylere bulaşmasını engelleyecektir. Özellikle toplu taşım araçlarında, kreş ve okullarda, bakımevlerinde uygulanması bulaşmayı önemli ölçüde engelleyecektir.</p>
<p><strong>Dikkat: Ağzımızı elimizle kapatMAMAlıyız!</strong></p>
<p>Ağzımızı elimizle kapatırsak, virüs bulaşmış elimizi etraftaki eşyalara değdirdiğimizde virüsün etrafa saçılmasına ve diğer insanlara da bulaşmasına neden oluruz. Kâğıt mendil yok ise dirseğimizin iç kısmiyle de ağzımızı kapatarak virüsün etrafa saçılmasını önleyebiliriz.</p>
<ul>
<li><strong><em>Elleri Yıkamak</em></strong></li>
</ul>
<p>El yıkama ile sadece gripten değil diğer bulaşıcı hastalılardan da büyük oranda korunabiliriz.</p>
<ul>
<li><strong><em>Ağız, burun ve gözlere dokunmaktan kaçınmak</em></strong></li>
</ul>
<p>Mikroplar genellikle insanların kontamine yüzeylere dokunduktan sonra bulaşmış eller ile ağız, burun ve gözlere dokunulması ile bulaşır.</p>
<ul>
<li><strong><em>Sağlıklı Yaşam Tarzı Seçmek</em></strong></li>
</ul>
<p>Unutmayalım ki yeterince ve düzenli uyku, dengeli beslenme, yeterince sıvı tüketme, düzenli spor ve stresten uzak kalma bağışıklık sistemimizin de iyi çalışmasını ve hastalıklarla daha iyi mücadele etmesini sağlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/grip-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üst Solunum Yolu Enfeksiyonları</title>
		<link>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/ust-solunum-yolu-enfeksiyonlari/</link>
		<comments>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/ust-solunum-yolu-enfeksiyonlari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2012 13:41:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik]]></category>
		<category><![CDATA[faranjit]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[Nezle]]></category>
		<category><![CDATA[tonsilit]]></category>
		<category><![CDATA[ÜSYE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halkhekimi.com/v1/?p=60</guid>
		<description><![CDATA[Üst Solunum Yolu Ne Demektir? Üst solunum yolu deyince burun, sinüsler, yutak (farinks) ve gırtlak (larinks) anlaşılır. Bu bölgelerin iltihaplarına da üst solunum yolu infeksiyonu (genel olarak ÜSYE şeklinde kısaltılır) denir. Üst solunum yolu; kulak ve alt solunum yolları ile bağlantılıdır. Üst Solunum Yollarında Ne Gibi İltihaplar Olur? Aslında teorik olarak nezle, grip, farenjit, sinüzit, &#8230; </p><p><a class="more-link block-button" href="http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/ust-solunum-yolu-enfeksiyonlari/">Devamını oku &#187;</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Üst Solunum Yolu Ne Demektir?</strong></p>
<p>Üst solunum yolu deyince burun, sinüsler, yutak (farinks) ve gırtlak (larinks) anlaşılır. Bu bölgelerin iltihaplarına da üst solunum yolu infeksiyonu (genel olarak ÜSYE şeklinde kısaltılır) denir. Üst solunum yolu; kulak ve alt solunum yolları ile bağlantılıdır.</p>
<p><strong>Üst Solunum Yollarında Ne Gibi İltihaplar Olur?</strong></p>
<p>Aslında teorik olarak nezle, grip, farenjit, sinüzit, larenjit, gibil tihapların hepsi üst solunum yolu enfeksiyonu kapsamına girer. Gribal enfeksiyon veya rinofarenjit gibi isimler de aynı anlamda kullanılır. Ancak uygulamada sinüzit veya bazı spesifik iltihaplar bu kavramın dışında tutulur. ÜSYE&#8217;ye daha çok virüsler neden olsa da hemen her zaman bakteriler de üzerine eklenir. ÜSYE denilince genel olarak nezle veya grip anlaşılır. Farenjit bu durumlarla beraber sıklıkla vardır.<span id="more-60"></span></p>
<p><strong>ÜSYE Sebepleri Nelerdir ?</strong></p>
<p>Değişik mikroplar; virüsler ve bakteriler bu hastalıklara sebep olurlar. Bütün dünyada yapılan araştırmalarda etkenlerin % 70-80 vakada değişik virüslerin olduğu saptanmıştır( 200 den fazla değişik cins). Virüsler çok küçük mikroplardır, normal mikroskoplarla görülemezler ve virüsleri öldüren bir antibiyotik henüz bulunamamıştır. Vakaların % 20-30 unda etkenlerin bakteriler (en sık A gurubu beta hemolitik streptokok) olduğu saptanmıştır. Bakteriler virüslerden daha büyük mikroplardır, normal mikroskoplarla görülebilirler ve antibiyotiklerle öldürülebilirler.</p>
<p><strong>Üst solunum yolu enfeksiyonları (ÜSYE) kış aylarında niçin daha sık görülürler?</strong></p>
<p>Kış aylarında bu mikropların doğada görülme sıklığı artmaktadır. Kapalı yerlerde (okul, kreş, kışla, işyeri vb) uzun süre kalınması, buraların iyi havalandırılmamaları, soğuğun vücut direncini düşürmesi, sigara dumanı, yetersiz-dengesiz beslenme ve bazı çok iyi bilinmeyen mekanizmalarla kış aylarında ÜSYE görülme sıklığı artmaktadır.</p>
<p><strong>Üst solunum yolu enfeksiyonları (ÜSYE) ne sıklıkta görülürler?</strong></p>
<p>Virüslerin neden olduğu ÜSYE ları çocukluk çağlarında yılda 3-8 kez olabilir. Bir araştırma sonunda çocukların 10 yaşına gelinceye kadar toplam 100 kez ÜSYE u geçirdikleri bulunmuştur. 6-7 yaşlarından sonra görülme sıklığı azalır. Yetişkinlerde ise yılda ortalama 1-3 kez ÜSYE görülmektedir.</p>
<p><strong>Üst solunum yolu enfeksiyonları(ÜSYE) çocuklarda niçin daha sık görülürler?</strong></p>
<p>Bunun temel sebebi vücudun bağışıklık sistemidir. Vücudumuza giren mikropları, kanımızdaki bazı hücreler tanır ve hafızasına yerleştirirler. Bu mikroplar tekrar vücudumuza girdiğinde bu koruyucu hücrelerin salgıladıkları antikor denilen maddeler tarafından etkisiz hale getirilirler(Bazı mikropların yaptıkları bu koruyucu etki ömür boyudur ; Kızamık, Suçiçeği, Hepatit A, Hepatit B, Kabakulak gibi). Bazı mikroplara karşı ise koruyucu etki daha kısa sürelidir ( ÜSYE larını 200 den fazla virüs yaptığından her birine karşı uzun süreli bağışıklık olmayabilir). İşte 20 yaşlarına gelen ve birçok mikroba karşı vücudunda antikorlar(bağışıklık maddeleri) oluşmuş bir kadın, doğum yaptığında bu koruyucu maddeler, kan yoluyla bebeğe geçer ve bebek de annesi gibi , ilk 6-9 ayda sık hastalanmaz. Ancak bu koruyucu maddeler 6-9.aylardan itibaren azalmaya başlar,bebek hastalandıkça koruyucu maddeleri kendisi yapmaya başlar . Bu temel sebebin yanında anne sütünün de koruyucu etkisinin kalkmasıyla bebekler 1 yaşından itibaren 5-6 yaşlarına kadar yılda 3-8 kez ÜSYE&#8217;ye yakalanabilirler.</p>
<p><strong>Üst solunum yolu enfeksiyonlarının (ÜSYE) belirtileri nelerdir?</strong></p>
<p>Virüslerin neden olduğu ÜSYEbelirtileri ; burun akıntısı-dolgunluk hissi , ateş , öksürük yanında hapşırma, baş ağrısı, geniz akıntısı, boğazda yanma-ağrı, bazen gözlerde sulanma çapaklanma adele ağrıları, halsizlik, iştahsızlıktır. Bademcik iltihaplarında ; ateş, boğaz ağrısı, yutma güçlüğü olur. Bademcik iltihabı daha çok okul çağı hastalığıdır ve neden genellikle bakterilerdir. Ses telleri iltihaplarında gece yarısı veya sabaha karşı nefes almada güçlük ve havlar-patlar gibi boğuk bir öksürük olur.</p>
<p><strong>Üst solunum yolu enfeksiyonlarının (ÜSYE) tedavisinde evde yapılabilecek destekleyici eylemler nelerdir?</strong></p>
<p>Virüslerin neden olduğu ÜSYE lerde sigara dumansız temiz bir ortamda istirahat , dengeli ve bol sıvılı (ıhlamur, bitkisel çaylar, meyve suyu, hoşaf, komposto vb ) diyet ve su buharlı ortam, burun temizliği ve buruna serum fizyolojik damlatılması önerilir. En iyi balgam-salgı yumuşatan doğal madde sudur. Huzursuzluk ağrı ve ateş için ağrı kesici–ateş düşürücü ilaçlar verilebilir. Antibiyotik kullanılmasına gerek yoktur, antibiyotikler hastalığın süresini kısaltmaz, oluşabilecek daha karmaşık hastalıkların (orta kulak iltihabı, zatürre, bronşiyolit ) oluşmasını engeller.</p>
<p>Bakterilerin neden olduğu ÜSYE larında (özellikle bademcik iltihaplarında) doktor muayenesi ve gerek görmesi halinde penisilin veya başka uygun bir antibiyotik kullanılabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/ust-solunum-yolu-enfeksiyonlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

