<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>HALK HEKİMİ</title>
	<atom:link href="http://www.halkhekimi.com/v1/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.halkhekimi.com/v1</link>
	<description>Halkın Hekimi.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 29 Jan 2012 19:56:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>KAN HÜCRELERİ</title>
		<link>http://www.halkhekimi.com/v1/genel-saglik/kan-hucreleri/</link>
		<comments>http://www.halkhekimi.com/v1/genel-saglik/kan-hucreleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 16:16:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>dadmin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halkhekimi.com/v1/?p=81</guid>
		<description><![CDATA[Kan, kaynağı insan olan, benzersiz, hayat kurtarıcı, biyolojik bir maddedir. Ortalama bir kişinin kilogram başına yaklaşık 70 mililitre ( 70 ml / kg ) veya 70 kilogramlık bir kişinin yaklaşık 5 litre kanı vardır. Kan hacminin yaklaşık % 50 – &#8230; <a href="http://www.halkhekimi.com/v1/genel-saglik/kan-hucreleri/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kan, kaynağı insan olan, benzersiz, hayat kurtarıcı, biyolojik bir maddedir. Ortalama bir kişinin kilogram başına yaklaşık 70 mililitre ( 70 ml / kg ) veya 70 kilogramlık bir kişinin yaklaşık 5 litre kanı vardır. Kan hacminin yaklaşık % 50 – 60 ‘ı sıvı, geri kalan bölümü ise hücrelerden oluşur. Plazma adı verilen sıvı kısmın yaklaşık % 90’ ı sudur. Geri kalan % 10’ u iyonlar, glukoz, aminoasitler ve diğer metabolitler , hormonlar ve çeşitli proteinlerden oluşur. Serum, plazmanın pıhtılaşma faktörleri ve fibrinojenin uzaklaştırılmasından sonra geriye kalan kısmıdır. Kan hücreleri eritrositler      ( kırmızı kan hücreleri ), lökositler ( beyaz kan hücreleri ) ve trombositler ( kan pulcukları ) olarak ayrılır.</p>
<p><a href="http://www.halkhekimi.com/v1/wp-content/uploads/2012/01/Eritrosit.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-94" title="Eritrosit" src="http://www.halkhekimi.com/v1/wp-content/uploads/2012/01/Eritrosit-300x220.jpg" alt="" width="300" height="220" /></a></p>
<p><span id="more-81"></span><br />
<strong>ERİTROSİTLER ( ALYUVARLAR )</strong><br />
Eritrositlerin temel fonksiyonu gaz değişimidir. Oksijeni akciğerden dokulara taşır ve dokulardan da karbondioksiti dışarı atılacağı akciğere geri getirirler. Eritrositler birkaç organel içerir, çekirdeksiz hücrelerdir. Sitoplazmalarının büyük bir kısmını oksijen taşınmasında rol oynayan, demir içerikli hemoglobin adı verilen molekül oluşturur. Eritrositler yaklaşık 7-8 µm çapında, bikonkav disk şeklindedir. Bikonkav disk şekli eritrositlerin kapiller ve küçük kan damarlarından geçişini kolaylaştırır.<br />
Eritrositler kanda en çok görülen hücrelerdir. Normal eritrosit sayısı yaklaşık mikrolitrede 4.5 – 6 milyondur. Eritrosit ölçümünde kullanılan parametreler : hemoglobin ( Hgb ) desilitrede gram olarak ( g/dl ) , hematokrit ( Hct ) veya eritrosit hacmi ( vücuttaki toplam kan hacmi içindeki eritrosit hacminin yüzdesi ) ve eritrosit sayısı ( milyon  / mililitre ) dır.<br />
Ortalama 120 gün ömrü olan eritrositlerin hergün yaklaşık % 1’i yenilenir. Genç eritrositler ribonükleik asit ( RNA ) içermeleri nedeniyle fark edilirler. Metilen mavisi gibi özel boyalarla retikülin adı verilen RNA agregatları görülebilir. Bu agregatları içeren genç eritrositlere retikülosit adı verilir ve kandaki retikülosit sayısı ( retikülosit değeri ) eritrosit yapımının en iyi göstergesidir.</p>
<p><strong>LÖKOSİTLER ( AKYUVARLAR )</strong><br />
Kanda çeşitli lökositler veya akyuvarlar bulunur. Normal lökosit sayısı 4000 – 10000 /µl’ dir. ( 4- 10 x 10³ / ml ). Lökositler, özgün granülleri olan granülositler ve granülleri olmayan agranülositler olmak üzere iki bölüme ayrılırlar. Granülositler; nötrofiller ( zayıf boyanan granül içerenler ), eozinofiller ( büyük kırmızı eozinofilik granüllü ), ve bazofiller ( büyük koyu mavi veya bazofilik granüllü ) olmak üzere üçe ayrılır. Agranülositler ise lenfosit ve monositlerden oluşur.<br />
Lökositler, beyaz kan hücresi olarak adlandırılmakla birlikte başlıca işlev yeri dokulardır. Bu hücreler sadece etki edecekleri dokulara ulaşmak için geçici olarak kanda bulunurlar.<br />
<strong>1.    Nötrofiller</strong><br />
Nötrofiller erişkinde en sık görülen lökositlerdir. Parçalı ( segmente ) nötrofiller ve çomak nötrofiller olmak üzere iki tipi tanımlanmıştır. Nötrofillerin birincil fonksiyonu başta bakteriler olmak üzere mikroorganizmaların fagositozudur. Nötrofiller bakteriyel enfeksiyonlara karşı primer defansı oluşturur. Bakteriler nötrofil granülleri içinde var olan veya üretilen antimikrobiyal ajanlarla öldürülür.<br />
Nötrofiller dolaşımda ortalama 10 saat kalır ve damar dışı alanda 1- 4 gün kadar yaşarlar. Dokulara geçen nötrofiller tekrar dolaşıma geri dönemezler. Çok sayıda nötrofil kan damarlarının endotelyal yüzeyi boyunca yuvarlanır ( marjinal havuz ). Bu hücre topluluğu akut stres veya enfeksiyon varlığında hızla mobilize olur.<br />
<strong>2.    Eozinofiller</strong><br />
Eozinofiller periferik kan yaymasında büyük kırmızı- turuncu ( eozinofilik ) granülleri ile dikkati çeken hücrelerdir. Eozinofillerin işlevleri arasında antijen – antikor komplekslerinin fagositozu ve parazitik enfeksiyonlara karşı savunma sayılabilir. Eozinofil sayısı normalde lökosit sayısının % 2 -4 ‘ü kadardır , ancak sayıları alerjik reaksiyonlar ve parazitik enfeksiyonlarda artar.<br />
<strong>3.    Bazofiller</strong><br />
Bazofiller, büyük lacivert-mor renkli granülleri ile diğer hücrelerden ayrılır. Periferik kanda en nadir rastlanan lökosit tipidir. Sayıları dolaşımdaki lökositlerin % 1’i kadardır. Bazofillerin granülleri içinde heparin, histamin ve benzeri maddeler bulunur. Bu hücreler Ig E immünoglobulinlerle ilişkili tipte bir hipersensitivite reaksiyonlarında görev alırlar.<br />
<strong>4.    Lenfositler</strong><br />
Lenfositler dolaşımda ikinci sıklıkta bulunan lökosit tipidir. ( Löoksitlerin % 20 – 40 ‘ı ). Lenfosit sayısı çocuklarda ve viral enfeksiyonlar esnasında yüksek bulunur. Fonksiyonlarına göre lenfositler iki ana grupta toplanırlar : B hücreler ve T hücreler<br />
<strong>B Hücreler :</strong> B hücreler, birincil olarak humoral ( antikor aracılıklı ) immün yanıtın oluşmasında rol alırlar. Kemik iliğinde gelişimlerini tamamladıktan sonra lenf düğümleri, dalak, kan ve diğer organlara dağılırlar. Bir antijenik uyarıyı takiben bu hücreler antikorların yapımından sorumlu olan plazma hücrelerine dönüşürler.<br />
<strong>T Hücreler :</strong> T hücreler öncelikle hücresel immüniteden sorumludur. Aynı zamanda tüm immün sistemin yönetimi ve denetimi görevini de yerine getirirler. B hücreler, monositler, makrofajlar ve diğer T hücreleri gibi bağışıklık sistemini oluşturan hücrelerin fonksiyonlarının uyarılması veya baskılanması da yine T hücreleri tarafından gerçekleştirilir. T hücre öncülleri kemik iliğinden köken alır ancak daha sonra timusta olgunlaşırlar. Normal şartlar altında dolaşımdaki lenfositlerin çoğunluğunu T hücreleri meydana getirir.<br />
T hücreleri iki ana gruba ayrılmıştır:<br />
<strong>Yardımcı T Hücreleri :</strong> İmmün sistemin düzeninden sorumlu başlıca hücre grubudur, yüzeylerinde taşıdıkları CD4 antijeni ile tanınırlar.<br />
<strong>Baskılayıcı / Sitotoksik T Hücreleri :</strong> Daha çok virüs ile enfekte hücrelerin parçalanması veya organ nakli sonrası rejeksiyon sürecinde rol alır. Genellikle yüzeylerinde CD8 antijeni taşırlar.<br />
Sadece tek yönlü olarak kandan dokuya geçebilen diğer lökositlerin aksine lenfositler kan, dokular ve lenf bezleri arasında dolaşım halindedir.<br />
<strong>5.    Monositler</strong><br />
Monositler normalde periferik kandaki lökositlerin % 3- 8’ini oluştururlar. Dolaşımda 8 – 14 saat kaldıktan sonra dokulara girerek doku makrofajlarına ( histiyositlere ) dönüşürler. Monositlerin iki görevi vardır :<br />
a.Fagositoz : Mikroorganizmaların özellikle mantar ve mikobakterilerin hücre içine alınarak uzaklaştırılması<br />
b. Antijenik proteinlerin işlenmesi ve sunulmaları<br />
Bu nedenle immün yanıtın oluşmasında monositler, kritik bir öneme sahiptir.</p>
<p><a href="http://www.halkhekimi.com/v1/wp-content/uploads/2012/01/trombosit.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-93" title="trombosit" src="http://www.halkhekimi.com/v1/wp-content/uploads/2012/01/trombosit-300x218.jpg" alt="" width="300" height="218" /></a></p>
<p><strong>TROMBOSİTLER ( KAN PULCUKLARI )</strong><br />
Trombositler hemostazda rol oynarlar. Damar endotelinde meydana gelen hasarlı alanlara yapışarak trombosit tıkaçları oluştururlar. Trombositler 1 – 4 milimetre çapında,çekirdeksiz, disk şeklinde yapılardır. Kemik iliğinde yer alan megakaryositlerden kopan sitoplazma parçalarıdırlar. Kanda , sayıları 150000 – 350000 / ml arsında değişir. Soluk mavi sitoplazmaları içinde kırmızı- mor renkli granüller bulunur. Bu granüller, alfa granülleri ve ‘dense ‘ ( yoğun ) cisimcikler olarak ayrılır. Bu granüllerin içinde pıhtılaşma faktörleri , adenozin difosfat ( ADP ), adenozin trifosfat ( ATP ), kalsiyum, serotonin ve katekolaminler bulunur. Bu maddelerden çoğu trombosit agregasyonunu indükler ve hemostaz mekanizmasında görev alır. Trombositlerin ömrü 10 gündür. Yaşlanan trombositler dalak tarafından dolaşımdan uzaklaştırılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halkhekimi.com/v1/genel-saglik/kan-hucreleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Grip Nedir?</title>
		<link>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/grip-nedir/</link>
		<comments>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/grip-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2012 12:14:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[influenza]]></category>
		<category><![CDATA[Nezle]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk algınlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halkhekimi.com/v1/?p=74</guid>
		<description><![CDATA[Grip Nedir? Grip influenza virüslerinin neden olduğu, dönem dönem büyük çapta salgınlarla seyreden,  çocukluk çağındaki olguların hastaneye yatışlarını gerektiren, komplikasyonlara zemin hazırlayan, yaşlılar ve süreğen hastalığı olanlarda ölümlere neden olabilen solunum yollarının bulaşıcı, önemli bir enfeksiyon hastalığıdır.  Ani başlayan ve &#8230; <a href="http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/grip-nedir/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Grip Nedir?</strong></p>
<p>Grip influenza virüslerinin neden olduğu, dönem dönem büyük çapta salgınlarla seyreden,  çocukluk çağındaki olguların hastaneye yatışlarını gerektiren, komplikasyonlara zemin hazırlayan, yaşlılar ve süreğen hastalığı olanlarda ölümlere neden olabilen solunum yollarının bulaşıcı, önemli bir enfeksiyon hastalığıdır.  Ani başlayan ve yüksek ateşle (&gt;38 <sup>0</sup>C  ) seyreden GRİP&#8217;te olguların büyük bölümü hastalığı ayakta geçiremezler, yatağa düşerler.<span id="more-74"></span></p>
<p><strong>Gribin Etkeni Nedir?</strong></p>
<p>Grip hastalığının etkeni, sürekli yapısal değişime uğrayarak insanların bağışıklık sisteminden kaçmayı başaran influenza virüsleridir. Yıllardan beri dünya çapında milyonlarca insanın grip salgınlarında hayatını kaybetmesi, bilim adamlarını bu virüs ile ilgilenmeye itmiş bu nedenle influenza virüsleri üzerinde oldukça fazla araştırma yapılmıştır.</p>
<p>İnfluenza virüsünün A, B, ve C olmak üzere üç tipi mevcuttur. A tipi virüs hem insanlarda hem de yaban kuşları,    kümes hayvanları ve domuz gibi hayvanlarda hastalık yaparken, B tipi sadece    insanlarda hastalık yapar. C tipi ise çok hafif derecede hastalık yaptığı için salgınlara yol açmaz bu nedenle önemi çok azdır ve aşı içeriğinde bulunmaz. Grip denildiğinde söz konusu etkenler influenza A ve B tipleridir.</p>
<p>İnfluenza A virüsü yüzeyinde bulunan ve sürekli yapısal değişime uğrayan hemaglutinin ve nöraminidaz gibi antijenik moleküllerinin özelliğine göre alt tiplere ayrılır. İnsanlarda bildiğimiz mevsimsel salgınlara yol açan alt tipler H1N1 ve H3N2 alt tipleridir. B tipinin ise alt tipleri yoktur; sadece serolojik olarak farklı özellik gösteren türleri vardır.</p>
<p>İnfluenza virüsleri tıpkı  HIV (AIDS etkeni) virüslerinde olduğu gibi devamlı değişikliğe uğrarlar. Bu nedenle grip geçirmiş bir kişi kabakulak ya da kızamık’ta olduğu gibi hastalığı geçirmekle ya da tek bir kez aşı olmakla gribe karşı uzun süreli ya da ömür boyu bağışıklık kazanamaz. Bundan ötürü gripten korunmak için her sene AŞI yaptırmak gerekmektedir.</p>
<p><strong>Gribin Belirtileri Nelerdir?</strong></p>
<p>Her şeyden önce influenza virüslerinin neden olduğu gribin yol açtığı klinik tabloyu sayıları 250’yi bulan diğer solunum yolları etkenlerinin yol açtığı hastalıklardan ayırmak gerekir</p>
<p>Yanda çizimlerde gösterilen bulgulardan <strong>ani başlayan ateş</strong>, <strong>aşırı yorgunluk / kas ağrıları ve kuru öksürük</strong> gribin <strong>en tipik</strong> bulgularıdır. Çocuklarda bu bulguların yanında seyrek de olsa karın ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi belirtiler de gözlenebilir.</p>
<p>Fakat unutmamalı ki hastalığa yakalanan herkeste grip bulguları aynı şiddette seyretmeyebilir. Örneğin daha önce benzer bir influenza virüsü ile enfeksiyon geçirmiş ya da aşılanmış bir kişide bulguların ağır seyretme ihtimali düşüktür.</p>
<p><strong>Grip soğuk algınlığı değildir!</strong></p>
<table width="517" border="1" cellspacing="1" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td width="99"><strong>BELİRTİLER</strong></td>
<td width="201"><strong>GRİP</strong></td>
<td width="201"><strong>SOĞUK ALGINLIĞI</strong></td>
</tr>
<tr>
<td><strong>Ateş</strong></td>
<td>Yüksek Ateş (&gt;38 <sup>0</sup>C)</td>
<td>Nadir</td>
</tr>
<tr>
<td><strong>Baş Ağrısı</strong></td>
<td>Sıklıkla</td>
<td>Nadir</td>
</tr>
<tr>
<td><strong>Kas &#8211; Eklem Ağrısı</strong></td>
<td>Sıklıkla</td>
<td>Hafif</td>
</tr>
<tr>
<td><strong>Bitkinlik</strong></td>
<td>Şiddetli ve günlerce sürebilir</td>
<td>Yok</td>
</tr>
<tr>
<td><strong>Burun Akıntısı</strong></td>
<td>Hafif</td>
<td>Sıklıkla</td>
</tr>
<tr>
<td><strong>Hapşırma</strong></td>
<td>Kimi zaman</td>
<td>Sıklıkla</td>
</tr>
<tr>
<td><strong>Öksürük</strong></td>
<td>Kuru, orta şiddette</td>
<td>Hafif</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3"><strong>Diğer Özellikler</strong></td>
</tr>
<tr>
<td><strong>Yatak İstirahati</strong></td>
<td>Gerektirir</td>
<td>Gerektirmez</td>
</tr>
<tr>
<td valign="top"><strong>Komplikasyonlar</strong></td>
<td valign="top">Sinüzit, orta kulak iltihabı, bronşit, zatürre, ensefalit, ölüm</td>
<td valign="top">Sinüs konjeksiyonu, kulak ağrısı</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çok kolay ve hızla bulaşma özelliğine sahip influenza virüsleri, grip geçirmekte olan bir kişinin öksürüp hapşırması ve hatta konuşması yoluyla havaya dağılan virüsün hastanın 1-2 metre uzağındaki sağlam kişiler tarafından solunum yoluyla alınması ile bulaşır. Bunun yanında, hastaların ağız-burun akıntılarının bulaştığı eşyalara ve yüzeylere dokunduktan sonra virüsle kontamine olmuş elin ağızla ya da burunla teması ile de virüs bulaşabilmektedir.</p>
<p>Unutmamalıyız ki grip virüsü dış ortamda, örneğin kapı kollarında, toplu taşıma araçlarındaki tutacaklarda,  elektrik/asansör düğmelerinde, kreşlerde ağza sokulabilen oyuncaklar üzerinde 48 saat kadar canlı kalabilmekte ve insana bulaşırsa enfekte etmeye devam edebilmektedir.</p>
<p>Grip virüsü bulaşan bir kişide belirtiler 1-2 gün içinde görülmeye başlar. Virüsü kapmış bir yetişkin henüz hastalık belirtileri başlamadan 1 gün önceden başlayıp, hastalık belirtileri kaybolduktan 5 gün sonraya kadar virüsü etrafa bulaştırabilir. Bu süreler çocuklar da iki katı kadar daha uzundur. Yani çocuklar grip virüsünü bulaştırmada önemli rol oynarlar. Özellikle kreşlerde oyuncakların ağıza sokulmasıyla grip olan bir çocuktan diğerine virüs kolaylıkla bulaşabilmekte ve böylelikle virüsü alan çocuk da evdeki diğer bireylere virüsü bulaştırabilmektedir.</p>
<p><strong>Kimler Risk Altında?</strong></p>
<p>Herkes!</p>
<p>Ama yine de gribin olumsuzluklarını en şiddetli biçimde yaşayan bazı kişileri risk grupları içinde toplayabiliriz.</p>
<p>Bunlar:</p>
<ul>
<li>Yaşlılar</li>
<li>Kalp, akciğer, şeker ve böbrek hastalığı olanlar ile kansızlık sorunu olanlar.</li>
<li>Herhangi bir nedenden dolayı bağışıklık sistemi zayıflamış olanlar. Örneğin, kemoterapi alanlar, uzun süreli steroid tedavisi görenler, HIV/AIDS hastaları gibi.</li>
<li>Bakımevlerinde yaşayanlar</li>
<li>Devamlı aspirin kullanmak zorunda olan çocuklar ve gençler</li>
<li>Grip sezonunda gebe olan kadınlar</li>
<li>Tüm sağlık personeli</li>
</ul>
<p>Yüksek risk grubundaki kişilerin grip sezonunda hastaneye yatış oranları sağlıklı bireylere göre 2-5 kat daha yüksektir.</p>
<p><strong>Grip, yaşlılarda ve kronik hastalık taşıyan bireylerde daha ağır seyreder ve ölümlere yol açabilir.</strong></p>
<p><strong>Gripten Nasıl Korunurum?</strong></p>
<p>Gripten korunmanın en iyi yolu <strong>HER YIL</strong> aşı olmaktır.</p>
<p>Aşı ile bağışıklamanın yanısıra bazı önlemler alınarak da gribin bulaşma riski azaltılabilir.</p>
<p>Bu Önlemler:</p>
<ul>
<li><strong><em>Yakın Temastan Uzak Durmak</em></strong></li>
</ul>
<p>Grip olmuş kişilerle yakın temas kurmaktan kaçının. Eğer siz hastaysanız sağlıklı kişilerden uzak durun.</p>
<ul>
<li><strong><em>Evde Kalıp Dinlenmek</em></strong></li>
</ul>
<p>Gribi sağlıklı bireylere bulaşmasını engelleyerek toplumda yayılmasını önlemek amacıyla mümkün ise işe, okula ve alışverişe gitmeyin, evinizde dinlenin.</p>
<ul>
<li><strong><em>Öksürme ve Hapşırma Esnasında Ağzı kağıt Mendil İle Kapatmak</em></strong></li>
</ul>
<p>Öksürürken hapşırırken ağzı bir kağıt <strong>mendille</strong>kapatıp, mendili hemen çöpe atmak gribin etrafınızdaki sağlıklı bireylere bulaşmasını engelleyecektir. Özellikle toplu taşım araçlarında, kreş ve okullarda, bakımevlerinde uygulanması bulaşmayı önemli ölçüde engelleyecektir.</p>
<p><strong>Dikkat: Ağzımızı elimizle kapatMAMAlıyız!</strong></p>
<p>Ağzımızı elimizle kapatırsak, virüs bulaşmış elimizi etraftaki eşyalara değdirdiğimizde virüsün etrafa saçılmasına ve diğer insanlara da bulaşmasına neden oluruz. Kâğıt mendil yok ise dirseğimizin iç kısmiyle de ağzımızı kapatarak virüsün etrafa saçılmasını önleyebiliriz.</p>
<ul>
<li><strong><em>Elleri Yıkamak</em></strong></li>
</ul>
<p>El yıkama ile sadece gripten değil diğer bulaşıcı hastalılardan da büyük oranda korunabiliriz.</p>
<ul>
<li><strong><em>Ağız, burun ve gözlere dokunmaktan kaçınmak</em></strong></li>
</ul>
<p>Mikroplar genellikle insanların kontamine yüzeylere dokunduktan sonra bulaşmış eller ile ağız, burun ve gözlere dokunulması ile bulaşır.</p>
<ul>
<li><strong><em>Sağlıklı Yaşam Tarzı Seçmek</em></strong></li>
</ul>
<p>Unutmayalım ki yeterince ve düzenli uyku, dengeli beslenme, yeterince sıvı tüketme, düzenli spor ve stresten uzak kalma bağışıklık sistemimizin de iyi çalışmasını ve hastalıklarla daha iyi mücadele etmesini sağlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/grip-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üst Solunum Yolu Enfeksiyonları</title>
		<link>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/ust-solunum-yolu-enfeksiyonlari/</link>
		<comments>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/ust-solunum-yolu-enfeksiyonlari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2012 13:41:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[bademcik]]></category>
		<category><![CDATA[faranjit]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[Nezle]]></category>
		<category><![CDATA[tonsilit]]></category>
		<category><![CDATA[ÜSYE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halkhekimi.com/v1/?p=60</guid>
		<description><![CDATA[Üst Solunum Yolu Ne Demektir? Üst solunum yolu deyince burun, sinüsler, yutak (farinks) ve gırtlak (larinks) anlaşılır. Bu bölgelerin iltihaplarına da üst solunum yolu infeksiyonu (genel olarak ÜSYE şeklinde kısaltılır) denir. Üst solunum yolu; kulak ve alt solunum yolları ile &#8230; <a href="http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/ust-solunum-yolu-enfeksiyonlari/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Üst Solunum Yolu Ne Demektir?</strong></p>
<p>Üst solunum yolu deyince burun, sinüsler, yutak (farinks) ve gırtlak (larinks) anlaşılır. Bu bölgelerin iltihaplarına da üst solunum yolu infeksiyonu (genel olarak ÜSYE şeklinde kısaltılır) denir. Üst solunum yolu; kulak ve alt solunum yolları ile bağlantılıdır.</p>
<p><strong>Üst Solunum Yollarında Ne Gibi İltihaplar Olur?</strong></p>
<p>Aslında teorik olarak nezle, grip, farenjit, sinüzit, larenjit, gibil tihapların hepsi üst solunum yolu enfeksiyonu kapsamına girer. Gribal enfeksiyon veya rinofarenjit gibi isimler de aynı anlamda kullanılır. Ancak uygulamada sinüzit veya bazı spesifik iltihaplar bu kavramın dışında tutulur. ÜSYE&#8217;ye daha çok virüsler neden olsa da hemen her zaman bakteriler de üzerine eklenir. ÜSYE denilince genel olarak nezle veya grip anlaşılır. Farenjit bu durumlarla beraber sıklıkla vardır.<span id="more-60"></span></p>
<p><strong>ÜSYE Sebepleri Nelerdir ?</strong></p>
<p>Değişik mikroplar; virüsler ve bakteriler bu hastalıklara sebep olurlar. Bütün dünyada yapılan araştırmalarda etkenlerin % 70-80 vakada değişik virüslerin olduğu saptanmıştır( 200 den fazla değişik cins). Virüsler çok küçük mikroplardır, normal mikroskoplarla görülemezler ve virüsleri öldüren bir antibiyotik henüz bulunamamıştır. Vakaların % 20-30 unda etkenlerin bakteriler (en sık A gurubu beta hemolitik streptokok) olduğu saptanmıştır. Bakteriler virüslerden daha büyük mikroplardır, normal mikroskoplarla görülebilirler ve antibiyotiklerle öldürülebilirler.</p>
<p><strong>Üst solunum yolu enfeksiyonları (ÜSYE) kış aylarında niçin daha sık görülürler?</strong></p>
<p>Kış aylarında bu mikropların doğada görülme sıklığı artmaktadır. Kapalı yerlerde (okul, kreş, kışla, işyeri vb) uzun süre kalınması, buraların iyi havalandırılmamaları, soğuğun vücut direncini düşürmesi, sigara dumanı, yetersiz-dengesiz beslenme ve bazı çok iyi bilinmeyen mekanizmalarla kış aylarında ÜSYE görülme sıklığı artmaktadır.</p>
<p><strong>Üst solunum yolu enfeksiyonları (ÜSYE) ne sıklıkta görülürler?</strong></p>
<p>Virüslerin neden olduğu ÜSYE ları çocukluk çağlarında yılda 3-8 kez olabilir. Bir araştırma sonunda çocukların 10 yaşına gelinceye kadar toplam 100 kez ÜSYE u geçirdikleri bulunmuştur. 6-7 yaşlarından sonra görülme sıklığı azalır. Yetişkinlerde ise yılda ortalama 1-3 kez ÜSYE görülmektedir.</p>
<p><strong>Üst solunum yolu enfeksiyonları(ÜSYE) çocuklarda niçin daha sık görülürler?</strong></p>
<p>Bunun temel sebebi vücudun bağışıklık sistemidir. Vücudumuza giren mikropları, kanımızdaki bazı hücreler tanır ve hafızasına yerleştirirler. Bu mikroplar tekrar vücudumuza girdiğinde bu koruyucu hücrelerin salgıladıkları antikor denilen maddeler tarafından etkisiz hale getirilirler(Bazı mikropların yaptıkları bu koruyucu etki ömür boyudur ; Kızamık, Suçiçeği, Hepatit A, Hepatit B, Kabakulak gibi). Bazı mikroplara karşı ise koruyucu etki daha kısa sürelidir ( ÜSYE larını 200 den fazla virüs yaptığından her birine karşı uzun süreli bağışıklık olmayabilir). İşte 20 yaşlarına gelen ve birçok mikroba karşı vücudunda antikorlar(bağışıklık maddeleri) oluşmuş bir kadın, doğum yaptığında bu koruyucu maddeler, kan yoluyla bebeğe geçer ve bebek de annesi gibi , ilk 6-9 ayda sık hastalanmaz. Ancak bu koruyucu maddeler 6-9.aylardan itibaren azalmaya başlar,bebek hastalandıkça koruyucu maddeleri kendisi yapmaya başlar . Bu temel sebebin yanında anne sütünün de koruyucu etkisinin kalkmasıyla bebekler 1 yaşından itibaren 5-6 yaşlarına kadar yılda 3-8 kez ÜSYE&#8217;ye yakalanabilirler.</p>
<p><strong>Üst solunum yolu enfeksiyonlarının (ÜSYE) belirtileri nelerdir?</strong></p>
<p>Virüslerin neden olduğu ÜSYEbelirtileri ; burun akıntısı-dolgunluk hissi , ateş , öksürük yanında hapşırma, baş ağrısı, geniz akıntısı, boğazda yanma-ağrı, bazen gözlerde sulanma çapaklanma adele ağrıları, halsizlik, iştahsızlıktır. Bademcik iltihaplarında ; ateş, boğaz ağrısı, yutma güçlüğü olur. Bademcik iltihabı daha çok okul çağı hastalığıdır ve neden genellikle bakterilerdir. Ses telleri iltihaplarında gece yarısı veya sabaha karşı nefes almada güçlük ve havlar-patlar gibi boğuk bir öksürük olur.</p>
<p><strong>Üst solunum yolu enfeksiyonlarının (ÜSYE) tedavisinde evde yapılabilecek destekleyici eylemler nelerdir?</strong></p>
<p>Virüslerin neden olduğu ÜSYE lerde sigara dumansız temiz bir ortamda istirahat , dengeli ve bol sıvılı (ıhlamur, bitkisel çaylar, meyve suyu, hoşaf, komposto vb ) diyet ve su buharlı ortam, burun temizliği ve buruna serum fizyolojik damlatılması önerilir. En iyi balgam-salgı yumuşatan doğal madde sudur. Huzursuzluk ağrı ve ateş için ağrı kesici–ateş düşürücü ilaçlar verilebilir. Antibiyotik kullanılmasına gerek yoktur, antibiyotikler hastalığın süresini kısaltmaz, oluşabilecek daha karmaşık hastalıkların (orta kulak iltihabı, zatürre, bronşiyolit ) oluşmasını engeller.</p>
<p>Bakterilerin neden olduğu ÜSYE larında (özellikle bademcik iltihaplarında) doktor muayenesi ve gerek görmesi halinde penisilin veya başka uygun bir antibiyotik kullanılabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/ust-solunum-yolu-enfeksiyonlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KIZAMIK</title>
		<link>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/51/</link>
		<comments>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/51/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Sep 2011 11:35:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[aşılama]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıcı hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[döküntülü hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kızamık]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halkhekimi.com/v1/?p=51</guid>
		<description><![CDATA[Kızamık, yüzyıllardan beri en sık rastlanılan çocukluk çağı döküntülü hastalığıdır. Sağlık koşulları iyi olan toplumlarda kızamığın neden olduğu kötü sonuçlar ve buna bağlı ölüm oranı azalmış durumdadır. Kızamıkta ölüm oranı ortalama %3’tür. Ancak 1 yaş altında %15, malnutrisyonlu çocukta %20, uzamış ishalle birlikte görüldüğünde ise %25’e kadar çıkabilmektedir. Son yıllarda, kızamık aşısının yaygın olarak uygulanabildiği toplumlarda hastalık sıklığı da çok azalmıştır. <a href="http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/51/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tanım :</strong></p>
<p>Kızamık, yüzyıllardan beri en sık rastlanılan çocukluk çağı döküntülü hastalığıdır. Sağlık koşulları iyi olan toplumlarda kızamığın neden olduğu kötü sonuçlar ve buna bağlı ölüm oranı azalmış durumdadır. Kızamıkta ölüm oranı ortalama %3’tür. Ancak 1 yaş altında %15, malnutrisyonlu çocukta %20, uzamış ishalle birlikte görüldüğünde ise %25’e kadar çıkabilmektedir. Son yıllarda, kızamık aşısının yaygın olarak uygulanabildiği toplumlarda hastalık sıklığı da çok azalmıştır.</p>
<p><span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Helvetica, Arial, 'Nimbus Sans L', sans-serif;"><img class="alignnone size-full wp-image-56" style="border-style: initial; border-color: initial;" title="kizamik-cocuk-muayene" src="http://www.halkhekimi.com/v1/wp-content/uploads/2011/09/kizamik-cocuk-muayene.jpg" alt="" width="220" height="146" /></span></p>
<p><strong><span id="more-51"></span>Etken :</strong></p>
<p>Hastalığın etkeni morbilli virustur. Dünyada tek bir antijenik tipi vardır ve hastalığın geçirilmesi ömür boyu bağışıklık bırakır.</p>
<p><strong>Epidemiyoloji :</strong></p>
<p>Son derece bulaşıcı bir hastalıktır ve solunum yolu ile bulaşır. Salgınlar oluşturur. Hasta kişinin öksürme ve aksırması ile havaya yayılan virüs, solunum yolu ile alınır ve ağız, boğaz ve buruna yerleşerek enfeksiyona yol açar. Kızamıklı hastalar mikrobu burun mukozasında taşırlar. Kızamık, ilk belirtinin görülmesinden sonra 7 gün süre ile bulaşıcıdır. Mikrop dış ortamda uzun süre yaşamadığından kızamıklı hasta ile temas eden kişilerin hastalığı üçüncü bir kişiye bulaştırması çok nadirdir. Kızamık çocukluk çağı hastalığıdır. Anneden plasenta yoluyla geçen antikorlar nedeniyle yeni doğmuş bebeklerde ilk 3-4 ay içinde son derece enderdir. Eğer anne hiç kızamık geçirmemişse kızamık yenidoğan bebekte de görülebilir. Hastalık daha fazla kışın ve ilkbahar aylarında görülür. Aşının yaygın olarak uygulanmadığı toplumlarda kızamık 2-3 yıl aralarla salgın yapar. Kızamık bulaşıcılığı en yüksek hastalıklardan birisidir. Bulaşıcılığı çok yüksek olduğundan kızamık kontrolu için gerekli toplum bağışıklığı düzeyi de (herd immünite) çok yüksektir (en az %93).</p>
<p><strong>Klinik :</strong></p>
<p>Kızamığın kuluçka dönemi 10-12 gündür, bunu izleyerek 4 gün kadar süren belirti dönemi başlar. Bu döneme özgü bulgular ateş, göz iltihabı, öksürük ve lekelerdir. Ateş döküntüden 3-4 gün öncesinden itibaren vardır. Döküntüden sonraki 2-5. günlerde hızla düşer. Burun akıntısı, göz kapaklarında su toplaması ve iltihap görülür. Fotofobi (ışıktan korkma) vardır. Kuru ve inatçı öksürük, solunum yolları iltihabının belirtisidir. Hastalık için özel olan ve yanakların iç kısmında görülen beyazımsı lekeler döküntüden iki gün önce belirir ve kızamık için spesifiktir. Bu lekeler, etrafı pembe-kırmızı bir çizgi ile çevrili, yaklaşık 1 mm çapında mavimtrak-beyaz noktalardır. Başlangıçta yanak içi mukozasında belirirler ve hızla yayılırlar. Birinci günün sonunda bütün ağız mukozası ve yanak içi beyaz nokta şeklindeki bu lekelerle dolabilir. Döküntüler ortaya çıkınca bu yaralar azalmaya başlar ve döküntünün 3. gününde tamamen kaybolur. Döküntü dönemi : Kızamıkta döküntü ciltte ufak kabartılar şeklindedir. Döküntü saç çizgisinden, alından ve enseden başlar; yüze, boyuna, üst bölümlere ve gövdeye yayılır. Yüz ve boyundakiler birleşmeye eğilim gösterirler. Bu nedenle deri ödemlidir (su toplamıştır), yüz şiş bir görünüm alır. Avuç içi ve ayak tabanında da döküntü görülebilir. 3. günden itibaren döküntüler esmerimsi leke bırakarak ve deride un sürülmüşcesine bir pullanma yaparak solarlar. Kızamığın neden olduğu kötü sonuçlar mikrobun yarattığı iltihabi durumun yayılmasıyla oluşur. Çok küçük ya da malnütrisyonlu çocuklarda, erişkinlerde ve bağışıklık sistemi zayıflamışlarda ağır seyreder. İshal, zatürre ve orta kulak iltihabı en sık görülen komplikasyonlarıdır. Orta kulaktan irinli akıntı gelmesi ve ateşin düşmemesi karakteristiktir. Pnömoni (zatürre), gelişmekte olan ülkelerde kızamık hastalığının ölüme yol açan en önemli ve tehlikeli sonucudur. A vitamini yetmezliği olanlarda körlüğe yol açabilir. Her bin vakadan birinde beyin enfeksiyonuna (ensefalit) neden olur.</p>
<p><strong>Tanı :</strong></p>
<p>Hastalığın tanısı klinik olarak konabildiği gibi kanda oluşan antikorların saptanması yolu ile de kesinleştirilir.</p>
<p><strong>Tedavi :</strong></p>
<p>Hastalığa yönelik bir ilaç yoktur. Ancak destek tedavisi yapılır.</p>
<p><strong>Korunma :</strong></p>
<p>Kızamıkla temas eden bir çocuk temastan sonra 1-2 gün içinde kızamık aşısı yapılarak kızamıktan korunabilir.</p>
<p>En etkili koruyucu önlem aşı ile aktif bağışıklama yapılarak sağlanır. Her sağlıklı çocuğa kızamık aşısı uygulanmalıdır. Aşı uygulama yaşı ülkelere göre değişir. Kızamığın yaygın olarak görüldüğü toplumlarda aşının 9. ayda, kızamık aşısının yaygın uygulanması sonucu kızamık vakalarının çok azalmış ve ileri yaşlara kaymış olduğu toplumlarda ise 12. ayda yapılması önerilmektedir. Ülkemizde aşı takvimi 9. ay ve ilkokul 1. sınıflarda yapılmak üzere iki doz şeklindedir.</p>
<p>Kızamık aşısı, etkisi zayıflatılmış canlı virüs aşısıdır. Aşı virüsü anneden geçen kızamık antikorları nedeniyle nötralize olup etkisiz hale geldiği için altı aydan küçük bebeklere kızamık aşısı önerilmez. Dokuzuncu ayda etkinliği yaklaşık %80 &#8211; %85 dolayındadır. Yaş ilerleyip anneden geçen antikorlar azaldıkça etkinliği artar. Onikinci ayda yapıldığında etkinliği %90’ın üzerindedir. Ülkemiz gibi kızamığın sık aralıklarla pik yaptığı ve malnütrisyonun sık görüldüğü yerlerde 12 aylıktan küçük bebeklerin kızamık ile karşılaşma ve komplikasyonlu kızamık geçirme olasılığı yüksektir. O nedenle ülkemizde kızamık aşısının ilk dozu 9. ayda önerilmektedir. İlk doza yanıt vermeyenlerin tamamına yakını ikinci bir doza yanıt verir. Böylece istenilen toplum bağışıklık düzeyine ulaşılabilir.</p>
<p>Kızamık aşısına bağlı gelişen bağışıklık, aşılananların büyük çoğunluğunda ömür boyu sürer. Kızamık salgınlarının nedeni kişilerin aşı sonrası gelişen bağışıklıklarını zaman içinde kaybetmeleri (sekonder aşı yetmezliği) değil, ya hiç aşılanmamaları ya da aldıkları aşıya yanıt vermemeleridir (primer aşı yetmezliği).</p>
<p>Tek doz kızamık aşısı olduğu halde bazı kişilerin kızamık geçirmesi beklenen bir olaydır. Aşının etkisinin olmadığı (soğuk zincir sorunu, üretim hatası, vs) şüphesine, gözlenen aşılı vaka oranı beklenenin üzerinde olmadığı sürece düşülmemelidir.</p>
<p>İkinci fırsat, hedeflenen gruptaki herkese verilir. İlk dozu almış kişilerin bağışıklanıp bağışıklanmadığına bakılmaksızın hedef grubundaki herkese silme aşı yapılması toplum bağışıklığı açısından etkili bir yöntemdir.<br />
<strong>Kızamık ile İlgili Sık Sorulan Sorular</strong></p>
<p><strong>Kızamık nedir?</strong></p>
<p>Kızamık, kış sonu ve ilkbahar döneminde görülen, ateş ve döküntü ile seyreden, bulaşıcı bir hastalıktır. Kızamığın başlangıcında birkaç gün süren bir ateş döneminden sonra öksürük, burun akıntısı ve gözlerde kızarıklık belirtileri gelişir. Döküntü yüzde ve boyunda başlar, sonra aşağıya doğru gövdeye, kollara, bacaklara ve ayaklara yayılır. Beş gün kadar süren döküntü, yayıldığı sırayla kaybolur.</p>
<p><strong>Kızamığa nasıl yakalanılır?</strong></p>
<p>Kızamık çok bulaşıcıdır. Kızamıklı kişi, döküntüsü başlamadan 4 gün önce ve başladıktan 4 gün sonraki dönem arasında hastalığı başkalarına bulaştırabilir. Kızamık virüsü burun ve boğaz içindeki salgılarda bulunur. Kişi hapşırdığı ya da öksürdüğü zaman mikroplar damlacık ile etrafa yayılır. Havada veya bulaştığı zeminde 2 saat süre ile canlı kalıp başkalarına bulaşabilir.</p>
<p><strong>Kızamık önemli bir hastalık mıdır?</strong></p>
<p>Evet. Kızamık, hastalığı geçiren kişiyi okula veya işe gitmekten alıkoyacak derecede ateş ve halsizliğe neden olur. Bunun ötesinde, özellikle neden olduğu yan etkilerden dolayı tehlikeli bir hastalıktır. Her hastalanan kişiden 6-20’si orta kulak iltihabı, ishal ve hatta zatürree geçirir. Bin kızamıklıdan biri beyin iltihabı geçirir. Ayrıca SSPE olarak bilinen Subakut sklerozan panensefalit de, kızamık hastalığından yıllar sonra ortaya çıkan merkezi sinir sistemini tutan, nadir, ancak ağır bir hastalıktır. SSPE’ye ait belirtiler genellikle kızamık hastalığının geçirilmesinden 2–10 yıl sonra ortaya çıkmakla birlikte en erken 4 aylık ve en geç 52 yaşında vakalar bildirilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü’nün tahminlerine göre her 100 kızamık vakasından en az 1’inin öldüğü tahmin edilmektedir.</p>
<p><strong>En çok kimler risk altındadır?</strong></p>
<p>9–11 aylık bebekler; Anneden geçen koruyucu maddeler tükenmiştir. Hastalık bir yaşından küçük bebeklerde ağır seyreder.</p>
<p>Toplu halde yaşanılan yerlerdeki bebekler, çocuklar; Kreş, anaokulu, okul, kalabalık ailelerin çocukları. Hastalık çok bulaşıcıdır aşısızlara kolaylıkla bulaşır.</p>
<p>Yaşına uygun tartıda olmayan bebek ve çocuklar; Kolayca hastalanabilirler ve seyir ağırdır.</p>
<p><strong>Türkiye’de kızamık bir sorun mudur?</strong></p>
<p>Ülkemizde her yıl binlerce kızamık vakası görülmektedir. 1970’lerden bu yana kızamık aşısı var olmasına rağmen istenilen düzeyde aşılama oranlarına ulaşılamadığı için kızamık önemli bir sağlık sorunu olarak kalmıştır. Kızamık çok küçük bebeklerde ve okul öncesi çocuklarda görüldüğü gibi, okul çağındaki çocuklarda da sık görülmektedir. Ülkemizdeki kızamık vakalarının büyük çoğunluğu 15 yaşından küçük çocuklardır. Erişkin vakaları nispeten azdır.</p>
<p><strong>Aşı nedir, nasıl etki eder?</strong></p>
<p>Canlılarda hastalık nedeni olabilecek mikropların ya da parçacıklarının özel işlemlerden geçirilmesi sonucu, hastalık yapıcı etkileri yok edilmiş, ancak vücudun savunma sistemini uyaracak, nitelikleri korunmuş tıbbi ürünlere aşı denir.</p>
<p>Aşılar, vücutta savunma mekanizmasını uyararak, hastalık etkenini tanıyan ve bu etkenle karşılaşıldığında onu yakalayıp yok eden koruyucu maddelerin oluşmasını sağlar. Bu şekilde aşılanan kişi aşılandığı hastalıklara karşı bağışık yani dirençli olur. Oluşan direnç genellikle ömür boyu vücutta kalır ve hastalık etkeni ile karşılaşınca onu etkisiz kılmak için savaşır.</p>
<p>Bağışık bireylerin oluşturduğu toplumlar, hastalıkların yayılmasına karşı direnç gösterirler. Bu yolla henüz aşılanmamış, aşılanmaya engel oluşturan bir hastalığı olanlar da korunmuş olur.</p>
<p><strong>Neden aşı gereklidir?</strong></p>
<p>Kızamık hastalığından ve buna bağlı olarak ortaya çıkan diğer hastalıklardan korunmanın tek yolu aşıdır. Kızamık kızamıkçık kabakulak aşısı kızamığa karşı son derece etkin ve güvenli bir aşıdır. Ülkemizde 1970’lerden bu yana kullanılmaktadır. Ancak istenilen düzeyde aşılama oranlarına ulaşılamadığı için kızamık hastalığı ve ölümleri yaygın olarak görülmeye devam etmektedir.</p>
<p><strong>Kızamık aşısı nasıl uygulanır?</strong></p>
<p>Aşılama koldan enjeksiyonla uygulanır. Ülkemizdeki programa göre 12 ayını doldurmuşlara ilk doz ve İlköğretim 1. sınıfta kızamık aşısının 2. dozu yaptırılmalıdır. Dokuz aylıklara uygulanan ilk dozun koruyuculuğu % 80-85’tir. İlköğretim birinci sınıfta ikinci dozu alma şansını yakalayanlar için koruyuculuk % 95’tir.</p>
<p><strong>Kızamık aşısı nasıl bir aşıdır?</strong></p>
<p>İçeriğinde kızamıkçık ve kabakulak aşısıda bulunan üçlü aşıdır. Kızamık aşısının içinde gücü azaltılmış kızamık mikrobu vardır. Hastalığa neden olmaz. Aşı virüsü, bağışıklık sistemini vahşi virüsle karşılaştığında tanıyıp yok etmesi için hazırlar. Kızamık aşısı, hastalıkları önlemede kullanılan halk sağlığı araçları içinde en etkin ve en güvenli olanlardan birisidir.</p>
<p><strong>Kızamık aşısından sonra en sık görülen yan etki nedir?</strong></p>
<p>Zayıflatılmış aşı mikrobu bazen kızamığa benzer belirtilere yol açabilir, ancak bu belirtiler hafiftir ve kısa sürer. Kızamık aşısı olan her 100 kişiden 5 ile 10’unda aşılamadan 1 hafta sonra, ateş ve hafif döküntü görülebilir. 1–2 gün sonra geçer, bu dönemde çocuğa parasetamol içeren ağrı kesici-ateş düşürücü ilaçlar verilebilir. Aşı uygulanan yerde kızarıklık, hassasiyet, ağrı olabilir. Bu durumda enjeksiyon yerine soğuk uygulanabilir, parasetamol içeren ağrı kesici-ateş düşürücü ilaçlar verilebilir.</p>
<p><strong>KIZAMIK ELİMİNASYON PROGRAMI</strong></p>
<p><strong>Kızamık eliminasyon programı nedir?</strong></p>
<p>Eliminasyon, ülkemizdeki kızamık virüsünün ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. Çocuk felci mikrobunun kökü 1998 yılında kazınmış ve üyesi olduğumuz Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi 2002 yılında Polio Virüsünden Arındırılmış Bölge sertifikası almıştır. Benzer şekilde ülkemizde kızamığın neden olduğu hastalık yükü ve ölümlerini ortadan kaldırmak için kızamık virüsünün kökünün kazınması hedeflenmiştir.</p>
<p><strong>Kızamığın kökünü kazımak için ne yapmak gerekir?</strong></p>
<p>Kızamık virüsünü ortadan kaldırmak için 15 yaşından küçük çocukların ek bir doz kızamık aşısı ile aşılanarak kızamık virüsünün yayılımının engellenmesi gerekmektedir. Bu aşılama farklı aşamalarda gerçekleştirilmektedir. 2003 yılının sonbaharında ülke genelinde ilköğretim okullarındaki tüm çocuklar aşılanmıştır. Toplam 9.569.920 çocuk aşılanarak %97.2 aşılama oranına ulaşılmıştır. İkinci aşamada Ağrı, Batman, Bitlis, Bingöl, Diyarbakır, Hakkari, Muş, Şırnak, Tunceli ve Van illerinde 9 aydan büyük okul öncesi tüm çocuklar, ilköğretim birinci sınıf öğrencileri ve okul çağında olup da okula gitmeyen 6-14 yaş arası çocuklar Kızamık Aşı Günleri (KAG) uygulaması ile 1-15 Ekim 2004 tarihlerinde aşılanmışlardır. 10 ilde toplam 995.811 çocuk aşılanarak %84 aşılama oranına ulaşılmıştır. 3. aşamada ise 2004 yılında 10 ilde yapılan aşılama çalışması diğer illerde gerçekleştirilecek, bu 10 ilde de eksik aşılı çocukların aşıları tamamlanacaktır.</p>
<p><strong>KIZAMIKTAN ARINDIRILMIŞ BİR TÜRKİYE YARATMA ÇABALARINA TOPLUM BİREYLERİ NASIL KATKIDA BULUNMALIDIR?</strong></p>
<p>Kızamık hastalığından arındırılmış bir Türkiye yaratabilmek için mali kaynaklar ve siyasi iradenin seferber edildiği, birçok kişi ve sektörün katkı ve katılımının sağlandığı geniş tabanlı bir destek gerekmektedir. Bu geniş tabanlı desteğin sağlanabilmesi için, herkesin sorumluluk üstlenmesi kaçınılmazdır.</p>
<p>* Aileler, rutin hizmetler çerçevesinde önerilen aşı takvimi doğrultusunda ve ayrıca uygulanacak olan Kızamık Aşı Günlerinde çocuklarının aşılarını mutlaka yaptırmalı ve bu konuda sağlık personeline yardımcı olmalıdırlar.</p>
<p>* Toplumun tüm fertleri, tüm kuruluşlar, dernekler vs. mevcut kaynakları doğrultusunda, kızamığın yok edilmesi hedefine ulaşmak için yürütülen faaliyetlere destek olmalıdırlar.</p>
<p>* Toplumun önde gelen kişileri, sanatçıları, liderleri, çocukların aşılanmaları amacıyla sürdürülen çalışmalara katkıda bulunmalıdırlar.</p>
<p>* Yukarıda belirtilenlere benzer daha birçok yol ile bir yandan kamuoyu oluşturulurken, diğer yandan kitle iletişim araçlarından yaygın bir biçimde yararlanılarak toplumun duyarlılığı ve bilinci arttırılmalıdır.</p>
<p>Bu ve benzeri girişimlerle, çocuklarımızın kızamık hastalığına karşı korunmasını sağlayabilir ve hastalığın yayılmasını engelleyebiliriz. Çiçek hastalığının ardından, çocuk felci yeryüzünden silinen ikinci hastalık olmak üzeredir. Artık yeni hedef kızamık hastalığıdır. Gayretiniz, hayal gücünüz ve girişimlerinizle bu hedefe ulaşmak için gösterilen çabalara siz de katkıda bulunabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/51/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ŞARBON HASTALIĞI</title>
		<link>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/sarbon-hastaligi/</link>
		<comments>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/sarbon-hastaligi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Apr 2011 06:48:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[bacterial anthrax]]></category>
		<category><![CDATA[charbon]]></category>
		<category><![CDATA[Çoban çıbanı]]></category>
		<category><![CDATA[hematic anthrax]]></category>
		<category><![CDATA[karakabarcık]]></category>
		<category><![CDATA[malignant charbuncle]]></category>
		<category><![CDATA[malignat pustule]]></category>
		<category><![CDATA[ragpicker’s disease]]></category>
		<category><![CDATA[splenic fever]]></category>
		<category><![CDATA[woolsorters’ disease]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halkhekimi.com/v1/?p=48</guid>
		<description><![CDATA[Şarbon, ot yiyen hayvanlardan insanlara bulaşan bakteriyel zoonotik bir enfeksiyon hastalığıdır.

Şarbon hastalığı, insanlarda ve hayvanlarda bilinen en eski hastalıklardan biri olmasına karşın, dünyada geri kalmış ve gelişmekte olan bazı ülkelerde hala görülen, zaman zaman hayvanlarda salgın yapan bir hastalıktır. Amerika Birleşik Devletleri’nde, 11 Eylül 2001 tarihinde yaşanan biyoterör eylemleriyle şarbon bütün ülkelerde yeniden dikkatleri çeken bir hastalık olmuştur. <a href="http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/sarbon-hastaligi/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Çoban çıbanı, karakabarcık, malignat pustule, malignant charbuncle, charbon, hematic anthrax, bacterial anthrax, splenic fever, woolsorters’ disease, ragpicker’s disease”</p>
<p>Şarbon, ot yiyen hayvanlardan insanlara bulaşan bakteriyel zoonotik bir enfeksiyon hastalığıdır.</p>
<p>Şarbon hastalığı, insanlarda ve hayvanlarda bilinen en eski hastalıklardan biri olmasına karşın, dünyada geri kalmış ve gelişmekte olan bazı ülkelerde hala görülen, zaman zaman hayvanlarda salgın yapan bir hastalıktır. Amerika Birleşik Devletleri’nde, 11 Eylül 2001 tarihinde yaşanan biyoterör eylemleriyle şarbon bütün ülkelerde yeniden dikkatleri çeken bir hastalık olmuştur.<span id="more-48"></span></p>
<p>Hastalığın etkeni; Bacillus grubu içerisinde yer alan, sporlu bir basil olan Bacillus anthracis’dir.</p>
<p>B. anthracis, Gram pozitif, aerop veya fakültatif anaerop, endospor oluşturan, 1.2-10 µm uzunluğunda ve 0.5-2.5 µm kalınlığında olabilen bir basildir. Vasattan yapılan preparatlarda, mikroskop altında bakteriler genellikle zincir şeklinde görülür.</p>
<p>Şarbon dünyada gittikçe azalan enfeksiyon hastalıklarından biridir. Henüz tamamen eradike edilememiştir. Bu hastalık bazı Latin Amerika, Afrika ve Asya ülkelerinde endemik olarak görülmektedir.</p>
<p>Şarbon ülkemizde endemik bir hastalıktır. Görülme sıklığı gittikçe azalmasına rağmen özellikle İç ve Doğu Anadolu Bölgelerinde daha sık görülmektedir. Türkiye’de 1960-1969 yılları arasında 10724 insan şarbonu, 1970-1979 yılları arasında 5377, 1980-1989 yılları arasında 4423, 1990-1999 yılları arasında 4220, 2000-2005 yılları arasında ise 2210 insan şarbonu bildirilmiştir.</p>
<p>Ülkemizde şarbon hastalığı yılın her mevsiminde görülebilir. Ancak sıcak ve kurak aylarda hayvan ve insan şarbonu daha fazla görülmektedir</p>
<p>Şarbon hastalığı bir mera hastalığıdır. Toprak B. anthracis ile bir defa kontamine olduktan sonra uzun süre bu toprakta varlığını ve enfektivitesi devam ettirir.</p>
<p>Enfeksiyon, insanlara enfekte hayvanlardan direkt temasla veya indirekt yolla bulaşır. Bulaşma kaynaklarına göre enfeksiyon; 1. Endüstriyel, 2. Tarımsal ve 3. Laboratuar kaynaklı olabilir. Endüstriyel kökenli şarbon, B. anthracis sporları ile kontamine hayvansal ürünlerin; keçi kılı, yün deri, post ve kemik gibi, sanayide işlenmesi esnasında oluşur. Sporların deriye bulaşması ile deri şarbonu veya inhalasyonu ile akciğer şarbonu oluşur.</p>
<p>Hayvansal ürünlere uygulanan dekontaminasyon işlemleri ile enfeksiyon riski oldukça azaltılmıştır. Ülkemizde endüstriyel orijinli şarbon olgusu bildirilmemiştir. Enfeksiyonun endemik olduğu ülkemizde, endüstriyel kaynaklı şarbon olgularının görülmemesi düşünülemez. Bu olgular ya rapor edilmemekte veya gözden kaçmaktadır.</p>
<p>Tarımsal kökenli şarbon, enfekte hayvanlarla direk temas sonucu gelişir. Hastalıklı veya ölen hayvanların kesilmesi, derisinin yüzülmesi, etinin kıyılması sonucu direk temasla deri şarbonu veya enfekte etlerin yenilmesi ile gastrointestinal sistem şarbonu gelişir. Ülkemizde görülen şarbon olguları genellikle tarımsal kökenlidir.</p>
<p>Enfeksiyon karasineklerle de mekanik olarak bulaşabilir. İnsandan insana bulaş çok nadirdir. Enfekte yara ve akıntı ile direkt ve indirekt temas sonucu enfeksiyonun insandan insana bulaşma riski vardır. Bu vakaların hepsi deri şarbonudur. İnsandan insana bulaşmış gastrointestinal şarbon ya da akciğer şarbonu vakası yoktur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/sarbon-hastaligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Boyun Ağrısında Öneriler</title>
		<link>http://www.halkhekimi.com/v1/genel-saglik/boyun-agrisinda-oneriler/</link>
		<comments>http://www.halkhekimi.com/v1/genel-saglik/boyun-agrisinda-oneriler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Feb 2011 14:51:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Boyun ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[fıtık]]></category>
		<category><![CDATA[fizik tedavi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halkhekimi.com/v1/?p=45</guid>
		<description><![CDATA[1-Boyun ve kol ağrılarında tedavinin en önemli basamaklarından bir egzersizdir. Doktorunuzun size önerdiği egzersizleri düzenli yapınız. Egzersiz öncesi ve sonrası ısınma ve soğuma dönemlerine dikkat ediniz. 2-Sigara, hem genel sağlık problemlerine nende olduğundan, hem de öksürüğe neden olarak ağrı yakınmalarınızı &#8230; <a href="http://www.halkhekimi.com/v1/genel-saglik/boyun-agrisinda-oneriler/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1-Boyun ve kol ağrılarında tedavinin en önemli basamaklarından bir egzersizdir. Doktorunuzun size önerdiği egzersizleri düzenli yapınız. Egzersiz öncesi ve sonrası ısınma ve soğuma dönemlerine dikkat ediniz.<br />
2-Sigara, hem genel sağlık problemlerine nende olduğundan, hem de öksürüğe neden olarak ağrı yakınmalarınızı artıracağından sizi fazlasıyla rahatsız edecektir. Sigara kullanmayınız. Sigar içilen ortamlardan uzak durunuz.<br />
3-Fazla kilo, özellikle yük binen eklemlerde, eklemlerin ve eklem çevresinin yapısını bozarak kıkırdak hasarına neden olur, duruşu bozar. Boyun ve kol ağrılı hastalar fazla kilo aldıklarında yakınmaları daha da artar. Fazla kilolarınızdan düzenli bir tedavi ile kurtulunuz.<span id="more-45"></span><br />
4-Ayakta dik dururken normal duruşunuza dikkat ediniz. Ayakta iken, başınız ve göğsünüz dik, karın ve kalçalar içeride ve hafif önde durunuz. Sırtın doğal kamburluğunu koruyunuz.<br />
5-Ani olarak yapılan sert ve ters hareketler boyun ve kollardaki kasların ağrılı spazmına neden olur. Ani, sert ve ters boyun hareketlerinden sakınınız.<br />
6-Eller omuz hizasından daha yukarıda iken iş yapılması omuzdaki kasların belli bölgelerde sıkıştırarak ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açabilir. Kollarınızı, omuz hizasından yukarda kullanmayınız. Yüksekte iş yapmanız gerekiyorsa, merdiven kullanarak iş yapacağınız yüksekliğe yakın olmaya çalışınız.<br />
7-Giysilerinizin rahatlığı çok önemlidir. Özellikle, iş yaparken rahat ve sıkmayan giysiler giyiniz.  Sıkı veya dar sutyenler kollarınızın damar, sinir ve kaslarını sıkıştırarak beslenmelerini bozacağından tercih etmeyiniz.<br />
8-Banyo yaparken, duşlu sistemleri tercih ediniz. Saçlarınızı yıkarken, kurularken veya tararken normal ve dik duruş tercih edin ve yavaş hareketler yapınız.<br />
9-El işi, dikiş-nakış yapma, yemek yeme, bulaşık işleri, temizlik işlerini yorucu ve zorlayıcı hale getirmeyiniz.<br />
10-İşlerinizi bitirmede aceleci olmayınız.<br />
11-Yerden yüksekliği 50 cm. civarında olan alafranga tuvalet kullanınız. Bu yüksekliği sonradan ilave edilebilen cihazlarla sağlayabilirsiniz. Tuvalet kenarında tutacakların olması oturup kalkmanızı kolaylaştıracaktır.<br />
12-Ayakkabı ve çorap giyerken, aşağıya doğru çok fazla eğilmeyiniz. Ayağınız bir tabureye koyarak veya oturarak bu işlemi yapabilirsiniz.<br />
13-Öksürme ve hapşırma boyun omurlarındaki ani basıncın artmasına neden olursunuz. Bu durumda disk ve omurlardaki ani basınç artışı ile çeşitli yaralanmalar meydana gelebilir. Boynuzu bir elinizle tutarsanız bu riskleri önlemiş olursunuz.<br />
14-Ani ısı değişiklikleri yakınmanızı artırır. Evin ısınsını sabit bir değerde tutunuz. Kışın giyeceğiniz boğazlı giysiler boynunuzun sıcak kalmasını sağlar. Yazın boyun ve baş kısmının terlememsine dikkat ediniz, çünkü terli ya da ıslak boyun ile hava akımına maruz kalmak yakınmalarınızı arttırır.<br />
15-Sandalyede dik oturunuz. Omuz geride, sırt ve bel arkadan destekli, ayaklar yere düz basılmış şekilde olmalıdır, ensenize bir yastık koyarak destek sağlayabilirsiniz.<br />
16-Boyun ağrısı ile baş dönmesi birlikte ise dengeyi sağlamak için baston kullanabilirsiniz.<br />
17-Uzun süre ders çalışmak, bilgisayar kullanmak, kitap gazete okumak ve televizyon seyretmekten sakınınız. Masaya eğilmeyiniz, eğimli masalar kullanınız.<br />
18-Sandalyeden kalkarken öne doğru kayarak kalkınız. Otururken ayaklarınız yere değmelidir.<br />
19-Kol destekli sandalyede oturunuz.<br />
20-Araçta, başınızı koltuk boyunluğuna yaslayınız ve emniyet kemerini bağlayınız. Gövdenizi hafif sağa veya sola eğik tutunuz.<br />
21-Araç sürücüsü iseniz, koltuğunuz rahat olmalı, her iki el direksiyonu kavramalıdır. Baş ve boyun boşta kalmalıdır.<br />
22-araçta yolcu iseniz, şişme boyun simidi veya yastık kullanabilirsiniz. Yolunuz kısa ise, araçtaki el askısına tutununuz, böylelikle sarsıntıdan etkilenmezsiniz.<br />
23-Araç içinde oturduğunuz koltuğun yüksek olmasına dikkat edin.<br />
24-Yüzüstü yatmayınız, yan yatmak ideal olandır. İnce, geniş, yumuşak bir yastık kullanabilirsiniz. Üzerine rulo şeklinde havlu konularak boyun desteklenmelidir.<br />
25-Aynı pozisyonda devamlı kalmayınız, ideal dinlenme şekli yatar pozisyondur.<br />
26-Prensip olarak, en uygun pozisyon ağrısız veya en az ağrılı olan pozisyondur.<br />
27-koltuk veya sandalyede uyumayınız, yatağınızda uyumayı tercih ediniz.<br />
28-Yattığınız odada gece lambası kullanınız. Bulunduğunuz yeri ve konumunuzu görebilirsiniz.<br />
29-Yatarken kollarınızı aşağıda tutunuz.<br />
30-Sırtüstü yatışta, kullandığınız yastık normal anatomik pozisyonu zorlamamalıdır, boynu germemelidir.<br />
31-Yattığınız yerde, minderinizin altı sert olmalıdır.<br />
32-Ağır eşya taşımayınız. Eşit ağırlıkları az olarak her iki elde taşıyınız. Yerden ağırlık kaldırırken kalça, diz ve ayaklarınızı bükerek kaldırınız. Kaldırırken nefes alınız, dik duruma gelince nefes veriniz. Ağırlık kaldırmada, kollar gövdeye yakın, ayaklar arasındaki aralık omuz genişliği kadar olmalıdır. Ağır eşya taşırken tekerlekli araba kullanabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halkhekimi.com/v1/genel-saglik/boyun-agrisinda-oneriler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osteoartirit &#8211; eklem kireçlenmesi</title>
		<link>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/osteoartirit-eklem-kireclenmesi/</link>
		<comments>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/osteoartirit-eklem-kireclenmesi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Feb 2011 14:37:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[diz ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[eklem ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[kireçlenme]]></category>
		<category><![CDATA[osteoartirit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halkhekimi.com/v1/?p=39</guid>
		<description><![CDATA[Osteoartirit Osteoartirit Nasıl Bir Hastalıktır? Osteoartirit (eklem kireçlenmesi) en sık görülen eklem hastalığıdır. Eklem kıkırdağının yapısının bozulmasına, aşınmasına, incelmesine ve hatta kaybına neden olur. Ayrıca eklem kıkırdağının altındaki kemik dokusunda da değişiklikler sonucu kemikte büyümeler ve eklem kenarında çıkıntılar gelişir. &#8230; <a href="http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/osteoartirit-eklem-kireclenmesi/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Osteoartirit</strong></p>
<p><strong>Osteoartirit Nasıl Bir Hastalıktır?</strong></p>
<p>Osteoartirit (eklem kireçlenmesi) en sık görülen eklem hastalığıdır. Eklem kıkırdağının yapısının bozulmasına, aşınmasına, incelmesine ve hatta kaybına neden olur. Ayrıca eklem kıkırdağının altındaki kemik dokusunda da değişiklikler sonucu kemikte büyümeler ve eklem kenarında çıkıntılar gelişir. Sonuçta osteoartirit eklemlerin normal yapısını bozarak, hareketlerde kısıtlanmaya ve ağrıya neden olan bir hastalıktır.<span id="more-39"></span></p>
<p><strong>Osteoartirit Neden Olur? </strong></p>
<p>İki önemli faktör osteoartirit gelişmesinde önemli rol oynamaktadır.</p>
<p>1-Eklemlerin üzerine binen yükü dengeli bir şekilde emip dağıtarak, istenen hareketi rahat yapmasını sağlayan eklem kıkırdağı, kemik, bağlar gibi yapılarda doğumsal ya da sonradan gelişen bozukluklar.</p>
<p>2-Vücut kilosunda artışta olduğu gibi eklemlerin üzerinde yüklerin ya da mesleki nedenlere bağlı olarak eklemlerin normal çalışma koşullarının değişmesi.</p>
<p><strong>Osteoartiritin Gelişmesini Kolaylaştıran Faktörler Nelerdir?</strong></p>
<p><strong>Yaş:</strong> Osteoartirit orta-ileri yaşların hastalığıdır. Kırk yaşından önce görülmesi çok nadirdir. Yaş ilerledikçe hastalık görülme sıklığı artar. Örneğin, yetmiş yaşındaki insanların yaklaşık dörtte üçünde osteoartirit bulguları vardır.</p>
<p><strong>Kalıtım:</strong> bazı ailelerde çok daha sık olarak ve daha erken yaşlarda osteoartirit geliştiği bilinmektedir. Özellikle el parmak eklemlerinde şişliğe neden olan ve “nodüllü artirit” diye bilinen türünde kalıtım katkısı çok belirgindir.</p>
<p><strong>Cinsiyet:</strong> Diz ve ellerde görülen osteoartirit kadınlarda daha sık görülür. Kalça eklemi osteoartiriti ise kadın ve erkekte eşit oranda görülmektedir.</p>
<p><strong>Kilo:</strong> Fazla kilo ve şişmanlık eklem üzerine binen yükü arttırmaktadır. Özellikle diz osteoartiriti olan kimselerde kilo artışı şikayetlerin ortaya çıkmasına veya artmasına neden olabilmektedir.</p>
<p><strong>Eklemlerde Yapısal Bozukuluklar:</strong> Eklemlerde dğuştan görülen (kalça çıkığı, kalça eklemi ile yuvası arasında uyumsuzluklar vb.) ya da sonradan kaza, travma, hastalık gibi nedenlerle gelişen yapısal bozukluklar, eklemin işleyişini aksatarak osteoartirit gelişme riskini artırmaktadır.</p>
<p><strong>Ekelem Hastalıkları:</strong> Osteoartirit, başka herhangi bir eklem hastalığı olmaksızın görülebileceği gibi, eklemlerde görülen özellikle iltihabi nitelikli hastalıkların eklemde yaptığı yapısal bozukluklara bağlı olarak da gelişebilir (ikincil osteoartirit).</p>
<p><strong>Eklemlerin Aşırı Kullanılması:</strong> Mesleki nedenlerle ya da yaşam tarzına bağlı olarak belirli eklemlerin aşırı kullanılması osteoartirit riskini artırmaktadır.</p>
<p><strong>Osteoartirit Hangi Eklemlerde Görülür?</strong></p>
<p>Osteoartirit en sık diz, kalça, el parmak eklemleri, ayak parmağı ve omurgada görülür.</p>
<p><strong>DİZ</strong> osteoartiriti özellikle bayanlarda sıktır ve artan kilo (şişmanlık) ile görülme sıklığı artar ve genellikle her iki dizi etkiler.</p>
<p><strong>KALÇA</strong> osteoartiriti erkeklerde de kadınlar kadar sık görülür. Doğumsal kalça eklemi uyumsuzlukları, kalça ekleminin edinsel hastalıkları ve belirli meslekler (örneğin çiftçilik) kalça osteoartiriti için risk faktörleri arasında sayılmaktadır.</p>
<p><strong>EL</strong> parmaklarında özellikle en uçta bulunan eklemlerde ve baş parmak kökünde osteoartirit, kemik çıkıntılara bağlı olarak eklem şişlerine neden olabilmektedir. Bu nedenle “nodüllü osteoartirit” olarak bilinmektedir. Genellikle ilk ortaya çıktıklarında ağrılı, kızarık ve şiş olmakla beraber, bir süre sonra kızarıklık ve ağrı geriler ve genellikle el parmak işlevlerini aksatacak düzeyde şekil ve hareket bozukluğuna neden olmazlar.</p>
<p>El Parmaklarında görülen osteoartirit “nodüllü osteoartirit” olarak da bilinmektedir.</p>
<p><strong>AYAK </strong>başparmağında görülen osteoartirit başparmağın dışarı doğru eğilmesine ve/veya hareketlerini tamamına yakın kaybına neden olur. İlk ortaya çıktığında, ellerdeki nodüller gibi ağrı ve şiş ile birlikte kızarıklıkta görülebilir ve yanlışlıkla gut hastalığı geliştiği düşünülebilir.</p>
<p>Osteoartirit, omurganın en hareketli bölgeleri olan boyun ve belde de görülebilir. Kemik çıkıntılarının sinir kanallarını ve omurilik boşluğunu daraltmasına bağlı olarak şikâyetlere neden olabilir.</p>
<p><strong>Osteoartiritin Belirtileri Nelerdir?</strong></p>
<p>Hastaların en çok Osteoartirit gelişen eklemlerin hareketlerinde kısıtlama ve ağrıdan yakınırlar. Kemik çıkıntılara bağı olarak eklem şiş görülebilir. Hareket sırasında eklemde çıtırtılar duyulabilir. Belirtilerin arttığı alevlenme dönemleri olabileceği gibi, uzun süren şikâyetsiz dönemlerde görülebilir.</p>
<p>Ağrı genelde genellikle hareket sırasında ya da günü ilerleyen saatlerinde görülürken, yakınmalar dinlenmeyle rahatlar. Uzun süren dinlenme sonrası ya da oturur durumdan harekete geçince, hareketlerde kısa süren bir tutukluk olabilir. Bu durum hareket ettikçe dakikalar içerisinde düzelir.</p>
<p>Eklem kıkırdağındaki bozukluklar ve aşınma ilerledikçe, istirahat sırasında da ağrı görülebilir ve hareketler günlük yaşam işlevlerini aksatacak düzeyde kısıtlanabilir. Osteoartirit olan ekleme komşu kaslarda zayıflama ve güçsüzlük dikkati çeker. Kaslarda kramplar da görülebilir.</p>
<p><strong>Osteoartirit Tanısı Nasıl Konur?</strong></p>
<p>Belirli eklemlerde gelişen kemik çıkıntılara bağlı şişlikler, hareket esnasında kısıtlanma ve kaba çıtırıtıların (krepitasyon) hissedilmesi hekimin osteoartirit tanısı konmasında oldukça yararlı bulgulardır. Eklemlerin röntgen filmlerinin çekilmesi de, osteoartirit tanısını koyarken çok yardımcı olur. Bununla beraber, röntgen filmlerinin çekilmesi de, osteoartirit tanısını koyarken çok yardımcı olurç Bununla beraber, röntgen filmlerinde osteoartirit bulgularının olması, mutlaka o eklemde çeşitli yakınların olacağı anlamını da taşımaz ya da yakınmaların hangi şiddette olduğunu tahmin ettirmez.</p>
<p>Osteoartirit tanısını koyduran bir kan testi yoktur. Fakat, bazı kan testleri, özellikle vücutta ciddi bir iltihabi cevabın olmadığını gösteren testler osteoartiriti diğer romatizmal hastalıklardan ayırt etmede yardımcı olur.</p>
<p><strong>Osteoartirit Nasıl Tedavi Edilir?</strong></p>
<p>Osteoartirit Tedavisinin Ana Amaçları</p>
<p>Ağrıyı gidermek</p>
<p>Hareketteki kısıtlamayı düzenlemek ve günlük yaşam aktivitelerinin sorunsuz yapılmasına yardımcı olmak ve hastalığın ilerlemesine engellemektir.</p>
<p>Osteoartiritin tamamen düzelmesini sağlayan bir tedavi yöntemi yoktur. Aşınmış olan kıkırdak dokusunu yenileyebilmek mümkün değildir.</p>
<p>Vucut ağırlığının ideal kiloya inmesi, düzenli egzersizlerle ekleme binen yükün azaltılması oldukça yararlı olmaktadır. Günlük işlerin ve egzersizlerin gün içerisine dengeli bir şekilde dağıtılması çok önemlidir.</p>
<p>Eklem ağrısı için ağrı kesici ve iltihap giderici romatizma ilaçları kullanılmaktadır.</p>
<p>Eklem içinde sıvının arttığı alevlenme dönemlerinde eklem içi enjeksiyonlar denebilmektedir. Eklem içine eklem sıvısına benzer özelliklerde sıvıların verilmesinin yada ağız yoluyla alınan ve kıkırdak içeriğinde bulunan bazı gıda maddelerini içeren ilaçların yararı ise tartışmalıdır. Uygun durumlarda sıcak ve/veya soğuk uygulamaları da ağrı kesici etki sağlamaktadır.</p>
<p>Osreoartirit, eklemde  ileri derecede  tahribat yaparak kişinin günlük ihtiyacını bile yapamaz hale gelmesine neden olduğunda, bu eklemin cerrahi yöntemler kullanılarak bir protez ile değiştirilmesi gerekebilir. Eklem protezleri (yapay eklemler) hem ağrının ortadan kaldırılmasını, hem de eklem hareketlerinin belirgin şekilde düzelmesini sağlayabilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halkhekimi.com/v1/hastaliklar/osteoartirit-eklem-kireclenmesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>En keyifli antioksidan kakao</title>
		<link>http://www.halkhekimi.com/v1/kategorisiz/en-keyifli-antioksidan-kakao/</link>
		<comments>http://www.halkhekimi.com/v1/kategorisiz/en-keyifli-antioksidan-kakao/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Apr 2010 19:31:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[antioksidan]]></category>
		<category><![CDATA[çikolata]]></category>
		<category><![CDATA[flavanol]]></category>
		<category><![CDATA[kakao]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halkhekimi.com/v1/?p=33</guid>
		<description><![CDATA[Her haliyle onlarca fayda sağladı, tadı damağımızda kaldı. Ebegümecigillerin bu harika çekirdeği kakao keyif ve mutluluğun ilacı oldu. Su ve baharatla karıştırıldı, dinsel ayinlerde kullanıldı. Yağı üretildi bronzlaştırdı. Süte katıldı, tozu ve yağı karıştırılınca dünya harikası çikolata ortaya çıktı. Her &#8230; <a href="http://www.halkhekimi.com/v1/kategorisiz/en-keyifli-antioksidan-kakao/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her haliyle onlarca fayda sağladı, tadı damağımızda kaldı. Ebegümecigillerin bu harika çekirdeği kakao keyif ve mutluluğun ilacı oldu.</p>
<p>Su ve baharatla karıştırıldı, dinsel ayinlerde kullanıldı. Yağı üretildi bronzlaştırdı. Süte katıldı, tozu ve yağı karıştırılınca dünya harikası çikolata ortaya çıktı. Her haliyle onlarca fayda sağladı, tadı damağımızda kaldı. Ebegümecigillerin bu harika çekirdeği kakao keyif ve mutluluğun ilacı oldu.</p>
<p><a href="http://www.halkhekimi.com/v1/wp-content/uploads/2010/04/kakao.gif"><img class="size-full wp-image-36 alignleft" style="margin-left: 5px; margin-right: 5px; border: 2px solid black;" title="kakao" src="http://www.halkhekimi.com/v1/wp-content/uploads/2010/04/kakao.gif" alt="kakao bitkisi" width="290" height="237" /></a></p>
<p>Başta Güney Amerika olmak üzere Batı Afrika, Batı Hint adaları ve tropiklerde yetişen ve doğal yetiştirme alanı And Dağları’nın etekleri olan kakao, düzenli yağmur alan randımanlı topraklarda yetişiyor. Kocaman bir zeytin çekirdeği şeklinde olan bu kahverengi bitkinin her birinin içinde 20-25 çekirdekçik bulunuyor. Dünyada 70 bin kilo metrekare üzeri bir ekim alanına sahip olan kakao tohumları hemen ya da bir süre sonra mayalandırılıyor ve ardından kurutulup, acı lezzeti kaybolunca kavruluyor, un haline getirilip yağı  alınıyor ve yeniden öğütülerek toz hali elde ediliyor. Üretiminin yüzde 40’ı Fildişi sahillerin de gerçekleşiyor. Onu başta Gana olmak üzere, Endonezya ve küçük miktarlarda üretim yapmakla birlikte Brezilya, Nijerya ve Kamerun takip  ediyor .Orta Amerika&#8217;ya Mayalar tarafından getirildiği düşünülen kakao,  mutfaktakiler için şüphesiz eşi benzeri bulunmaz bir malzeme. Sayısız tatlı, pasta, kurabiye yapımında kullanılan kakao, benim için en çok sütle karıştığında şaha kalkıyor. Kış günleri hem lezzet, hem de  sağlık için sıcacık kakao içmeyi ihmal etmeyin. Bilim adamlarının Kızıl derili “Cuna” kabilesi üzerinde  yaptıkları  araştırmalara göre, haftada 40 fincan kakao içen kabile bireyleri, kakaonun içinde bulunan etken madde &#8216;epicatechin&#8217; sayesinde Panama’da yaşayan diğer halklardan daha uzun yaşamakta ve ileriki yaşlar da Alzheimer hastalığına da yakalanmamaktalar. Kabilenin çoğunluğunun doğumdan ölüme kadar içtiği tek şey kakao.</p>
<p>Ancak kakaoyuda kararında tüketmekte fayda var. İçin de bulunan etken maddelerden dolayı fazla tüketildiğin de çarpıntı ve baş ağrısına neden olurken, sinirlerin yorulmasına ve sinir zafiyetine sebep olabiliyor.Yağı ağır olduğu için karaciğeri yoruyor.</p>
<p>Faydalarıyla kakao</p>
<p>Kalp, felç, kanser ve diyabet riskini azaltıyor. Çekirdeğinde bulunan “flavanol” maddesi beyne fazla oksijen gitmesini sağlıyor ve ileri yaşlardaki bellek sorunlarını azaltıyor. İdrar söktürücü etkisi olduğu gibi hazmı kolaylaştırıyor. Bağırsak ve idrar yolu spazmlarını çözümlüyor. Göğüs ucunda oluşan çatlak ve yaraların azalmasında etkilidir. Uyarıcı etkisiyle yorgunluğu giderir ve vücuda dinçlik verir. Yağı vücuda sürüldüğünde güneşin zararlı etkilerini azaltır, cilt koruyucu olarak görev yapar. Kakao, kırmızı şaraba oranla iki, yeşil çaya oranla üç kat daha fazla antioksidan madde içeriyor. Çikolatanın kalori sorunu yaratmasından ötürü yoğun çikolata tüketimi yerine kakaoyu tercih edin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halkhekimi.com/v1/kategorisiz/en-keyifli-antioksidan-kakao/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Denge bozukluğu yapan hastalıklar</title>
		<link>http://www.halkhekimi.com/v1/genel-saglik/denge-bozuklugu-yapan-hastaliklar/</link>
		<comments>http://www.halkhekimi.com/v1/genel-saglik/denge-bozuklugu-yapan-hastaliklar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 12:19:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halkhekimi.com/v1/?p=28</guid>
		<description><![CDATA[Denge, hareket sistemimizin uyum halinde çalışmasıdır. Bu uyum, sağlıklı bir insanda vücut gerek istirahatta, gerekse hareket halinde iken geçerlidir. Gözlerden, iç kulaktaki denge organından, tüm kaslarımızdan, eklemlerden iç organlardan kalkan uyarılar denge merkezine gider. Denge merkezi bunları algılar, işler ve &#8230; <a href="http://www.halkhekimi.com/v1/genel-saglik/denge-bozuklugu-yapan-hastaliklar/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Denge, hareket sistemimizin uyum halinde çalışmasıdır. Bu uyum, sağlıklı bir insanda vücut gerek istirahatta, gerekse hareket halinde iken geçerlidir. Gözlerden, iç kulaktaki denge organından, tüm kaslarımızdan, eklemlerden iç organlardan kalkan uyarılar denge merkezine gider. Denge merkezi bunları algılar, işler ve hazırlar. Tabii bunlar çok kısa sürede olmaktadır. En sonunda göz kaslarına, kol, bacak ve diğer vücut kaslarına emirler gider. Kaslar da o anda hangi pozisyonda olması gerektiğine karar vererek kimisi kasılır, kimisi gevşer. Bu şekilde vücudumuzun her durumda dengede kalması sağlanır. Denge bozukluğuna yol açan hastalıklar bazen çok şiddetli baş dönmesine neden olurken, bazen de sadece bir dengesizlik şeklinde karşımıza çıkarlar. Baş dönmesinde etrafımızdaki tüm eşyalar şiddetle dönerken, aynı zamanda bulantı kusma da olur. Bu şekilde tanımlanan tablodan daha çok iç kulakla ilgili hastalıklar sorumludur. Dikkatler o tarafa yöneltilir. Sanki bir hastalık ismi imiş gibi algılanan vertigo tanımı da tamamen buna uyar. Yani gerçek baş dönmesinin yabancı dildeki karşılığı vertigodur. Vertigo bir hastalık ismi olmayıp, çeşitli hastalıklarda ortaya çıkan baş dönmesinin karşılığıdır.  Dengesizlik diye tanımlanan klinik tablo ise, hastalar tarafından yer ayakların altından kayıyormuş, yaylı yatak üzerinde ya da hareket halindeki trende yürüyormuş gibi, arkadan itiliyor ya da çekiliyormuş gibi, başta boşluk hissi gibi çeşitli şekillerde anlatılmaya çalışılır. Bu durum gerçek baş dönmesinden farklıdır. O zaman nedeni bulmak için, iç kulakla birlikte tüm sistemleri içeren daha kapsamlı bir araştırma gerekir.<br />
EN SIK RASTLANAN BAŞ DÖNMESİ VE DENGE BOZUKLUĞU NEDENLERİ<br />
 <br />
1- Baş Pozisyonuyla Ortaya Çıkan Vertigo, Baş Dönmesi<br />
Baş hareketleriyle ortaya çıkan halk arasında da iç kulak kristallerinin yerinden kopması olarak tanınmaya başlayan ve tıbbi adı “Bening Paroksismal Pozisyonel Vertigo” olan hastalık.</p>
<p>Yataktan kalkma, yatakta bir yandan diğerine dönme, alışverişte üst raflara bakma, ayakkabı bağlamak için eğilme ve arkaya dönme sırasında yapılan baş hareketleri baş dönmesini tetikler.<br />
Baş dönmesinin süresi 15–30 saniye kadardır. Gün içinde defalarca olabilir.<br />
Bulantı olabilir, kusma görülmez.<br />
İşitme sorunları da yoktur.<br />
İç kulakta, yani denge organı içindeki yarım daire kanallarında kristallerin yerinden oynamasına bağlı ortaya çıkan baş dönmesi sebebidir.<br />
Baş dönmesi için verilen ilaçlarla düzelmez.<br />
Belli baş manevraları ile tanı konularak kolaylıkla tedavi edilebilir.<br />
Tekrarlayabilen bir hastalıktır. Bu durumda da aynı tedavi uygulanır.<br />
Daha çok genç ve orta yaş grubunda görülmektedir. </p>
<p>2- Memiere Hastalığı da Krizler Şeklinde Baş Dönmesi Yapıyor<br />
Bu hastalıkta ilk krizler hastayı çok tedirgin edip korkutur. Baş dönmelerinin süresi birkaç dakika ile 24 saat arasında değişir, genellikle 2–3 saatlik bir kriz yaşanır.  Her yaşta görülüyorsa da daha çok orta yaşta ortaya çıkar. Kadınlarda biraz daha fazla görülmektedir.<br />
Başlıca belirtileri:</p>
<p>Ataklar halinde baş dönmesi<br />
İşitme sorunları (başlangıçta dalgalı sonra sabitleşen işitme kaybı)<br />
Kulakta çınlama<br />
Kulakta basınç hissi<br />
Bu hastalığın tam nedeni belli değil, alerjik, anatomik, metabolik, bağışıklığa bağlı, enfeksiyöz faktörler ileri sürülse de, gerçek nedeni bilinmiyor. İç kulakta endolenf denilen sıvının fazlalığı ve basınç artışına bağlı olarak görülüyor.</p>
<p>Hastaya tuzsuz diyet önerilir. Şarküteri ürünleri, tuzlu peynir ve salamura türü tuzdan zengin gıdaların alınması azaltılır.<br />
Aşırı kafein tüketilmesi kısıtlanır. Çay içilebilir, fakat aşırı kahve ve kolalı içecekler sakıncalı olabilir. Bu nedenle azaltılmalıdır.<br />
Sigara kesinlikle yasaktır.<br />
Alkolün azaltılması gerekir, özellikle şarap ve bira atakları arttırmaktadır.<br />
Katı yağlı yiyecekler, unlu gıdalar, kızartmaları pek önerilmez.<br />
Tıbbi tedavi olarak çeşitli ilaçlar kullanılır.<br />
Bir süre sonra yarar görmeyen hastalarda orta kulağa yönelik enjeksiyonlar uygulanabilir.<br />
Söz konusu diyet ve ilaç tedavilerine yanıt alınamayan hastalara cerrahi tedavi uygulanabilir.<br />
Farklı cerrahi yöntemler vardır. Bunlar içinde en iyi sonuç veren “vestibüler nörektomi” ameliyatı ile denge siniri kesilmektedir. Son çare olarak yapılan bu ameliyatta, beyin sapından iç kulağa giden sinir kesilmektedir. Özel eğitim gerektiren bir ameliyattır.<br />
Meniere ve migren hastalığının bir arada olduğu tablo da sık görülür. Baş ağrısı ve baş dönmesi birliktedir. Bu grupta yer alan hastalar ilaç tedavisinden yarar görürler. Stresli, mükemmeliyetçi kişilerde, mali ve yönetimle ilgili işlerle uğraşan ve her şeyi kendine dert edenlerde daha sık rastlanmaktadır. Migrene yönelik tedavi verilince baş dönmesine de etki eder. Antidepresanlar ve migren ilaçları birlikte kullanılarak tedavide başarılı sonuçlar alınmaktadır.</p>
<p>3- “Vestibüler Nörit”Te İşitme Sorunu Yok, Baş Dönmesi Var<br />
İşitme sorunu olmayan bu hastalarda baş dönmesi daha uzun sürer. Birkaç güne kadar uzar. İki haftaya kadar uzar ama her geçen gün hafifleyen bir viral hastalık tablosudur. İlaç tedavisi ile baş dönmesi krizleri hafifletilir, ikinci aya kadar tamamen iyileşirler.</p>
<p>4- “Labirentit” Kronik Orta Kulak İltihabı, İlaç Ya Da Menenjite Bağlı Oluyor<br />
Labirentit olarak adlandırdığımız iç kulağın iltihapları, kronik orta kulak iltihabına bağlı olarak gelişebildiği gibi, menenjite ve ilaçlara bağlı da gelişebilir. İşitme ve denge kaybı yönünden çok ciddi bir hastalık tablosudur. Bu grup içinde daha hafif seyreden tablo ilaçlara bağlı labirentitlerdir. Bu ilaçlar ototoksik etkilerinden dolayı işitme ve denge bozukluğuna neden olabilir.<br />
Bunlar hangi ilaçlardır?</p>
<p>Aminoglikozit türü antibiyotikler: Bunlar idrar yolu enfeksiyonlarında ve cerrahi enfeksiyonlarda ve tüberküloz tedavisinde kullanılır. Denge ve işitmeyi bozduğundan, artık hekimler bu ilaçların yerini tutacak diğer antibiyotikleri tercih etmektedirler.<br />
Aspirin<br />
Kinin gibi ilaçlar en başta yer alan kulağa zarar verebilecek ilaçlardır.</p>
<p>5-Santral Kökenli Baş Dönmeleri:<br />
Klinik seyri daha masumdur, ama çok daha ciddi sonuçlara yol açabilir. Beyin ve beyincik kanamaları ve enfarktüsleri, kafa içindeki çeşitli tümörler, anevrizmalar, MS hastalığı (Multipl Skleroz), denge bozukluğuna yol açar. Bu hastalıklarda baş dönmesinden ziyade denge bozukluğu görülür. Daha yavaş seyirli ve daha silik bir tablodur, o yüzden gözden de kaçabilirler. Diğer nörolojik belirtilerin de irdelenmesi çok önemlidir. Görme bozuklukları, çift görme, konuşma bozukluğu, sarsak yürüyüş (ayakları açarak ördek gibi yürür). Yüzde, elde, kolda felç ve motor kusurlar vardır, duysal kusurlar ve his kayıpları görülür. Tüm bunlar denge bozukluğu ve baş dönmesiyle bir arada olduğunda ciddi bir tablonun olduğuna işaret ederler.</p>
<p>6- İleri Yaşlarda Görülen Baş Dönmeleri:<br />
İleri yaşlarda görülen bir başka baş dönmesi nedeni, “Vertebrobaziler Yetmezlik” tir.<br />
Baş pozisyonunun değişmesiyle beyin kan akımında azalma, ardından denge bozukluğu ortaya çıkar. Baş dönmesi, görme bozuklukları, işitme bozuklukları da olabilir. Tek başına baş dönmesi de olabilir. Bu hastaların çoğunda aterosklerotik damar hastalığı vardır. Ek olarak kemik erimesiyle birlikte omurların boyu da kısalarak kafa içine kan taşıyan damarlar iyice bükülür ve yeterli miktarda kanı iletemez.  Boyun kökenli nedenler de olabilir. Spondiloz hastalığı ya da osteofitler (boyunda kireçlenme) nedeniyle bu yetmezlik ortaya çıkabilir.</p>
<p>7- Baş Dönmesi Yeni Adet Gören Genç Kızlarda Da Rastlanır: <br />
“Baziler Migren”  diye tanımlanan bu hastalığa, ergenlik çağında yeni adet görmeye başlamış genç kızlarda rastlanır. Şiddetli baş ağrısı ve baş dönmesi vardır. Kriz sırasında damarda spazm olur ve dengeden sorumlu bölgelere yeteri kadar kan gidemez ve o sırada kriz yaşanır. Yaşla beraber düzelebilen bir durumdur. Bu hastalar doğal olarak kriz esnasında çok fazla paniğe kapılırlar. Fakat neden açıklanınca bu sorun da ortadan kalkar.</p>
<p>8- Psikolojik Kökenli Olanlar Da Var:<br />
Baş dönmesi insanın sosyal yaşamını alt üst edebilir. Ruhsal sorunlara da yol açabilir. Bunun tersi durumda söz konusu olup, ruhsal kökenli denge sorunları da ortaya çıkabilir. Bu tür psikojenik denge bozuklukları daha çok çeşitli sorunları olan genç kadınlarda görülmektedir. Baş dönmesi tanımlamaları çok tutarlı değildir, ifadeleri çok karmaşıktır. Mutlaka psikiyatr desteği alınmalıdır. Çok net baş dönmesi krizi yaşamazlar, daha çok dengesizlik tanımlarlar.</p>
<p>9- Senkop Atakları:<br />
Her ne kadar hastalar baş dönmesi olarak ifade ederlerse de gerçek bir baş dönmesi değildir. Beynin kısa süreli kansız kalması, azalmasıyla ortaya çıkan, birkaç saniyelik bilinç kaybı ya da bayılma tablosudur. Düşük tansiyonda, nabzın yavaş atmasında, kalp kapakçık hastalıklarıyla yeterli kan pompalanamaması durumlarında ve kalp krizinin erken döneminde görülebilen tablodur. Gerçek baş dönmeleriyle ilgisi yoktur. Bu nedenle tedavileri de farklıdır. Antihipertansif ilaçlar, trisiklik antidepresanlar, antianjinal ilaçlar da bu tip denge sorunlarına yol açabilirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halkhekimi.com/v1/genel-saglik/denge-bozuklugu-yapan-hastaliklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allerjik Astım</title>
		<link>http://www.halkhekimi.com/v1/kategorisiz/allerjik-astim/</link>
		<comments>http://www.halkhekimi.com/v1/kategorisiz/allerjik-astim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 13:49:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[allerjik]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[hışıltılı solunum]]></category>
		<category><![CDATA[wheezing]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.halkhekimi.com/v1/?p=23</guid>
		<description><![CDATA[Astım mast hücreleri, eozinofiller ve T lenfositler başta olmak üzere değişik hücrelerin rol oynadığı, hava yollarının kronik enflamatuar bir hastalığıdır. <a href="http://www.halkhekimi.com/v1/kategorisiz/allerjik-astim/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Astım mast hücreleri, eozinofiller ve T lenfositler başta olmak üzere değişik hücrelerin rol oynadığı, hava yollarının kronik enflamatuar bir hastalığıdır. Kronik enflamasyon hastada difüz hava yolu obstrüksiyonuna ve hava yolu duyarlılığının artmasına (bronş hiperre-aktivitesi) yol açar.</p>
<p>Astım duyarlı kişilerde hava yollarındaki bu enflamasyon nöbetler şeklinde gelen öksürük, nefes darlığı, hışıltılı solunum (wheezing), göğüste sıkışma hissine neden olmaktadır ve yakınmalar özellikle gece ve sabaha doğru ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan semptomlar difüz hava yolu obstrüksiyonuna bağlıdır. Hava yolu obstrüksiyonu değişik derecelerde olup, genellikle  evesibldir yani spontan olarak veya tedavi ile düzelebilir (KOAH&#8217;tan ayırıcı özelliğidir). Temel patolojik olaylar özetle şöyledir.<br />
• Geri dönüşümlü hava yolu obstrüksiyonu<br />
• Kronik hava yolu enflamasyonu<br />
• Hava yolu duyarlılığında artış (bronşiyal hiperreaktivite)</p>
<p>Allerjik ve non-allerlik olmak üzere iki tip astım vardır.</p>
<p>Ekstrensek (alerjik) astım: IgE bağımlı mekanizmalarla oluşur ve genellikle dış faktörlere bağlıdır. Ekstrensek astım genellikle atopisi olanlarda görülür. Fakat atopi olmadan da gelişebilir (mesleksel astım). Çocukluk astımının %80-90&#8242;ı ekstrensek astım iken, erişkinlerde bu oran %25-50&#8242;dir. Deri testleri pozitif, serum IgE ve eozinofil düzeyleri yüksektir.</p>
<p>İntrensek (non-alerjik) astım: IgE&#8217;ye bağlı olmayan mekanizmalarla gelişir. Hava yolu  enflamasyonuna neden olan faktörler henüz bilinmemekle birlikte izosiyanat gibi ekstrensek faktörler, enfeksiyon ve psiko-sosyal stres gibi intrensek faktörler, aspirin ve diğer nonsteroid enflamatuar ajanlar interensek astıma neden olur. Genellikle 30 yaş üstünde görülür. Cilt testleri negatiftir, non-spesifik bronş provakasyon testi pozitif bulunur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.halkhekimi.com/v1/kategorisiz/allerjik-astim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

